Masthead header

Category Archives: okumalık

Türk edebiyatına dışarıdan bakmanın yararlı yanları olduğunu düşünürüm. Uzakta duruş, neyin nerede nasıl yapıldığını görebilme ufkunu veriyor insana. Doğu ile Batı arasında sıkışıp kalmış bir ülkenin aydını, yazarı, düşünürünün aşamadığı bir gerçekle hep yüzleşiriz. Yaşama tarzı neredeyse özenilen Batı ile eş, ama düşünme/yaratma biçimi ne kendisinin ne de özenilenin rengini içerir. Nereden bakılırsa bakılsın bir […]

devamını oku »

“Korkunç bir yıl geçmişti, yeryüzünde ismi olmayan dehşetten daha yoğun duyguların yaşandığı bir yıl. Pek çok olağanüstü olay ve işaret gerçekleşmişti; Veba’nın kara kanatları uzaklara, denizin ve karanın üstüne yayılmıştı.” Salgın hastalıklar yüzyıllardır var, Poe’nun Gölge’si gibi peşimizde. Korunmak için yapmamız gereken aramıza mesafe, yüzümüze maske… Gündelik hayatımızın bir parçası haline gelen maskeler tarihin birçok […]

devamını oku »

Oturup bir Antonioni filmi izlemek istedim. Bu da, Bulutların Ötesinde ya da L’Eclipse olmalıydı. İki ters zaman, iki aykırı duygu sürüklenişi. Kalkıp Bologna’dan Ferrara’ya gitmiştim o filmin mekânlarına gözlerimle dokunmak için. Bir gün boyu adımlamıştım kentin sokaklarını. Antonioni, yalnızca bir öyküyü iletmez size; insanın içine/ruhuna, düşünce kıvrımlarına taşır her bir resmi/görüntüyü, mekânı. Onda ben görülmeyenleri […]

devamını oku »

“Bütün aşırıya kaçan sözler, Bütün aşırıya kaçan duygular Elbette ki Gülünç”                                                                                              Pessoa       Yola çıkmadan, yanıma, Umberto Eco’nun yeni çıkan kitabı Edebiyata Dair’i almıştım. Ahmet Hamdi Tanpınar seminerim var Nilüfer’de. Deniz otobüsünde Eco’yu okuyacağım. Gece başlamıştım bile. Kitabın sonundaki “Nasıl Yazıyorum” yazısını okudum önce. Sonrasında “Edebiyatın Bazı İşlevlerine Dair”e döndüm. Bu tarz denemeler ilginize göre okunuyor. […]

devamını oku »

Kurmacanın gerçekle bağı nedir? Bu bağ sübjektif ve kültürel kodlara dayanan bir gerçeklik mi yoksa evrensel bir hakikate hizmet etme yetisi var mı? Okurken, inanmak ya da ikna olmak kavramıyla kurduğumuz ilişki değişken mi? Okuyan açısından bir gerçeklikten mi bahsediyoruz ya da aksine okunan metnin kendi içindeki olgusal tutarlılığı edebiyat kuramı için yeterli mi? Tüm […]

devamını oku »

“Lear gözleri oyulana kadar kör yaşamıştır, ancak gözleri oyulunca görmeye başlar, anlamaya başlar.” Edward Bond/Çev.: Ayberk Erkay Edward Bond’un Lear oyunu için yazdığı önsüzü okuyunca ister istemez gene oyununuza döndüm. Bond, “teknolojik bir kültürde saldırganlığın yol açacağı” kederden söz ediyordu. Galiba oyununuz bu açıdan da irdelenmeye değer. Sonuçtaki cinnet haline sürükleniş. Bond, doğru yerden bakıyor. […]

devamını oku »

“Aşındır okyanuslarla korunamayan ışığımı tuz firarıyla, ve belle rüzgâr ilmini ruhun uç veren manzarasında.”   Nelly Sachs/Çev.: Melike Öztürk Gözlerindeki kederi bastırarak kadına baktın. Çayını yudumlarken önündeki kitabın sayfalarını ağır ağır çeviriyordu. O ân onun duygularını merak ettin. Ne düşündüğünü… Ama okuduğu kitabı daha çok merak ettin. Bekledin bir süre. Ötede işlerin yapılıyordu, makinelerin sesleri […]

devamını oku »

“Tiyatroda ülkü, hem göstermek, hem de  heyecanlandırmak olmalıdır”  J. P. Sartré                   Sartré’ın Saygılı Yosma’sını okuyorum. Bir duruş/bakış zamanı yaratarak insana doğru yürüyor. Onun içindeki sanrıyı, yaşama direncini anlatıyor. Çatışma durumunu var eden gerçekliğin nerede nasıl biçimlendiğini sorguluyor. Onun şu sözünü severim: (yazıda)“her şeyi göstermemek gerekir.” Bunu da, kendi oyunlarının sahnelenme deneyiminden sonra söylemiştir. Sizin oyununuza […]

devamını oku »

1967 yılında Adıyaman Besni’de doğan Doğan Doğan doksanlı yılların ikinci yarısında Frankurt’ta bulunan Goethe Üniversitesinde hukuk okudu. İki binli yılların ilk yarısında ise yine Frankurt’ta bulunan dünyaca ünlü güzel sanatlar akademisi Stadelschule’de sanat eğitimi aldı. Bu sırada bir dönem New York’ta bulunan Cooper Union’da eğitim gördü. Akademiyi master yaparak bitirdi, ardından Berlin’e yerleşti. Sanatçının bu […]

devamını oku »

Yazarak, yapıtlar vererek kendini bir yere taşıyan yazar, yazıdaki uğraşını güncel/gündemde tutmak için günümüzde her şeyi yapıyor. Bir bakıma her biçime giriyor. Çoklukla da bireysel çıkışlarıyla yapıyor bunu. Yani yapıtın/kitabın ne olduğu, bununla ilgili biçim/içerik ve söylemleriyle. Biliyor ki, o kitap-nesne’den ne kadar çok söz edilirse o kadar çok “satacak”, bu arada kendi ismi de […]

devamını oku »

Günce tutarak yazıya bağlandığımı söyleyebilirim. Bunun bir miladı var elbette. Sanırım Ataç’ın yazdıklarını okumam  etkili olmuştur bunda. Demek ki, lise yıllarıma değin uzanıyor. Ama öncesinde annemin bir uyarısı/yol göstericiliği var. İlkokulu yeni bitirmiştim. Ödül olarak, yaz tatilinde, o güne değin hiç görmediğim teyzemin yaşadığı kente, ona gidecektim. Bir başıma ilk yolculuğumdu bu. Üstelik, annem, bir […]

devamını oku »

Son zamanlarda, kurmaca metin yazmaya ilginin arttığı, en çok da öykü yazarlığının yaygınlaştığı gözlemlenebiliyor. Ortaya çıkan metinlerin okuyucuları çoğunlukla yine yazan ya da yazmaya niyet edenler. Bu durum kurmacaların okuyucu niteliğinin yükselmesi sonucunu da beraberinde getirebilir. Öte yandan, yeni yazmaya başlayan çoğu aday için, toplumsallıktan uzak bireysel kurguların baskın olduğu, görünebilir olmanın büyük yer kapladığı […]

devamını oku »

TRT’nin TRT olduğu, haber spikerlerinin gerdan kırıp göz süzmediği, mini etekleriyle “sosyal medya”da “like” almakla uğraşmadığı vakitlerdi… Doğru Türkçenin kalesinde Şengül Karaca’lar, Sevim Canbaz’lar, Tuna Huş’lar, Ülkü Kuranel’ler, Orhan Erhantan’lar… Orhan Boran da günümüzün “stand-up”çılarının ağababası! Ne tatlı ne temiz bir Türkçeyle konuşurdu… Orhan baba, elindeki mendiliyle alnına ufak ufak dokunur, terini alır gibi yaparak […]

devamını oku »

1./ Aramızda Geçip solmayan bir zaman var aramızda. Sözcüklerle kurduğunuz dünyanın biriktirdiklerinin ötesinde varlığınız, hele hele coşkulu sesiniz, gülümseyen haliniz… O karşılaşma anından alıp çıkaran, başka yerlere, iklimlere taşıyan sözleriniz. Şimdi ıssızlığında hayatın, sesin taşıyıcılığına bırakarak her şeyi bakıyorum geçen zamanımıza. Sizinle paylaştığımız anlara. Aramızda kalan söz, evet; hem de her dem taşıyıcı olan. 2./ […]

devamını oku »

“Söze dökülmemiş düşünceler, anlam verilmeyen sözcükler; ne bir dizemi olan, ne tempo tutulabilecek ezgiler:” G.A. Bécquer  20./ Dinmeyen Başlayan ve süren yolculuğun dinmeyen ipiltisi sizin zamanınızı yaratıyor bende.          Güne bölünürken, varlığınızın kuşatıcılığına yer açıyorum.        Hiç kimsenin gitmediği, görmediği bir yol, sapak burası!          Sözü, yaşamı, yaşamayı, bakışı ve zamanı değişken kılan bir yol.       Yazdıklarınızı okuyunca, umursanmayan […]

devamını oku »

15./ Aramızdaki söz yolculuğu       Pasajla buluşup yazmanızı, fotoğraflar çekmenizi iyiye işaret aldım. Böyle giderse yakında kurdele takacağız size!        Üstelik Türkçe yaşayıp, Almanca düşünüp, İngilizce yazan kurdeleli bir “öğrenci” olacaksınız!         Merak ediyorum gözlemlerinizin yansıyacağı yazıları/fotoğrafları.         Size baktıkça, düşündükçe varlığınızı size bakma yolculuğunu daha da içselleştiriyorum. Çok ince bir çizgiye taşıyorum bunu.        Karşıma anlamlar okyanusu çıkıyor.         Duygulanım […]

devamını oku »

Bella, odasında yatağına uzanmış ders çalışıyordu. Orhan Veli, kapıdan uzun uzun genç kızı seyrettikten sonra salonun köşesindeki küçük masaya oturur ve cebinden çıkardığı kâğıda bir şeyler karalayıp yeniden odaya yönelir. Kâğıdı Bella’ya uzatır ve “Bu şiiri sana yazdım” der. Uzanıp yatıvermiş, sere serpe; Entarisi sıyrılmış, hafiften; Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor; Bir eliyle de göğsünü tutmuş. […]

devamını oku »

Popüler kültürün önemli ikonlarından birine dönüştürülen Frida, resimlerinin yanı sıra inişli çıkışlı özel yaşamı ile tanınıyor. 17 Eylül 1925’te okuldan eve dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu çok kişinin öldüğü kazada, trenin demir çubuklarından birisi Frida’nın sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkar. Kazadan sonra tüm hayatı korseler, hastaneler ve doktorlar arasında geçecek; omurgası ve sağ […]

devamını oku »

Bir yazar roman yazarken, “karakter” değil insan yaratır. Canlı insanları yaratabilen bir yazarın kitabında büyük karakterler olmayabilir, ama onun kitabı bu haliyle bir bütün olarak, bir varlık olarak, bir roman olarak kalabilecektir. Yazarın yarattığı insanlar usta ressamlardan, müzikten, modern resimden, mektuplardan ya da bilimden konuşabiliyorlarsa, romanda bunlardan bahsetmelidirler. Eğer onlar bu konulardan bahsetmezlerse ve yazar […]

devamını oku »

Günümüzde edebiyata nasıl bir rol biçiyoruz, ya da böylesi bir rol biçmek gerekir mi? Eğer popüler kültürün harmanlandığı hayatın akışında edebiyat nerede/ne yapıyor, neye yarıyor gibisinden bir soru da soracak olursak; iş iyice karmaşık bence! Neden mi? Günümüzün edebiyatı zamanımızın ruhunun ötesinde bir mecraya itilmedi aslında, var olan, süregelen bir anlayış parçalandı. Modernite gerçek anlamda […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r