Masthead header

Category Archives: okumalık

Thomas Mann’ın ayırıcı özelliği, izlekler ve kahramanların tasarımı ve dili biçemselleştirme konusunda gösterdiği özendir.  Bu yazar için yazmak, yaşamak, yaşamı derinden duyumsamak demektir. Fischer Yayınevi, Mann’ın yazmak ve yazara ilişkin yapıtları, yazıları ve söyleşilerinde dile getirdiği 13 öğüdünü bir araya getirmiştir. Türkçeleştirdiğim bu öğütlerden bazıları önemli, bazılarıysa önemsiz sayılabilir, farklı ağırlıklaştırılabilir.    Yazar olmak için, […]

devamını oku »

Bir kitabı sadece kapağına göz gezdirip yargılamamız pek beklenen bir şey değil elbette, ama bu yazının bağlamında yalnızca bu konuya odaklanacağız.  Şu sembolik özdeyişe katılmadığımı söylemiyorum -var ya şu “İnsanları deri renklerine ya da giymek istedikleri şeylere göre yargılama!..” meselesi. Bunun tamamen yanındayım. Söylemeye çalıştığım özdeyişin yanlış olduğu değil, ama kitaplar için geçerli olmadığı. Bir […]

devamını oku »

Elindeki kitabı evirip çevirerek konuşuyordu. Anlattığı rüyasıydı. Evinin kapısının eşiğine geldiğinde, tam ayak hizasında bir ucu açık bırakılan çakı ile karşılaşınca nutkunun tutulduğunu, ne içeri girebildiği, ne de geri dönebildiğini anlatmıştı: -Olduğum yerde dönüp sağıma baktığımda bir kadınla bir adamın beni gözlediğini gördüm. Adam elinde bir yılan derisi sallayıp duruyordu, kadın ise kaşlarını kaldırıp gözlerini […]

devamını oku »

Öyle görünüyor ki yazma zanaati ile ilgili her usta yazarın kendine özgü bir sırrı var, ama bunların içinde belki de en kalıcıları Alman edebiyat eleştirmeni, filozof, deneme yazarı Walter Benjamin’inkiler. İşte, Benjamin’in yazarlık tekniğine ilişkin olarak sunduğu on üç temel ilke:  Büyük bir iş için kolları sıvayan kişi kendine karşı merhametli olmalı, ancak sonraki çalışma öncesinde […]

devamını oku »

Yazar olarak kişisel tecrübelerim bir yana, çok sayıda yazar dostum var; yazar olan akrabalarım, arkadaşlarım ve zamanında çıktığım insanlar…  Yani bir yazarla olabilecek ilişki durumlarını farklı açılardan gözlemledim diyebilirim. Böylece yakın olduğum yazarlara destek olmanın en iyi yollarından birkaç tanesini sıraladım sanırım. Her ne kadar “standart beden, herkese olur” gibi bir seçenek bulunmadığını hatırlamakta fayda […]

devamını oku »

Margaret Atwood’un yazmak üzerine on maddelik listesi şöyle: Uçakta yazmak için yanınıza kurşunkalem alın. Tükenmezler akıyor. Ama ya kurşunkalemin ucu kırılırsa, yanınızda bıçak taşıyamayacağınız için uçakta onu açamazsınız. Bu yüzden yanınızda iki kurşunkalem olsun. Eğer iki kurşunkalemin de ucu kırılırsa, onları metal ya da cam bir tırnak törpüsüyle kabaca bileyebilirsiniz. Yanınıza üzerine yazmak için bir […]

devamını oku »

Yazarlığın doğuştan gelen bir yetenek olduğunu aklınızdan çıkarmalısınız. Yazma eylemi diğer tüm sanat dalları gibi öğrenebilir ve geliştirilebilir bir beceridir. Yazar olmak istiyorsanız eğer emek vermeniz ve uzun vakitler ayırmanız gerektiğini bilmelisiniz. Yazmak istediğiniz türde yerli ve yabancı klasikleşmiş metinleri okumuş olmalısınız. Yine günümüz edebiyatının yerli ve yabancı örneklerini çok okumalı, haklarında yazılmış yazıları incelemelisiniz. […]

devamını oku »

Geçince güz, anlaşılır bütün mevsimlerin neye yaradığı. Döner bakarsınız renklere, yaşanmışlıklara. Yitirilen doğadan bir kopuş değildir aslında, içimizdeki tükeniş demlerinin sevincidir. Oradaki yangını yitirdiğimizdendir her çözülme, doğa kendini yeniler her geçişte. Nedense, bir bunu insan yapamaz. Kendi aldanışını kendi yaratır geçtiği her eşikte. Alışkanlıklarının tutsağı olan dilden ürkmen bundandır. Bulduğunuzu sanmışken kaybetmek hükmündedir her adım. […]

devamını oku »

Johannes Gutenberg bütün dünyada basım tekniğini bulan kişi olarak tanıtılır. Alman basınında (Matthias Heine, Spiegel, 3. 2. 2021) yer alan ‘Gutenberg, Türklere Karşı Propaganda Yazıları Basmakla İşe Başladı’ adlı yazıda, bu bilginin doğru olmadığı, basım tekniğinin daha önce Asya’da geliştirildiği belirtilmektedir. Yazı ilgimi çekti ve üzerinde biraz düşündüm. Andığım yazıya göre, Gutenberg, basım tekniğini bulduğu […]

devamını oku »

Kısa cümleler yaz. Her zaman kısa bir cümleyle başla. Dinamik bir dilin olsun. Pozitif ol, negatif olma. Kullandığın dil yaşadığın zamana ait olmalı, yoksa işe yaramaz. Sıfatların aşırı kullanımdan kaçın; özellikle de “harika, büyük, muhteşem, inanılmaz” gibi sıra dışı durumları söyleyenlerinden. Gerçekten yeteneği olan ve söylemek istediği şeyler hakkında samimiyetle hissettiklerini yazan hiç kimse bu […]

devamını oku »

“Yetenek tek başına bir yazar yaratmaz!” Ralph Waldo Emerson John Steinbeck’in 1963 yılında, yazarlığa başlayanlar için kaleme aldığı yazı: “Birçok mükemmel hikaye yazdım, ama şansımı deneyip yazmanın dışında onların nasıl yazıldığını hala bilmiyorum” Sevgili yazar, Stanford’daki hikaye yazma kursuna katılmamın üstünden çok uzun zaman geçmesine rağmen, o zamanki tecrübelerimi çok iyi hatırlıyorum. Gözlerim parlıyordu ve […]

devamını oku »

Sıradan bir inat hikayesi aslında benimkisi… Edebiyat Haber’e emek verenlere ve katkıda bulunanlara sonsuz saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum; gerçekten de onlar olmasaydı, Edebiyat Haber böylesine bir etkinlik düzeyine erişemezdi. 2009 yılında Köpek Adamlar adlı romanım yayımlandığında otuz beş yaşındaydım. Basılı bir dergi çıkarmak istiyordum ama param yoktu; hem de hiç… Yıllardır, edebiyat temalı kültür sanat […]

devamını oku »

“Gönül Yakınlıkları” Daha ayrılır ayrılmaz başladı içimdeki huzursuzluk/özleyiş/belirsizliklerin sanrısı. Neyse ki, yolda, şoförle konuştum. Dağılan söz, geçilen yol, ardımdaki dağ, seyrimdeki düzlükler o gözlerin bendeki izlerini çekip alamıyordu. Ve konuştuklarımız; her şey bir düştü sanki! İzlenen bir filmi hatırlamışçasına belleğimden akıyordu o kareler… Dış gözle bu iki insanın sözünü, sesini, bakışlarını, aralarındaki tınıyı izliyordum… Uzaktan […]

devamını oku »

Bir günlük gazetede (Birgün, 25. 12. 2020) ‘İlber Ortaylı: Orhan Pamuk, Türkçe bilmiyor’ başlıklı haberi okuyunca, yazın tarihinde 19. yüzyılın başına değin varlığını sürdüren ‘sanat yargıcı’ kavramını anımsadım. ‘Sanat yargıcı’, yazın eleştirmenlerinin ya da kendilerini böyle adlandıranların, yazarları ve yazınsal yapıtları, bir yargıç gibi kesin yargılama anlayışını anlatır. İlber Ortaylı’nın Orhan Pamuk’a ilişkin öznel yargısı, […]

devamını oku »

Bir kadının, hem de ünlü entelektüel bir kadının, Françoise Giroud’nun bunu söylemiş olmasına sığınarak kadınlar üzerine bilgiççe sözler etmeye  soyunmuyorum sevgili okurum. Kadınca bakışın/kadın duyarlığının duyarlılığının yazıda/edebiyattaki seyrinden söz ettiğim bir seminerimde, Giroud’nun düşüncelerine değinerek, bizdeki kadın yazarların oluşturduğu edebiyatı “gecikmiş edebiyat” olarak nitelendirmiş; bazı düşüncelerle neden geç buluştuğumuzu anlatmıştım. Kadınlar üzerine yazmanın erkekler üzerine […]

devamını oku »

Bir katedrali inşa etmeye benzetirim bir kitabı kurmayı. Tek başına bir yazıyı yazmak yemek yapmak gibidir. Ama kitap bir inşadır. Her yönüyle tasarlayıp, planlayıp kurarsınız. Türsel yanı ne olursa olsun, kitap kurmak düşü, düşüncesi bir anda oluşmaz. Biriktirerek yol alırsınız. Bu nedenledir ki, işin tözü/aurası ne olursa nereden gelirse gelsin; zanaat yanı sizi katedral inşa […]

devamını oku »

“Afide sandım seni Yemyeşil de gözlerin” Hüseyin Haydar “Dostum dostum, güzel dostum…” İnsan insana giderse tanır, sever her bir şeyi. Dünya öyledir. İnsanla anlam kazanır değer bulur. İnsan insana kavuşunca büyür, öğrenir her bir şeyi. Ömür kısa hayat uzun diyecek değilim. Üstüne üstlük tersini de düşünürüm bazen. Ben diyeyim yirmi yıl, siz bunu çıkarın! Eğer […]

devamını oku »

“Sen ne istersen ol, kara gece, kızıl tan; Ürpermeyen bir yerim yok ki haykırmasın” Baudelaire/ Sait Maden Her zaman bir sestiniz. Şimdi gittiğinizden beri gayretkeş bir dilin tutsağıyım. Bunu bildiğinizden susuyorsunuz. Bir başdönmesi hali de değil bu, yuvaya dönüş özlemi. Hiç görmeseniz de, unuttuğunuz yerde bakışlarım. Yıkarken kurmak bir şeyi, ne zormuş meğer Babil’den geçmek! […]

devamını oku »

“Seven kadın, sevilen erkeği daima aşar; çünkü hayat, kaderden daha büyük.” Rainer Maria Rilke Geçen bir mevsimin esintisindeydi gözlerin. Oysa ândan âna dönenen bakışlarının diliyle konuşurdun her zaman. Dönüşenin değil, arayışın izindeydi benliğin. Sesinde çoğaldığın iklimlerden geçmiştiniz birlikte. Ruh savruntusu dediğini bir kenara yazmıştın. Ellerin kazıcı elleri gibiydi. Parmaklarının iziyle konuşurdu dokunuşların. Ardıç ağacının gövdesini […]

devamını oku »

Selimiye Mektupları ile Hücrem/Salpa/Sanık kütüphanemde yan yana durur. Okunmuş çizilmiş, notlar alınmış kitaplar arasındadırlar. Hem içerikleri, hem de okunma zamanlarıyla benim özelimdirler. Bazı kitaplar kadar bazı yaşamlar da öyledir; hayatınızın dönemecinde gelip sizi bulur, değiştirip dönüştürürler. Yılmaz Güney, 12 Mart askeri darbesi sırasında tutuklanıp yargılandığı dönemde, Selimiye’den üç kitapla dönmüştü: Hücrem/Salpa/Sanık. Henüz “Arkadaş” filmini çekmemişti. […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r