Masthead header

Category Archives: portreler

Virginia, sekiz yaş bedeninin arkasına sakladığı olgun dikkatiyle irice açılmış esmer gözlerini babasının anlattığı hikayelere heyecanla çeviriyor, ince uzun parmaklarının arasında taşıdığı kalın kitabın ne anlattığını öğrenmeyi başka bir zamana saklıyordu. Virginia, Victorya dönemi kurallarına göre ikinci plana atılan her kadın gibi okula gidememe eksikliğini babasıyla gidermeye çalışıyordu. Babasıyla annesinin ikinci evliliklerinden olan Virginia, küçük […]

devamını oku »

“Yaşamı cesur yaşamak gerek. Yaşamı doyarak yaşamak gerek. Yaşamı insafsızca yaşamak gerek. Yaşam sert. Yaşamı sert yaşamak gerek. Aşırı duyarlılıkları, garip aile bağlarını zamanında yenmek gerek. Kendi kendine cesur olan insan, neden ölümünü cesur ve istekle ölmesin? İstekle yaşayan insan neden istekle ölmesin?” 1943’te dünyaya gelen yazar ve çevirmen Tezer Özlü, 1986’da aramızdan ayrılana kadar […]

devamını oku »

Mücadeleyle, emekle yoğrulan insanların arasından geldiğinden midir, yoksa o insanları yazdığından mı; hayatın izi sürülüyor Durbaş’ın kaleminde. Gazetecilik ile şairlik, kâh omuz omuza kâh birbirinden rol çalarak yürüyor. “Ömrümü soruyorsun şimdi bana: Ömür, bir merdiven değil midir her basamağında çocukluğun ayak izi olan…” Refik Durbaş’a ömrünü sorduk. Kolay değildi bir şairin, hele ki gazeteci bir […]

devamını oku »

Alman filolog, filozof, kültür eleştirmeni, şair ve besteci. Din, ahlak, modern kültür, felsefe ve bilim üzerine metafor, ironi ve aforizma dolu bir üslupla eleştirel yazılar yazmıştır. Nietzsche‘nin kilit fikirlerini Apollon-Dionysos ikiliği, perspektivizm, Güç İstenci, “Tanrının ölümü”, Üstinsan ve bengi dönüş oluşturur. Hakikatin değeri ve nesnelliği üzerine yürüttüğü kökten sorgulaması, geniş çaplı yorumların odağını oluşturur ve […]

devamını oku »

“Hayata çevrilmeyen tekrarın insan düşüncesinde durağanlığa yol açtığına inanırım.” Cumhuriyet döneminin ilk bürokratlarından Mithat Yenen ve Aliye Hanım (Alman asıllı Anneliese Rupp) 30 Eylül 1936 günü İstanbul’da doğan evlatlarına Sevgi adını koyarlar. Okul hayatına Ankara’da başlar Sevgi. Sürekli gözlem yapan, düşünen, duyarlı, zeki bir çocuktur. Kendisinden yedi ve on dört yıl sonra dünyaya gelen kız […]

devamını oku »

“Bir sanatçıyı, daha doğrusu bir aydını, tarih karşısında temize çıkaracak olan onun tutarlılığıdır, eğer tutarlı değilse zaten hiçbir halt olamaz.” Emekli savcı Muharrem Bedrettin İlhan ve eşi Emine Memnune Hanım, 5 Haziran 1925 günü İzmir’in Menemen ilçesinde doğan oğullarına Atilla adını koyarlar. Attila ilk ve orta öğrenimini İzmir’de tamamlar. İzmir Atatürk Lisesi’nde okurken bir kız […]

devamını oku »

“Sorumluluğunu taşıyabileceğin düşüncelerin insanı ol.” 23 Haziran 1901 günü Hüseyin Fikri Efendi ve Nesime Hanım’ın bir erkek çocuğu olur. İstanbul’un Şehzadepaşı semtinde doğan evlatlarına Ahmet Hamdi adını koyarlar. Ahmet Hamdi, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını kadı olan babasının görevi nedeniyle Anadolu’yu dolaşarak geçirir. 13 yaşındayken annesini kaybeder, üniversite çağına geldiğinde İstanbul’a döner ve 1923 yılında […]

devamını oku »

“Muhakkak ki, bütün insanların birer ruhu vardı ama birçoğu bunun farkında değildi.” 25 Şubat 1907 günü Osmanlı Piyade Binbaşısı Selahattin Ali’nin bir çocuğu dünyaya gelir. Edirne’nin bir kazasında doğan erkek evladına Sabahattin Ali adını koyar babası. Yeni doğan bebek bir melek kadar masumdur elbette. Ama içine doğduğu dünya öyle değildir. Sinsidir, kahpedir, kalleştir. Ne yazık […]

devamını oku »

Öykücülüğü, şairliği kadar bilinmez Cahit Sıtkı Tarancı’nın; ama bu unutuluşta her şeye karşın kendisinin de payı var gibidir: Şiirlerinde mektuplarından ya da kendisi hakkında yazılanlardan öte bir kişilik oluşturmayı başarabilmiş şair, öykülerinde – belki de düzyazının vermiş olduğu bir rahatlık hissiyle – yaşamöyküsünü yakından bilenleri şaşırtacak, kişiliğinden az çok ayrı düşünülebilecek “ikinci bir edebi dünya” […]

devamını oku »

“Ben, ruhum memnun olduğu zaman mutluluk duyuyorum ve şiir benim ruhumu memnun ediyor.” “Varmak nedir bilmiyorum ama kuşkusuz tüm varlığımın ona doğru aktığı bir maksat vardır.” Furuğ Ferruhzad Doğumu ile ölümündeki iki kış arasına otuz iki yıllık kısa bir ömür sığdıran İranlı ünlü şair Furuğ Ferruhzad yaşamı, hüzün dolu şiirleri ve ölümü ile tam anlamıyla […]

devamını oku »

Soldaki resme bakınca hemen herkes yıllar yıllar öncesinde yaşamış tipik geleneksel bir kadın figürü görür. Peki, bu resimdeki kadının feminizmin annesi olduğunu söylesem? Mary Wollstonecraft, yani 27 Nisan 1759- 10 Eylül 1797 İngiltere’de arasında yaşamış bir dünya misafiri. 7 çocuklu ailenin ikinci çocuğu. Dokumacılıktan çiftçiliğe döndüğü için başarısız olan ve kendini içkiye veren şiddet düşkünü […]

devamını oku »

Sevim Burak’ı tanımlamak, onun için klişeleşmiş sıfatlar sıralamak niyetinde değilim. Bunun yerine onu, yazılarındaki kadın-dil ilişkisi açısından yorumlamak ve okurun kendi yorumuna imkân sağlamak daha doğru bir yol olacaktır. Şu kadarını belirteyim, Burak, eril dile karşı gelen ve feminist çevreler dışında hak ettiği değeri görmeyen bir yazardır. Burada Sevim Burak’ın eril dil ve söyleme karşı […]

devamını oku »

Ali Akay, “Queer Tahayyül” kitabının önsözünde bir “tuhaf” hikȃyeden bahseder. Anlatılan Adélaïde Herculine Barbin’in öyküsüdür. Ve şöyledir; Chesnet adlı psikiyatrın raporuna göre,  St-Jean D’ Angely’de 8 Kasım 1838’de ayakkabıcılık mesleğinden bir baba ve B. adlı bir kadından doğan medeni hali “kız” olarak ilan edilen Adélaïde Herculine Barbin, bir manastırda yetiştirilmiş ve 22 yıl boyunca genç […]

devamını oku »

Bir yazar düşünün. Öyle bir yazar ki siz kitabı okurken bir anda eline fırça alıp zihninizde resimler çizmeye başlar. Daha siz yazarın nasıl bir anlatım diline sahip olduğunu düşünme fırsatı bulamadan bir de bakmışsınız ki kitap bitivermiş, öyle akıcı, öyle şairane. Okuduktan sonraki ruh haliniz ile okumadan önceki ruh haliniz tamamen değişmiştir. Kendinizi daha güçlü […]

devamını oku »

“sizin şehrinizden Tanrı’ya götürüyorum perişan ve divane gönlümü“ Yaraları aşktan, hüznü içine bıraktıkları hasretten, ellerini bahçeye dikip yeşermeyi bekleyen, geceyi tutsak eden İran şiirinin kederli sesi Furuğ Ferruhzad. Modern fars şiirinin en büyük temsilcisi. Aşk, ölüm, hayat, kadın -erkek eşitsizliği, üzerine yer yer isyan ederek kelimelerin üstünde gezinen şair. Furuğ Ferruhzad, 5 Ocak 1935’te Tahran’da, […]

devamını oku »

Nietzsche’nin dünyayı anlatmak için edebi sanatsal modellere başvurduğunu biliyoruz. Nehamas’a göre Nietzsche hayatlarımızı sanatçıların yapıtlarını biçimlendirdiği şekilde biçimlendirdiğimizi iddia ediyor. Özgürlüğün kendini yönetme biçimi olduğunu söyleyen Nietzsche sanatçılar için şu cümleleri sarf ediyor: “Başka konularda onlardan daha zeki olmamıza rağmen sanatçılardan ders almalıyız. Çünkü bu incelikli[ düzenleme, şeyleri güzelleştirme] gücü ancak onlarla, sanatın bitip hayatın […]

devamını oku »

Dünya sinemasının en önde gelen isimlerinden Andrey Tarkovski, sadece sinema değil, pek çok farklı alanda yaşamımıza yön verebilecek fikirlerin sahibi bir isim. Sinema, sanat, sanatçı, bilim, edebiyat gibi birçok alanda fikirlerini sunduğu kitap ise; Agora Kitaplığı’nın bastığı en önemli yayınlardan olan, “Mühürlenmiş Zaman”.   Özellikle “Ayna” filmi üzerine gelen okuyucu mektup ve yorumlarından sonra, Tarkovski’nin […]

devamını oku »

“bu benim yolum, ya sizinki nerede? –Bana ‘asıl yolu’ soranlara verdiğim cevap bu işte. Çünkü asıl yol- zaten yok ki” Zerdüşt Böyle Buyurdu Nietzsche’nin çok-üsluplu bir edebi yazma tarzıyla kaleme aldığı yapıtlarının bütününden özel bir karakter inşa ettiğini düşünen Alexander Nehamas, “Edebiyat Olarak Hayat” isimli kitabında bu sorgulamayı derinleştirip Nietzsche’nin kendisini edebi bir karaktere dönüştürüp […]

devamını oku »

Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür, kültür tarihçisi, eleştirmen ve estetik kuramcısı Walter Benjamin. Bu kısa tanım onunla ilgili her yerde geçiyor ama her bakımdan da eksik kalıyor. Başucu kitabı olarak değerlendirdiğim YKY tarafından basılan “Tek Yön”, 1928 yılında ilk kez yayımlanmış. Kitabın türü ile ilgili olarak deneme ya da aforizma olduğuna yönelik değerlendirmeler olsa da Adorno […]

devamını oku »

Doktor Faustus, Büyülü Dağ, Tristan ve Buddenbrook Ailesi gibi romanların yazarı Paul Thomas Mann’ı 59 yıl önce kaybetmiştik. 80 yaşında aramızdan ayrılan Mann, 20. yüzyılın en önemli Alman yazarlarından biridir. Özellikle romanları ile tanınmakla beraber, edebiyat alanında verdiği eserlerin yanı sıra, toplumsal eleştirileri ile de öne çıkmıştır. 1929 yılında Nobel Edebiyat Ödülü‘nü kazanmış, 1933’te Nazilerin […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z