BARIŞ İÇİN DİZ DİZE
*Bu şiir, ABD’nin ve İsrail’in Ortadoğu’ya yönelik yeni işgal girişimine karşı, şairlerin vicdani karşı çıkışlarını kamuoyuna duyurabilmek amacıyla şairlerden alınan dizelerle oluşturulmuştur.
Çıngıraklı Sokak Şiir Gazetesi’nin çalışmasıdır.

BARIŞ: İLK TOHUMU ÖZGÜRLÜĞÜN
Kurumalı sokaklardaki sabi sübyan kanı
dünya doğmamış çocukların yuvası
onlar, sonsuzluktur Allah’ın terk ettiği topraklarda
suskun iblisler gibi izledik
toprağa düşerken küçücük ruhlarını
avuçlarında kuruyan zaman, bekleyiş ve korku
bir okyanustan bir okyanusa
bir anakaradan bir anakaraya
neydi bu kanlı iştah?
Anladık dünya öküzün boynuzlarındaymış hâlâ
sahte haritalar çizerken o zorba doymazlık
yoğuruldu ateşle, külle emdikleri süt
Farsça bir ağıt, Latince bir ilahi, Arapça bir çığlık.
İnanmayın cepheden gelen uysal haberlere
daha fazla kan, daha fazla kan, daha fazla kıyım
rüyaları karanlık, rüyaları kanlı
bir elin uzaklardaki azabı
utancını yitirmiş insan ruhundan
dünyaya yayılmış çürüme onlar
barış barış diye çığırıyorken kesik başlar
akıyor vadilerden sızan kan ve irin, acıya aldırmadan
üstümüzde eski barıştan kalma derme çatma direkler
nehirlerimizde yosun tutmuş çakıllar
pusuda hep o tanıdık çakallar.
dağlarda savaşın damarlarına kan olan petrol.
Bedeli ağırdır elbet yağma için akan kanın
zaman ha deyince ödeyemez kefaretini
insanın içindeki ur, habis yara
elmas, petrol, para ve altın
en gergin iptir Tanrı’nın gönderdiği
asmalı insanı o yağlı urganla.
Barış mı namludaki türkü, miğfer dikilen gül
barış mı şaşırır kalır çarşılardaki telaş
kurşuna bir karış daha yaklaşınca
kimdi düşmanımız unuttuk
ve dedik bizi derin bir sessizliğe gömün,
“barış” için, barış içinde kardeşler
ilk tohumudur özgürlüğün çünkü o
gerilip saldırmak için beraber,
acı çekerken ölüm renginde
tohumlar fısıldar orada hiçbir şey ummadan
ekmek gerek diye,
kendine inanmalıdır ekip biçen
tohuma inanmadan önce.
Barış dediğinizse kanlı giysileriniz sizin
giysin özgürlük anıtınız, armağandır ülkenize
köşeli değildir bayım vicdan
üçgen ya da dörtgen de sanmayın sakın
Davut yıldızı için mi işler yalnızca o sessiz tanık
yeşil bayraklara sarılı
tabutlar geçerken durmadan
iyiliğin vicdanını söktünüz kalbinden
etten kemiği sıyırır gibi ateşe verdiniz dünyayı
siz bir avuç şeytani akıl, bir avuç kravatlı sapkın
insan eti yediriyorsunuz içinizdeki yaban hayvana
kadınlarınızın parfümü, ölüm kokusu
kötülüğün asidi zehirliyor Ortadoğu’yu
bomba yediriyorsunuz çocuklara yumurta yerine
Tel Aviv’de, ateşi Zerdüşt
ışıkla değil, ateşle kutsuyorsunuz güneşi
tarih, sesli çalışıyor meydanlarda
Tahran’da aynı, İstanbul’da aynı
aynı kadınların dudaklarındaki dua, gözyaşı aynı
“God, Allah ve Tanrı”
haydut pençeleriyle parçalanırken Beyrut ve Gazze
bir gül dalı kırılsa ne zaman
çıtırtısı duyuluyor Şiraz’dan
Nerede bir katil varsa kiri doların ve petrolün
karanlıksa dünyanın bir yanı, karanlık öte yanı da
ama pas tutmaz özgürlüğün gün ışığı
halkların mavi sesi başlayınca konuşmaya
o soylu ışık aydınlatır yeri göğü
yok etmeyi yok edecek dilek ağacının dibinde
soluğumuzu tutmuş yaşarken bulursunuz bizi
bugün yanıyorsa boğazımız akan her şeyde
unutulmuş ölüler için
ama yarın ölenlerin dirilmediği bir savaş ertesi
sınayamazsınız halkların sabrını
son çıkan örter kapıyı, sızmasın diye
silahların gölgesi, ölüm ve soysuzluk.
DİZ DİZE VEREN ŞAİRLER
Abdülkadir Budak, Ali Günvar, Arife Kalender, Ayten Mutlu, Cenk Gündoğdu, Cihan Oğuz, Claire Lajus, Engin Turgut, Ertan Mısırlı, Hicri İzgören, Hüseyin Ferhad, Koray Feyiz, Levent Karataş, Leyla Şahin, Mecit Ünal, Metin Cengiz, Mustafa Köz, Müslim Çelik, Muzaffer Kale, Nilay Özer, Nisa Leyla, Nuh Ömer Çetinay, Nur Saka, Oğuz Özdem, Onur Caymaz, Pelin Özer, Seyyit Nezir, Sezai Sarıoğlu, Suna Aras, Şükrü Erbaş, Tozan Alkan, Tuğrul Keskin, Tuğrul Tanyol, Turgay Fişekçi, Turgay Kantürk, Veysel Çolak, Vural Bahadır Bayrıl, Yavuz Özdem
















