Masthead header

İlk Kitap: Çilem Dilber | Mesut Örs

İlk kitap söyleşilerimizin bu haftaki konuğu NotaBene Yayınları’ndan çıkan Kuyruklu Yalan isimli kitabıyla Çilem Dilber.

Kuyruklu Yalan’ın kaburgasını deforme edilmiş gerçekler oluşturuyor.”

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplar hayatınıza nasıl girdi, “okur” olmaktan “yazar” olmaya giden yol nasıl başladı ve ilerledi?

Kendimi günlük hayatta -işim ve ailem dışımda- bir okur olarak konumlandırıyorum. Kitaplar hayatıma belli bir dönemde ya da şekilde girmedi. Ben kendimi bildim bileli zaten hayatımdaydılar. Buradan çok okuyan insanların ya da büyük kütüphanelerin arasında olduğum sonucu çıkabilir ama kesinlikle öyle bir durum olmadı. Ne çok kitap okuyan aile bireylerine ne de raflar dolusu kitaplara sahiptim. Nasıl oldu bilmiyorum ama -belki on yaşlarındayken belki daha küçükken- okumaktan başka hiçbir şeyin veremeyeceği o özel duyguyla, bir şekilde tanıştım. Okumaktan yazmaya evrilen yol sanırım okuduklarımın hayranlığıyla küçük hayaller kurmaya, zihnimde kısacık sahneler, tanışmaya can attığım karakterler çizmeye başlamamla belirginleşti. Elbette bu yol çiçekli bir patika sevimliliğinde değildi. 

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, “Kuyruklu Yalan” ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?

Yazdığım öyküleri çeşitle dergilere gönderdim. Bu üç yıllık bir süreçti. Kimi dergilerden olumlu kimilerinden olumsuz dönüşler oldu. Bu süreç zor olsa da çalışmaya, daha çok okumaya ve daha iyisini yazmak için uğraşmaya motive etti beni. Zamanla bu mecrayı takip eden okurlardan olumlu dönüşler ve cesaret verici yorumlar da aldım ve sonrasında öykülerim dosya halini alıp yayınevine doğru yol aldı.

Kitabın ismi konusunda çok zorlandım. Öykülerim birbirinden farklı yerlerde farklı noktalara temas ediyordu. Ancak kuyruk ve yalan metaforları üzerinden kitabın ismine değerli editörüm Arzu Eylem sayesinde ulaştık.  

Yazmak konusunda belli ritüellerim olduğunu söyleyemem. Yazmam gerekiyordur, fikir zihnimde yeterli olgunluğa ulaşmıştır ve ben de onu kâğıda geçirmek için fırsat kolluyorumdur. Bulduğum ilk fırsatı değerlendirip taslak haline getiririm ve son halini verene kadar yazma fırsatı kollarım. Bilgisayarımın ve birazcık sessizliğin olduğu her yerde başka bir şeye gerek duymaksızın yazabilirim. 

Dosyayı bitirdikten sonra yayınevlerine ulaşma, başvuru ve dosyanın kabul edilmesi sürecinden bahsedebilir misiniz? Bu süreçte yaşadığınız zorluklar olduysa bunları nasıl aştınız?

Yayınevlerinin ilk dosyaları değerlendirmeleri konusunun tevatürü çoktur, bilirsiniz. Dosyama kendimce son halini verdiğimde o belirsiz ve karmaşık sürece dâhil olmamak için okunacağından emin olduğum Notabene Yayınevi’ne gönderdim. Notabene’nin dosya sahibinin ismine cismine bakmadan, sadece metne odaklanarak değerlendirme yaptıklarına iknaydım. İki buçuk ay sonra Arzu Eylem’den dosyadaki öyküler üzerine detaylı bir değerlendirme maili aldım. Öykülerimin yayınevi tarafından detaylıca okunup değerlendirilmesi, dosya sahiplerine çoğu yayınevinden gönderilen otomatik cevapları düşününce muazzamdı. Birlikte çalışma konusunda netleştikten sonra dosya programa alındı ve çoğu beklemeyle geçen bir dönem dosyaya öykü bazında ekleme ve çıkarmalar yaptık. Bu dönemin en zor kısmı sanırım beklemekti. Yayın programını beklemek, onu beklemek, bunu beklemek, şunu beklemek. Aslında geçen süre uzun değil, beklerken zaman algısı değişiyor. Bu yüzden yayınevi sürecinin en büyük sınavı, bence, sabır.

“İlk kitap” hem yayınevleri hem yazarın kendisi için yeni bir başlangıçtır. Siz ilk kitap olgusuna nasıl bakıyorsunuz?

İlk kitap benim durumumdakiler için ‘kitapsız’ken ‘kitaplı’ olmaya geçiş anlamına geliyor. Yazdıklarımın iki kapak arasına girmesi, orada burada farklı okurlara ulaşan öykülerimin bir araya gelmesi demekti. İlk kitabın heyecanıyla, kaygısıyla, sabrıyla özel olduğunu düşünüyorum. Hem yazanı hem okuyanı için. Okurunu bulmak için yola çıkmış bir seyyah. Yazarın okurunu bulması, yürümeye yeni başlayan bir çocuk gibi okuruyla el ele verip birlikte ilerlemesinin ilk adımı. Kuyruklu Yalan özelinde ise benim için ilk kitap, edebiyatın mutfağında harcadığım çabaların sonunda öykülerimin birleşip kanlı canlı bir hal alması ve bir kişiliğe bürünmesi.

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Kuyruklu Yalan on bir öyküden oluşuyor. Son üç yıl içinde yazdığım öyküler. Dört öykü daha önce çeşitli mecralarda yer almıştı, diğerleri ilk kez okurla buluştu. Kuyruklu Yalan’ın kaburgasını deforme edilmiş gerçekler oluşturuyor. Özellikle ‘Suzey’ ve ‘Yolculuk’ masalsı atmosferi, metafizik unsurlarıyla büyülü gerçekçi türe dâhil edilebilir. Diğer öykülerde zihinsel süreçler, güvenilmez anlatıcılar, toplumun farklı katmanlarından içerikler mevcut. Okumaktan çok zevk aldığım bilinç akışı, mümkün mertebe diyalog kullanımı, doğrudan aktarımlar ve kısa cümleler öykülerin belirgin özelliklerinden. 

Kitapta karakterleri, anlatıcıları, tema ve türleriyle farklı öyküleri bir araya getirerek geniş bir okuma yelpazesi sunmak istedim çünkü ben bu tür öykü kitaplarını okumayı çok severim. Bundan sonrası elbette okurun takdiri.

Yeni çalışmalarınız var mı? Varsa, kısaca söz edebilir misiniz?

Öykü yazmaya devam ediyorum. Fırsat buldukça çeviri yapıyorum. Okumayı planladığım çokça kitap var. Okunacaklar o kadar fazla ki, derya deniz. Elimden geldiğince planlarıma yetişmeye çalışıyorum. Okuyarak, yazarak edebiyatın içinde, akışta kalmaya, orada nefes almaya çalışıyorum. 

Yazar adaylarına tavsiyeleriniz neler olur?

Edebiyatın mutfağında vakit geçirmek, edebiyat sitelerini ve dergileri takip etmek, okumak ve yazmak adına emek vermek çok önemli. Çağdaşlarımızın ve ismini edebiyat tarihine geçirenlerin eserlerini, farklı coğrafyaların yazınlarını takip etmeye çalışmak evet zor ama ziyadesiyle faydalı. Eleştirel okuma yapmak da kendi yazdıklarına yabancılaşma ve onları hakkıyla değerlendirebilme yetisi sağlayabilir. Bunun yanında kurmacayla birlikte başka alanlarda, felsefe, psikoloji vs. gibi, okumalar yapmak da besleyici olacaktır. 

Ezcümle, en önemlisi, bence,  okumak, okumak ve yazmak. İki kere okumak bir kere yazmak. İnatla okumak, inatla yazmak. 

edebiyathaber.net (10 Ocak 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r