Masthead header

Çeviri eleştirisine bildirili protesto | Metin Celâl

Türkiye’de hemen hiç yapılmayan iş çeviri eleştirisidir. Eleştiri yok denir ama yine de arasanız bulursunuz ama sıra çeviri eleştirisine gelince akan sular durur. En önemli çeviri kitaplar hakkında bile eleştiriler okuyamazsınız. Bizde çeviri eleştirisi kitap tanıtma yazılarının içinde genelde tek bir sözcük olarak gerçekleşir. Tanıtma yazısını yazan çeviriyi beğenmişse “iyi”  ya da “güzel” demekle yetinir. Yazı tanıtma içerikli olduğu için eğer tahammül ötesi bir durum yoksa “kötü” denmez. Bir kitabı tanıtırken “çevirisi kötü” diye yazdığınızda “bu eleştiriye girer, tanıtım yazısında yeri yok!” diye editörün hışmına uğrarsınız. Zaten böyle bir eleştiri anlamsız olur. Çünkü bir çeviri için “iyi” ya da “güzel” dediğinizde kimseciklerin sesi çıkmaz, en fazla çevirmeni mutlu olur.  

Çeviri eleştirisinin yeri dergiler olmalıdır. Ama dergilerde de çeviri eleştirisine pek rastlanmaz. Özellikle çeviri eleştirisi ile ilgilenmesini umduğumuz akademisyenlerden hiç ses çıkmaz. Genellikle bu iş çevirmenlere düşer, bazen de duyarlı, dikkatli eleştirmenlere…

Çeviri eleştirisi için en doğru yayın çeviri dergileridir ama onların da ömrü uzun sürmedi yazık ki.   

Geçenlerde kültür sitesi Vesaire’de Elif Okan Gezmiş’in “Kötü çeviriden söz ettiğimizde sözünü etmediklerimiz” başlıklı yazısını okuyunca aklıma tekrar geldi çeviri eleştirisinin yokluğu. (bkz. Kötü çeviriden söz ettiğimizde sözünü etmediklerimiz (vesaire.org).) Elif Okan Gezmiş, ““iyi” veya “kötü” çeviriden söz ederken aslında ne dediğimizi ve belki de ne dememiz gerektiğini tartışmaya açmayı amaçlıyorum” diyerek iyi bir çeviri eleştirisinin nasıl olması gerektiğini sorgulamış, kendi görüşlerini iletmiş.   

Gezmiş’in yazısı bana 2000’li yılların başında yaşanan bir tartışmayı anımsattı. 2003’ün Ağustos’unda yayın hayatına başlayan Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi Picus’un ilk sayısından itibaren bir bölüm dikkati çekiyordu. Derginin reklamlarında bu bölüm şöyle tanıtılıyordu; “Çeviri Üstüne: Sırma Köksal ayın en iyi ve en kötü çevirilerini yazdı.” İyi çeviriyi anlamıştık da kötü çevirinin eleştirisi mümkün müydü? Hiç olmayan çeviri eleştirisinde “kötü çeviri” eleştirisi yapmak pek akla yakın gelmiyordu. Hele ilan almak amaçlı böyle popüler bir dergide bu yapılabilir miydi? 

Tabii ki yapılamazdı. Birkaç ay sonra tepkiler gelmeye başlamıştı bile. Satış endişesiyle her olumsuz gelişmeye kızan yayınevi sahiplerinin, yayın yönetmenlerinin tepkisini bekliyordum ama çeviri eleştirisine en şiddetle karşı çıkanlar çevirmenler olmuştu. Genellikle bizde tepki dediğin dedikodu düzeyinde kalır. Bol bol konuşulur. Ama bu kez farklı bir gelişme oldu.  

Çevirmenler eleştirilerini yazmakla kalmamış, bir bildiri kaleme olarak kaleme almış, örgütlü bir biçimde imzaya açmışlardı. Çevirmenlerimiz Sırma Köksal’ın eleştirilerini cımbız yöntemiyle yazdığını düşünüyordu. Koca bir kitaptan birkaç cümle seçip “bunlar doğru çevrilmemiş, doğrusu şu olmalı” şeklinde cümleler kurmasının yanlış olduğunu, çeviri metin ile kaynak kitabın bütününün karşılaştırılmadan eleştiri yazmanın mümkün olmadığını düşünüyorlardı. Hele çeviri yapmamış birinin çeviri eleştirisi yapmasını hiç doğru bulmuyorlardı. Sırma Köksal’ın yaptığının değinme olduğunu, istese yazıyı uzatıp eleştirisini daha da genişletebileceğini düşünmüyorlardı.  

Hayatın garip cilvesine bakın ki Picus’taki yazılardan ve çevirmenlerin bildirili tepkisinden kısa süre sonra Sırma Köksal önce Everest Yayınları’nın ardından da Can Yayınları’nın genel yayın yönetmeni oldu. 2005-2013 yılları arasında Everest Yayınları’nın yayın yönetmenliğini yaptı, 2013’ten 1 Mart 2018’e kadar da Can Yayınları’nı yönetti. “Bizim çevirilerimizi eleştiremez, çevirmen değil” diye bildiri imzalayan çevirmenler karşılarında genel yayın yönetmeni olarak Sırma Köksal’ı görünce neler hissetti? Hâlâ merak ederim. 

edebiyathaber.net (27 Ekim 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r