Masthead header

Category Archives: Raşel Rakella Asal

Günümüz dünyasında edebiyat eleştirmenlerinin bakış açısı tamamen değişti.  Nasıl tiyatro Brecht’in seyirciyi edilgin konumundan kurtardıysa, günümüz romancısı da okurun eserin bir parçası olmasını talep etmektedir. Çağımızın edebiyat kuramcılarına göre, okur kendisine verilen olay örgüsünde metnin akışında yitip giden edilgin okur olmaktan çıkmalı, anlam üretici konumuna, dolayısıyla bir çözümleme, yani eleştiri yapabilen, bir duruş sergileyen, bir […]

devamını oku »

Her şeyin zor ve anlaşılmaz olduğu yabancı bir dünyada çaresiz kalmışlığınız hiç oldu mu? Sürekli bir gerginlik içinde olduğunuz; bazen üzerinize binlerce ton ağırlığında dev taşlar yıkılıyor gibi bir hisse kapıldığınız? Bu gibi durumlarda gök gürültüleri birbirine izler, bu fırtınaları ancak güçlü olursanız göğüsleyebilirsiniz.  Birçok şair ve yazar bu bunalımlı dönemlerini atlatamayıp intiharı seçmiş kişilerdir. […]

devamını oku »

“İyi bir Hayat” romanında James Wood, emlak yatırımcısı altmış sekiz yaşını yeni bitirmiş Alan Querry’nin ve yetişkin iki kızının etrafında gelişen bir aile hikâyesi ile toplumun en küçük topluluğu olan aile kavramı üzerine odaklanıyor.  Nedir aileyi aile yapan özellikler?  Her aile mutludur?  “İyi bir hayat” dediğimiz klişe söylemler gibi “iyi bir aile” den söz edebilir […]

devamını oku »

Romanların yazıldığı dönem, toplumsal yapı kadar, yazarın hayatı da ilgimi çekmiştir çünkü yazarlar biraz da yarattıklarının ürünüdürler diye düşünürüm. Yazar nereye kadar bir şey anlatıyor? Nerede kendisi var? Üç Kız Kardeş Moskova’yı özleyen kızlar değil, verem olduğu için oyununun oynanırken Moskova’da bulunamayan Çehov’un ta kendisidir. Vanya Dayı’da çevre bilinci üzerine konuşan, doğa aşığı Dr. Astrov değil, yine yazarın kendisidir. Martı’nın yazarı Trigorin’e, yeni sanat […]

devamını oku »

Edebiyat olaylarla değil, bizde uyandırdığı estetik hazla ruhumuzda yer eder.  Bu nedenle bir yapıtı “başında ne olmuş”, “sonunda ne olmuş” diyerek okuyanların eserden estetik hazzı bulmaları olanaksızdır.  Böyle yazılan ve okunan kitaplar edebiyat sanatı içinde değerlendirilemez.  Estetik kapsam, olayların akışıyla değil, bu akış içindeki düşünce ve duygu akışının veriliş biçimiyle sınırlarını belli eder.  İnsan davranışlarını […]

devamını oku »

“İnsanın kişisel yaşama olan şiddetli arzusu ile çevresinin uyum istemi onun kişiliğini şekillendiren karşıt iki güçtür.” der Hermann Hesse. Onun “Bozkırkurdu” romanında işlediği temalar, ‘yalnızlık, bireyin parçalanmışlığı, ikiyüzlülük, bireyin kendini sakatlaması ve intihar’ olarak özetleyebiliriz. Bozkırkurdu romanın girişinde bize yeğeni tarafından şöyle tanıtılır: “Hayır, Bozkırkurdu’nun bakışı çağımızın, çağımızdaki bütün o yapmacık işgüzârlıkların, bencil, açgözlü çabaların, […]

devamını oku »

19. yüzyıl Rus gerçekçi edebiyatının en önemli yazarlarından Lev Nikolayeviç Tolstoy, beş yaşındayken annesini kaybeder. Ölümle ilk karşılaşması bu ölümdür. Annesinin cesedinin yanına getirmişlerdir onu; daha dün canlı olduğu halde, şimdi soğuk ve katı bir hale gelmiş uzanıyordur orada. Bu beş yaşındaki çocuk bir çığlık atar, çılgınca bir paniğe kapılarak odadan kaçar. Dokuz yaşına geldiğinde […]

devamını oku »

Marcel Proust son üç yılını büyük ölçüde yatak odasında geçirdi.  Uykusuz geceleri düşüncelerle doludur. Dağınık günler, yazma krizleri, arada kalan bir sürü uzun boşluk.  Bazen hem yazar hem düşünür; koltukta veya yatakta.  Saatlerce yatakta uzanıp karanlıkta tavana bakar. Karanlıkta yatarken, karanlığı dinlerken, hayatını da anlamaya, anlamlandırmaya çalışır. Düşünceler dipsiz bir çukurun içine düşer durur; deliğin […]

devamını oku »

Mit, insanın dünyayı algılama, anlama ve ilişki kurma yollarından birinin ifadesidir. Sanatın yolu duygulardan, duyulardan, gövdeden kendini koparıp saf anlamda boşluğa yüzmekten geçer.  Sanatın yolu akıldışı, ahlakdışı bir anlamsızlığa dalmaktan geçer. Sanatın yolu, bu ikisi arasındaki ince, zor, hayati bağlantıları açık tutmak, ilişkilendirmektir.  Tüm sanatçılar gibi Hermann Broch gibi sanatçılar da gerçek ile mit arasında […]

devamını oku »

Roman kahramanlarını ölümsüz yapan, yüzyıllar sonra da insanlar için bir şey ifade edebiliyor olması.  Büyük değişimler geçiriyoruz ama özünde duygularımız ve düşüncelerimiz birbirine benziyor.  Macbeth’in söylediği bir cümle var:  “Bir insan yaraşan her şeyi yapmaya varım, ondan ötesini yaptım mı insan olmaktan çıkarım.”  Böyle bir bakışı dillendirebilen bir karakteri tamamen zıt eylemlerin içinde görürüz.  Çünkü […]

devamını oku »

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra edebiyat alanında “Yeni Roman” akımın kurucularından Alain Robbe-Grillet ve arkadaşlarına göre edebiyat yenileşmelidir. Bu akım zaman içinde postmodern denen türün oluşmasına yol açar.  Kişiyi değil, kişinin gördüğü nesneyi öne çıkaran, anlamı hazır bir şekilde okura sunmayan, içeriği değil biçimi önceleyen, olayı geri plana alan bu roman anlayışının en belirgin özelliklerinden biri […]

devamını oku »

Nobel ödüllü Thomas Mann, 19. yüzyıldaki yazarlar gibi Nazi rejimine aktif bir şekilde karşı çıkan ve bu nedenle Alman vatandaşlığından çıkarılan bir yazardı.  Önce İsviçre’ye daha sonra ABD’ye göç etti.  Burjuvazinin yozlaşması çerçevesinde Buddenbrook Ailesi, Büyülü Dağ, Venedik’te Ölüm, Doktor Faustus gibi eserleri güncelliğinden bir şey kaybetmeden kuşaktan kuşağa okunur. Yirmi beş yaşında yazdığı Buddenbrook […]

devamını oku »

“O zamanlar çocuktum, artık öyle değilim; buna rağmen anılarımda kalan ses gerçeğe benziyor ve uyur taklidi yaptığı yerden hiç değişmemiş olarak, gene tane tane, gene tempolu bir tekdüzelikle yükseliyor”, diyenlerden misiniz? Siz de çocukluk günlerinizdeki anıları düşünürken ya da hissederken belirsiz, sıkıntılı, size ait bir hüzün duyumsar mısınız? İşte Pet Petterson’un At Çalmaya Gidiyoruz adlı […]

devamını oku »

Türk edebiyatında ele aldığı konular kadar, ele alış biçimi ve roman tekniği bakımından seçkin ve öncü bir yere sahip olan Adalet Ağaoğlu’nun Romantik Bir Viyana Yazı (2000) adlı romanı tarih edebiyat ortaklığı bağlamında örnek bir eserdir. Adalet Ağaoğlu kendiyle çok acıtıcı bir hesaplaşmanın sonucunda, kendi romanını kurmuş bir yazardır.  Ona göre, Türk romanıyla hesaplaşmanın yalnızca […]

devamını oku »

“En sevdiğim mi?”  “Nasıl demiştiniz?”  En sevdiğim manzaraları, hayvanları, bitkileri, yine en sevdiğim kitapları, müziği, mimari üslupları, resim akımlarını sormuştunuz, değil mi?  Benim en sevdiğim diyebileceğim hayvanlar yok, en sevdiğim sivrisinekler, en sevdiğim böcekler, en sevdiğim kurtçuklar yok, hem çok istesem bile söyleyemem size hangi kuşları, balıkları ya da vahşi hayvanları yeğlediğimi.  Kitaplar mı?  Evet, […]

devamını oku »

“Var olduğumdan emin değilim, gerçekten. Ben, okuduğum tüm yazarlarım, tanıştığım tüm insanlarım, sevdiğim tüm kadınlarım, ziyaret ettiğim tüm şehirlerim ve tüm atalarımım.” *** “Dünya edebiyatını bir tür orman olarak görüyorum; kendi içinde karmakarışık, bizi de yutan, sürekli büyüyen bir orman. ” “Bence bir kitap okumak, âşık olmaktan veya seyahat etmekten aşağı kalan bir deneyim değildir.  […]

devamını oku »

Ele alınır alınmaz bırakılmış, nice tasarılardan sonra, 19 Mart l873’te Tolstoy, Anna Karenina’yı yazmaya başlar.  Romanın en önemli yanı, Anna’nın tragedyası ve l860 yılına doğru, Rus toplumunun değişik tablolarıyla birlikte, -salonlar, subay kulüpleri balolar, tiyatrolar, yarışlar, -özyaşamöyküsel niteliğidir.  Konstantin Levin, Tolstoy’u canlandıran kahramanların başında gelir. Görünürde roman oldukça bağımsız bir çizgide ilerlerse de romanda paralel […]

devamını oku »

İngiliz edebiyatında Ian McEwan tartışmalı bir kişiliktir.  1970’lerdeki ilk edebi eserlerinin yayınlanmasından beri şiddet ve cinsel sapıklık konularına takıntılı bir kişi olarak ünlenmiştir. 1978’de yayınladığı ilk romanı Cement Garden’da (Beton Bahçe) annelerinin ölümünü saklayan kardeşlerin öyküsünü anlatır.  New York Times gazetesinin kitap ekinde roman “sarsıcı”, “marazi” sıfatlarıyla değerlendirildi ve “Elinizden bırakamıyorsunuz” yorumu yapıldı. Bir eleştirmen […]

devamını oku »

Herhangi bir sanat eserinde bakış açısının çok büyük önemi vardır. Bir edebi eserin anlatıldığı bakış açısı o sanat eserinin özünü ve yönünü belirler. Yazarın bakış açısını kullanmak üzere seçtiği kişi romanındaki en önemli kişidir. Romantik döneme kadar İngiliz edebiyatında çocukluk ihmal edilmiş bir konuydu. Elizabeth dönemi şarkı sözlerinde çocuk teması yer alsa da 18. Yüzyıl […]

devamını oku »

Kültür kavramına giren her şey gibi, ulusların edebiyatı da tarih boyunca bir miras olarak kuşaktan kuşağa aktarılır. Bir milletin geçmişteki varlığı, yani bugüne ulaşan izleri da pek çok yönüyle kendi edebiyatına mal olmuş tarihidir. Tarih deyince aklımıza “yaşanılan” ve “yazılan” tarih gelir.   Prof, Dr. Mehmet Kaplan’a göre “yazılan tarih”, “yaşanılan tarih”in binde biri değildir. Tarihi […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r