Masthead header

Category Archives: aysunöykü

Bilindiği gibi Edebiyat Haber’e gönderilen öyküler, edebiyatımızın usta ismi Cemil Kavukçu tarafından değerlendiriliyor.  Amacımız;  öykücülerin,  öyküyle kurdukları ilişkinin dönüşmesine katkıda bulunmak ve seslerinin daha fazla okura erişmesini sağlamak. Gönderilecek öyküler daha önce başka bir yerde yayımlanmamış olmalı. Edebiyat Haber’de, salı, perşembe ve pazar günleri olmak üzere haftada üç öykü yayımlanacaktır. Her yazar bir öyküsünü gönderebilir. Gönderilen […]

devamını oku »

gözlerinin ta içine bakıyorum. Sol taraftaki tezgâha, ipek poplinlerin olduğu raflara doğru, kumaş kokusunu içime çeke çeke yürüdüm. Ne zaman bu dükkâna gelsem Bursa düşer aklıma. Kapalıçarşı… Kumaşçılar… Ablamla birlikte diktiğimiz rengârenk elbiseler, etekler, blûzlar… “Kolay gelsin evlât!”, diyorum yandaki tezgâhın ardında duran gence doğru. Yeni olmalı! İlk defa görüyorum burada. Duymuyor sanırım. Dönmüyor benden […]

devamını oku »

Benden herhangi bir meyve hakkında yazılmış metin telebinizi yazdığınız mektubunuzu okuduğumda, derginize layık metne beni götüren işaretin, o esnada partideki görevimi icra ettiğim çalışma masamın üstünde duruyordu. Ancak benim bunu iki gün sonra fark ettiğimi okuduğunuzda yüzünüzün alacağı ifadeyi merak ettiğim için böyle bir giriş yaptığımı bilmenizi isterim. Her şeyden önce bir meyve hakkında yazılmış […]

devamını oku »

Islak kumları hissederken çıplak ayaklarımın altında, gözlerim hafif dalgalı denizin gökyüzüyle birleştiği noktadaydı. Dalgalar ayak bileklerimi birazcık aşıyor ve gittikçe de yükseliyordu. Ben, yeri göğü aynı anda kaplayan istilacı bir maviliğin büyüsüyle hipnotize olmuş bir vaziyette, bakışlarımı ayaklarıma çevirmekten bile acizdim. Metrelerce yüksekten büyük bir hızla yeryüzüne çakılırken açılmamış bir paraşütü taşır gibi taşıyordum kocamın […]

devamını oku »

Ona parkta rastladım. Elleri çocuktu, gözleri çocuktu. Çocuk kucağında çocuk tutuyordu. Kaydıraktakilere bakıyor, gülmek için sebep arıyor, bulamıyordu. Bulduğunu çabucak yitiriyor, gülmesi yarım hatta çeyrek kalıyordu. Belli ki o hep savaşıyordu. Çocuğu ağladığında başkalaşıyor ve kadın oluyordu.  Yanına gitmek istedim. Param vardı, nasıl verecektim? Versem alır mıydı? Bir an, ters bir bakış attı. Anladım, almazdı. […]

devamını oku »

Dışardaki sesler yine artmaya başladı. Bazen kalabalık grupların, bazen de koşan bir iki kişinin ayak sesleri geliyor. Sayıları tam tahmin edemesem de, çok mu az mı olduklarını anlayabiliyorum. Sofrayı hazırlayalı bir saat oldu, Ahmet hala gelmedi, bu saate kalmaması gerektiğini biliyor, niye gecikti acaba? Çayın suyunu önceden hazırladım, yemek sonrası hemen demlenmiş olması Ahmet’in hoşuna […]

devamını oku »

Uzun bir yolculuk, kar üstünde. Usulca çöken karanlığa inat sokaklar ışıl ışıl aydınlık. Pencereden akan manzara, gözlerimde yabanıl bakışlar. Zihnimde, içinde yerimi bulamadığım hayat. Trenin tekerleri mızrak gibi sokuldu durağa.  Sonra diş kamaştıran bir ses, çığlık sanki.  Vatman elindeki manivelayı başlangıç durumuna getirdi. Durdu tren. Anlamadığım konuşmalar, kahkahalar. Kapılar açıldı. Dışarının soğuğu vurdu içeriye. Kahkahalar […]

devamını oku »

Günlerden Pazar. Evlere geceden kalma havanın ağırlığı çökmüş. Perdelerin çoğu kapalı. Caddeler, sokaklar sakin. Uydu antenli çatıların altındaki hanelerde, sıradan sabah telaşları yerine miskinlik hâkim. Sessizliği törpüleyen gelişigüzel gürültüler, bazı kulaklarda balon patlatmış, uykuları kovalıyor. Güvercinler teras katın güneşli küpeştesine dizilmişler. Sessizliği yaran bir helikopter geçiyor yükseklerden, dağılarak uzaklaşıyorlar. Geri döndüklerinde kanat sesleri, gaga tıkırtıları, […]

devamını oku »

Karşılıklı çay içiyorduk. Her zamanki gibi çok güzeldi. Kömür siyahı saçlarının arasında nefessiz kalmak için can atıyordum. İnce belli bardağı kaldırdı, dudaklarına değdirmeden, yolda döküldü kelimeler halının üzerine. Önce üçe ayrıldılar, sonra dağıldılar civa gibi. Hangisini yakalasan nafile… “Cihan ben ölüyorum.” Dudaklarım aralandı ama sesim, yer yarılmış içine girmişti sanki. Çıkmıyordu. “Tedavi olmak istemiyorum, hiç […]

devamını oku »

Ablam, Herbert evde yokken çalışma odasındaki bilgisayarda çalışabileceğimi söylemişti. Zaten ne olduysa şu bilgisayardan sonra oldu. Herbert’in odasına ilk kez girmiyordum ancak bilgisayarını hiç kullanmamıştım. Bilgisayar açılana kadar şifreli olacağını düşündüm, yanılmışım, şifre filan yoktu. Üstelik posta outlook’u da şifresizdi. Merak bu ya gelen, giden tüm maillerine baktım, çoğu işle ilgiliydi, birde Stuttgart Hotel Astoria’dan […]

devamını oku »

Komşunun penceresinde güvercin kuluçkaya yatmış. Hem de küllüğün içine. Acemi anne. Fark ettiğimde hafiften gülümsedim. Sen de mi hazırlıksız yakalandın a güvercin? Hiç mi ağaç bırakmamışız sana büyük şehrimizde? Al bak, su koyuyorum buraya. İç, güçten düşme. Bacaklarıma abanan bir ağırlıkla irkildim. Kollarını bana uzatmış, “be be” diyor yedi aylık bebeğim. Burada da buldu beni. […]

devamını oku »

Dün gece bir uyudum bir uyandım. Gün ağarmaya başlamıştı usul usul. Tatsız rüyaların ağırlığıyla, karmakarışık olmuş yatak örtüsünden sıyrılmaya çalıştım. Kaslarımı hareket ettirmeme izin vermeyen bir ağırlık, üstüme abanıyordu. Baygınlığın kuyusuna düşmüşüm de yukarı çıkmaya çalışır gibiydim. Yatakta doğrulup çıplak ayaklarımla soğuk zemine bastım. Ayılmayı bekledim bir müddet. Üşüdüm sonra. Hep aynı rutinlere alışmış zihnim […]

devamını oku »

Bazen gülümser gibi dudak kıvrımları oynuyor sonra yanlış bir şey yapmış gibi birden ciddileşiyordu. Saçı yaşına göre çok erken ağarmıştı ya da yaşına rağmen yüzü hala genç duruyordu. Dağınık biraz da bakımsız bir haldeydi. Üzerinden hiç çıkarmadığını düşündüğüm tiftik tiftik olmuş kahverengi bir hırkası vardı. Kol kısımları yıpranmış, ipleri kendine yeni bir yol çizmişti. En […]

devamını oku »

Taksi, sıkışık trafiğin içinde dura kalka ilerlerken, tanıdık bir görüntü yakalamaya çalışarak, hüzün, özlem ve heyecanla camdan dışarıyı izliyordum. Radyoda çalan o çok sevdiğim şarkı ise tüm duygularımı coşturan bir etkiyle kalp atışlarımı daha da hızlandırıyordu. Yirmi beş yıl olmuştu neredeyse. Bu küçük Anadolu şehrinin binaları, caddeleri değişmiş, şehrin belleğimdeki izinden eser kalmamıştı. Ama sokağımızın […]

devamını oku »

Her gece çocuklarım uyur uyumaz yatmadan evvel az çok yazarım. Bilgisayarım, karalama defterim, renk renk kalemlerim ve başucumdan hiç eksik olmayan o kitaplar eşliğinde. Kulağımda Samvel Ayrapetyan’ın dinlemekten asla bıkmadığım o nefis melodileri. Gün boyu içimde toplaşan tüm kelimeler, kafamdaki yerini alır, dört gözle yazılmayı beklerler sanki. Taşıdıkları tüm duyguları öykümün içine tohum gibi serpiştirirler. […]

devamını oku »

Kızım, orta sehpanın üzerine terlik, tarak ve kepçeyi yan yana dizdi. Annemin önüne geldi, devler ülkesinde ezilmekten korkan bir cüceydi aramızda. Peltek bir dille “evciiiik” dedi. Dört çocuk büyüttüğü halde kızımın dilini hiç sökememiş, sökmek için teşebbüs bile etmemiş annem saf bir devden farksız, anlamaz gözlerle yüzüme baktı. -Torunun seninle evcilik oynamak istiyor. Annem “Terlik, […]

devamını oku »

Her zaman aynı saatte, aynı bankta, elindeki zencefilli kurabiyeyi yerken rastlıyorum sana. Kurabiyenin iki tanesini kese kağıdında bırakıp kalanını isimleriyle çağırdığın kuşlara vermek için ayırıyorsun ardından, tam zamanı deyip ayağa kalkıyorsun, başlıyorsun saymaya: Bir iki üç adım… Can sıkıntın arttığı gibi, başın da ağrıyor. Dayanılmaz olduğunu düşündüğün ağrının şiddetiyle birkaç dakika susuyorsun. Saatine bakıp, yapacak işlerin […]

devamını oku »

Yavaşça kapanan sokak kapısının sesiyle silkinip, duvardaki saate baktı. Dalgınlığına gelmiş evin karşısındaki okulun ders bitiş zilini duymamıştı. Ispanakları ayıklamayı bıraktı… Ellerini yıkarken seslendi. – Özgür! Anahtarıyla açıp kedi gibi girmek de neyin nesiydi… İnce bir zincirin ucundaki anahtarı, boynunda kolye gibi taşımak hoşuna gidiyor, dışarıdan geldiklerinde becerebileceğini göstermek için hep o açıyordu. Ama okuldan […]

devamını oku »

Elindeki diviti hokkaya batıran Çolak Derviş, üstüne eğildiği sayfanın kopyasını yatsı ezanından önce çıkarmak için acele ediyordu. Titrek mum alevinden başka odada dikkatini dağıtabilecek hiçbir şey yoktu. Arada kapının dışından gelen sesleri ve cübbesinin eteğini sürüyüp geçen dervişlerin görülüp kaybolan gölgelerini saymazsa. Akşam aptesiyle duruyordu. Ezan okunur okunmaz dervişlerin arasına karışıp diğerleri ile birlikte şeyhinin […]

devamını oku »

İçeriden bir ok gibi atılan mavi terlik, köhne ahırın kapısına kadar gitti. Palas pandıras dışarı fırlayan Ömer, gülerek başını tutuyordu. Ardından annesi elinde terlik, ağzında ‘babası kılıklı’ lafı ile kovalıyordu onu. Güzel bir İlkbahar, Nisan ayı bitmek üzere. Kışın karını, soğuğunu arkasında bırakan ilkbahar, artık güneş doğuruyordu doğaya. Evlerin damlarına, elektrik direklerine ve ağaçların yeni […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r