Masthead header

Bir hadise var! | Mehmet Özçataloğlu

Birkaç yıl önceydi. ON8 Blog’da “Cin Atı” adı altında öyküler yayınlanmaya başlamıştı. Tanıdığımız bir isim Neslihan Önderoğlu periyodik olarak yazıyordu bu başlık altında. Öyküler peş peşe gelmeye başlayınca ‘yeni bir kitap geliyor’ diye duyurmuştum, beklentimi ifade etmiştim ben de. Nedense beklediğim kitap bir türlü gelmemişti. Araya salgın hastalık girdi, ekonomik nedenler ortaya çıktı vs. derken beklediğim kitabı da unuttum açıkçası. Kısa bir zaman önce önümüze düşünce de o yıllara geri döndüm bir anda. O zamanlar yaşam hepimiz için bir başkaydı. Korkusuzca temas edebiliyorduk. Sadece gözlerimiz değil yüzümüzün tamamı ortadaydı. Birbirimizi tanıma sorunumuz da yoktu yani. Bir de… Eksilmemiştim henüz. En önemlisi de buydu aslında. Ama hayat işte. Getirdikleriyle yaşamayı öğretiyor insana!

Neslihan Önderoğlu’nun ON8 Kitap tarafından yayımlanan “Küçük Bir Mesele” adlı kitabı da yaşamdan bir kesit işte. Yirmi yedi öykü yer alıyor kitapta. Her biri sahici karakterlerden oluşan, olayların hiç birinin yadırganma-yacağı/dığı yirmi yedi öykü. Daha en baştan kapağı ile içimi titreten bir kitap bu. 

Tatile çıkanlar, kendi yolunu çizenler, kalbi kırıklar, eve dönenler, âşıklar, seçmediği bir hayatı yaşamak zorunda kalanlar, macera peşinde koşanlar, hayal kırıklığıyla tanışanlar, aile işinde çalışanlar, umut edenler, dünyayı önemseyenler, kendi içine dönükler, terk edilenler, bekleyenler, hayalperestler, kabullenenler, inat edenler… Hepsi mahallenin insanı, sokağın komşusu. Yabancılık çekmediğimiz bu karakterlerle bir anda kitabın içine çekiliyoruz. Yaşanmışlıklarımıza benzer olayları anlatmış/ göstermiş bize yazar. “Ben de yaşamıştım benzer şeyleri” dedirten anlar da oluyor kitabı okurken. 

Kitaba adını veren öyküde hayata atılmak isteyen bir genç adamla babası arasında geçen olayları okuyoruz. Bunlar bizim evde yaşanmadı diyen beri gelsin. “… Sonrası yine kavga gürültü. Yine aynı şeyler. ‘Sen adam olmazsın elinde iki kuruş paran vardı, onu harcadığın yetmezmiş gibi, bir de anneni kursa gideceğim diye kandırıp kadının üç kuruş parasına da göz diktin.’ Daha neler neler… Sonunda küstüler. Bir daha hiç konuşmadı abimle…” 

Önderoğlu, yaşamdan bir kesit olarak sunduğu öykülerinde sözü hiç dolandırmamış, uzatmamış. Yalın, kısa bir şekilde anlatmış, geçmiş. Şairin “Ah, kimselerin vakti yok” dizesini şiar edinmişçesine, hemen okunsun istemiş sanki. Uzun uzadıya kaleme alınan metinleri hangimiz okuyoruz ki artık. Zamanla yarıştığımız hız çağında her şeyi hızlıca tüketelim, geçelim istiyoruz. Öyküleri hızlıca okuyoruz ama hızlıca tüketemiyoruz. Günlük yaşam rutinimizde başımıza gelenleri ince ayrıntılarla resmediyor öyküler. Bu yüzden etkisinden çıkmak kolay olmuyor. “Ölü bile olsa, yıldız her zaman yıldızdır” diyerek biten “Yıldız Ölüsü” de bu öykülerden biri.

Yirmi yedi öykünün yirmisini daha önce blogtan okumuş olsam da aradan geçen zamandan, araya giren yaşamdan dolayı kimisinde ilk defa okumuş hissini yaşadım. Kırmızı minibüsün etkisi mi bilemiyorum ama “Küçük Bir Mesele” en çok hoşlandığım öykü oldu.

Öykü günlerinin içinden geçerken elime aldığım kitap yaşanan günlerin anlamını da çoğalttı.

edebiyathaber.net (21 Şubat 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r