Masthead header

yuzen fazlaliklar_kapakRuha fazla gelen, yük misali ağırlık yapan durumların dile getirildiği Fadime Uslu’nun “Yüzen Fazlalıklar” adlı öykü seçkisi, geçtiğimiz günlerde Can Yayınları’ndan çıktı.

Kitapta genellikle hayatının kışını yaşayan kadınların aile ortamlarının ve duygularının ağır bastığı temalar yer alıyor. Bu temalarda yer alan kadın kahramanların sorunlarının, bunalımlarının profesyonelce işlenişinde mükemmel bir gözlemcilik ve empati olgusuyla karşılaşıyoruz.

Kadınlar arası ailevi ilişkiler, melankolik ve hüzünlü bir anlatımla dile getiriliyor. Bu kadınların hassas yönleri, geçmiş yaşantılarının hüzünlü gölgeleri öne çıkartılırken bu duyguların inceliğinden anlamayan karakterlerle de karşılaşabiliyoruz.

Geçmişe ait masum aşklar, temaların bir çeşnisi oluyor. Sanki ağır, tozlu, koyu renk kadife perdelerin aralandığı pencerelerden sızan loş bir ışıkta izliyoruz bu kadınları… Öykülerin konularına bağlı olarak içerdikleri ağır atmosferi başarıyla yakalayan ve aktaran bir yazar Fadime Uslu…

Tema olarak bakıldığında kitap, her kesimden okuyucuya tanıdık gelebilecek ve okuyucuların çoğunun, içinde aile fertlerinden birini bulabilecekleri bir nitelik gösteriyor.

Öykülerdeki mekânlar ise kırlangıçların rahatlıkla uçabildikleri ve sık görüldükleri şehir dışı gibi sakin yerlerden oluşuyor. Dolayısıyla kitapta bu nazenin kuşların alacalı kanatlarından yayılan bir dinginlik atmosferi seziliyor.

Bunlar, âdeta hafif bir melodi eşliğinde okuyanı yormadan, günlük yaşamdan ve hayatın doğal akışından kesitlerin profesyonelce sunulduğu öyküler…

Öykülerdeki “uçan kırlangıçlar”a karşın “Yüzen Fazlalıklar” adını alan kitap, bu yönüyle sanki “Sabit ve Değişken” adlı öyküye bir öykünme gibi. Buradan da anlaşıldığı gibi baştan sona titizlikle düşünülerek bütünlüğünün korunmasına özen gösterilmiş bir seçki ortaya konmuş.

Kitapta, “John Milton’un olduğu belirtilen “yüzen fazlalıklar” sözü misal, iyi kalpli bir bakıcı kadının saçlarında ortaya çıkabiliyor:Boş ver sevgili Maricik. Böyle bıdı bıdı konuşup ona buna tepeden bakmaya bayılıyor insanlar. Başkasına değil, sen sadece bana bak. Avuçlarımda yüzen bir fazlalık var, senin saçların. “Yüzen Fazlalıklar”, seçkiye adını veren duygusal ve naif öykülerden biri…

Kimi zamansa bir kadının kendisinin bile çözmekte zorluk çektiği duygularına tercüman oluyor “yüzen fazlalıklar” söz grubu: “Bir ada gibiyim, çevrem yüzen fazlalıklarla dolu. Rüzgâr hangi yönden eserse essin kıyılarıma vuruyorlar.”

Eserde rüya metaforunun sıkça işlenmesi öykülere bir uçuculuk katıyor. Gerçekler, hayal gücü, rüyalar ve masalsı unsurlarla mayalanmış öyküler, çeşitli yönlerden âdeta bulutsu bir özellik taşıyor: “Yaşlı kadının arka bahçesindeki içi geçmiş kabakların arasından bir kör yılan taş avluya süzüldü…Kör yılan oracıkta derin bir uykuya daldı. Rüyasında kendisiyle birlikte onlarca kör yılanı yaşlı kadının başına dolanmış halde gördü.” (Uyku Yılanı)

Kitabın kapağında yer alan kırlangıç sembolünün diğer öykülerde de karşımıza çıkması, eserin bir kırlangıç sürüsüyle mühürlendiği hissini uyandırıyor. Bu anlatılarda kırlangıç kuşunun karşılığı olan anlamlar, tamamen okuyucunun yorumuna bırakılmış. Kırlangıçlar tarafından açık bırakılmış kapılardan girilerek hayal dünyasında uçuşan yorumlarda bulunabilmek, öykülere farklı bir tat katıyor.

Yazarın başkahraman olarak ele aldığı bakıma muhtaç ve geçmişin yaralarıyla yaşamaya çalışan yaşlı kadın ve kırlangıçlar düşünüldüğünde, aklıma ister istemez Cemal Süreya’nın “Hayat kısa / Kuşlar uçuyor.” dizeleri düşüyor. ‘Yazara kırlangıçları çağrıştıran; yaşlı kadının kaçırdığı hayat ve kırlangıçların ancak altı ay süren kısa yaşamları mıdır,’ diye soruyorum kendi kendime…

Edebiyatla resim, müzik gibi diğer güzel sanat dallarının ilişkileri düşünüldüğünde, bu seçkide özellikle müziğin ön plana çıktığını görüyoruz. Eserin tamamına hakim olan bir müzikalite, inceden inceye kendini hissettiriyor. Anlatılanlar, kırlangıçların esrarengiz ezgisi eşliğinde dökülüyor okuyucunun önüne… Ve kırlangıçların kendileri kimi zaman saf bir aşkın etrafında uçuşarak naif bir nakarat gibi tekrarlanıyor kitap boyunca: “Onlar notalar gibiymiş, her sabah duruşları farklı olduğundan müzik de değişiyormuş. Kırlangıçlar uçup hemen alt ya da üst kata konuyormuş. Bu bir kırlangıç senfonisiymiş ve dünya yaratıldığında duyulan ilk müzikmiş. İşte Cezmi Abi’ye âşık olmuş, büyük bir tutkuyla bağlanmıştım.” (Kırlangıç Senfonisi)

“Sabit ve Değişken” adlı öykü, insanların, durumların, hayatların kısaca yeryüzündeki her şeyin aynı anda hem sabit hem de değişken olmasını anlatıyor. Tıpkı yazarın birbirine bağlı görünen fakat aslında farklı olan âdeta yan yana iliştirilmiş öyküleri gibi: “Bana yeni bir şey söyle,”dedi, öylesine yeni olsun ki anlamını hemen bulamayayım. Dışında kalacağım bir cümle kur bana… Son derece kayıtsızdı. Elindeki kadehi hafifçe kaldırıp, “Sabit ve değişken olanlara…”dedi.” (Sabit ve Değişken)

Kendisini önüne gelen kadınla aldatan eski sevgilisinin, bir keçe postunda yaşadığını hayal ederek ondan intikam alan kadın ruhu, “Teke” adlı öyküde can buluyor. Kitap boyunca sesler ve müzikalite konusunda dikkat çekici bir duruş sergileyen yazarın, bu kez “koku” unsuru üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz. Evinin duvarına astığı bir teke postunun yaydığı kokuyu, tekenin çiftleşme döneminde yaydığı koku olarak niteleyip eski sevgilisiyle özdeşleştiren Nedret’in ilginç yorumları öyküyü tatlandırıyor: “Önceleri nereye saldıracağını bilemeyen buhranlı tekeydi. Ama şimdi… Hadi git toynaklarınla toprağı eşele. Burnundan soluduğun arzun bir yerlerini alevlendirsin. Koş hadi durma. Boynuzlarını hedefe kilitle, gerçi gözün küllenmiş, karşında ne var bilmiyorsun, kim gelirse fark etmez değil mi? İradeni yeniden kazanabilirsin. Ama canlı bile olsan ölüsün artık, ölü…” (Teke)

“Son Turna” adlı öyküde ise kırlangıçlar yerlerini turna kuşuna bırakıyor. Bu öykünün kahramanı olan yazar Yasunari Kavabata’nın Fadime Uslu’da iz bırakan yazarlardan olma ihtimali dikkati çekiyor.

Ve “Uyku Yılanı” adlı kısa öyküyle başlayan seçki, “Yılanlı Rüya” adlı bir başka kısa öyküyle sona eriyor. Kör yılan, uyku ve rüya metaforlarıyla başlayıp biten kitap, okuyucuyu bu konuda düşünmeye yönlendirirken eserin içindeki düzen ve ritim de bir kez daha gözler önüne seriliyor.

Selva Trak Ulupınar – edebiyathaber.net (7 Ekim 2016)

Indian writer and political activist Arundhati RoySabit Fikir’in The Guardian’a dayandırdığı habere göre, Küçük Şeylerin Tanrısı adlı romanıyla 1997 yılında Booker Ödülü’nü kazanan Arundhati Roy, 20 yıllık bir aranın ardından yeni romanını yayımlamaya hazırlanıyor. 

The Ministry of Utmost Happiness adını taşıyan romanın 2017’de yayımlanacağı Roy’un yayıncısı tarafından duyuruldu. Kurguya ara verdiği 20 yıllık zaman zarfında güncel politik konularda kurgu dışı kitaplar yazan Roy, Hamish Hamilton adlı yayıncıyla anlaşmaya vardıklarını şu sözlerle duyurdu: “Tüm çılgın ruhlara bildirmekten gurur duyuyorum ki The Ministry of Utmost Happiness dünyaya açılacağı yolu, ben de yayıncılarımı buldum.”

Arundhati Roy’un Kerala’da büyüyen ikiz kardeşler Rahel ve Estha’nın hikayesini anlattığı Küçük Şeylerin Tanrısı romanı Türkçede Can Yayınları tarafından yayınlanmıştı.

edebiyathaber.net (7 Ekim 2016)

uyuyan_topac_kapak.inddKoray Avcı Çakman’ın “Uyuyan Topaç” adlı romanı, 9 yaş ve üstü tüm çocuklar için Can Çocuk etiketiyle yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

Çocuk edebiyatımızın bol ödüllü yazarı Koray Avcı Çakman’dan yer ve zamanın değiştiremeyeceği değerlere vurgu yapan umut dolu bir roman…

Arda ve ailesinin yaşamı, Büyük Teyze’lerinden miras kalan o eski ahşap eve taşınmalarıyla birdenbire değişir: Trafikten, kalabalıktan ve bir türlü başını kaldıramadığı bilgisayar oyunlarından bir anda sıyrılıveren Arda, bu küçük kasabada hem yeni arkadaşlar edinip ahşabın büyüsüyle tanışacak, hem de polisiye filmleri aratmayan bir maceranın baş kahramanı olacaktır.

Koray Avcı Çakman bu romanında yer ve zamanın değiştiremeyeceği değerlere; emeğe, dostluğa, sevgiye ve umuda vurgu yapıyor.

Kitaptan

“Arda poşetteki malzemeleri çıkardı: ‘İşte buradalar!’

‘Hımm… Öyle uzaktan bakmakla olmaz, al eline, ahşabın dokusunu ve sıcaklığını hisset! Biliyor musun, aslında bir ahşap eşyada en sevdiğim şey bu histir. O yüzden şimdiki çocuklara acıyorum: Ahşabın sıcaklığı yerine, plastiğin soğukluğuyla büyümek zorundalar.”

Koray Avcı Çakman

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F. mezunu olan ve 2006 yılından beri serbest yazar olarak çalışan Koray Avcı Çakman’ın çeşitli yayınevleri tarafından çocuklara yönelik 170 öykü ve masal kitabı yayımlanmıştır. 2006 yılı Ömer Seyfettin Öykü Yarışması’nda mansiyon, II. Behiç Erkin Öykü Yarışması’nda üçüncülük ödülü, “Arkadaşım Flamingo” konulu çocuk öykü yarışmasında ve II. Kelendiris Öykü Yarışması’nda ikincilik ödülleri kazanmıştır. 2011 yılında Almarpa’nın Gizemi ile Tudem Edebiyat Ödülleri’nde çocuk romanı dalında birinci olmuştur. Eşekliğini Unutan Eşek, Flamingo Günlüğü, Işığın Çocuğu Arel, Karga Beyaz ve Posbıyık Usta, Bir Keloğlan Bir de Eşeği, Hoflipuf ve Uyuyan Topaç adlı kitapları Can Çocuk Yayınları’ndan çıktı.

edebiyathaber.net (7 Ekim 2016)

1475736679_1_pelmusvepirici_pablopicasso_guernicaPelmuş ve Pirici’nin, seçili modern sanat eserlerini fiziki olarak canlandırmaya dayalı performatif işi Modern Sanat Kamu Koleksiyonu 13 Ekim’den 6 Kasım’a kadar SALT Galata’da sergilenecek. Performanslar, Türkiye’den üç oyuncu tarafından Türkçe anlatımla gerçekleştirilecek.

Tanıtım bülteninden

13 Ekim-6 Kasım

Çarşamba-Cumartesi 16.00 – 19.00

Pazar 15.00 – 18.00

SALT Galata

Manuel Pelmuş ve Alexandra Pirici’nin performatif işi, modernitenin söylemler tarihi ile önemli anları arasında bir diyalog oluşturarak modern sanata özgün bir bakış sunar. Seçili modern sanat eserlerini beden hareketleri ve anlatımlarla canlandırmaya dayalı olan performans, SALT Galata’da Mustafa Karadağ, Buyan Yağmur Memişoğulları ve Müge Olacak tarafından Türkçe olarak gerçekleştirilecek.

Modern Sanat Kamu Koleksiyonu (2014), Çarşamba’dan Pazar’a her gün üç saat, SALT Galata’nın birinci katı ile yapının diğer yerlerine yayılacak bir sergi şeklinde hazırlandı. Bu temelde performans, maddi olmayan üretimler ve bunların ekonomisine ilişkin soruları irdelemeyi amaçlar. Ayrıca, tarih yazımına yön veren müzelerin geleneksel açıdan köşe taşı addedilen kalıcı koleksiyonlarının olması ya da -özellikle SALT’ın durumunda- olmamasının ne anlama geldiğini sorgular.

Van Abbemuseum’un (Eindhoven, Hollanda) Confessions of the Imperfect, 1848 – 1989 – Today [Kusursuzluk İtirafları, 1848 – 1989 – Bugün] adlı sergisi için üretilen Modern Sanat Kamu Koleksiyonu, SALT’ın da üyesi olduğu L’internationale müze konfederasyonunun karşılıklı ödünç anlaşması çerçevesinde ve Tek ve Çok sergisi bağlamında sunulmaktadır.

Oyuncuların hazırlık süreçlerine eşlik eden Manuel Pelmuş, 13 Ekim Perşembe saat 19.00’da SALT Galata’da, sanat pratiğinin yanı sıra Tek ve Çok’un irdelediği özgün kopyalar kavramıyla performansın nasıl ilişkilendiği üzerine bir konuşma (İngilizce) yapacak.

Tek ve Çok, 13 Kasım’a kadar SALT Galata’da görülebilir. #internationale

Manuel Pelmuş koreografi alanında çalışmalar yaptı; yakın zamanda üretimini görsel sanatlar alanına yoğunlaştırdı.

Alexandra Pirici koreografi ve performans alanında çalışmalar yaptı; disiplin dışı bir yaklaşımla film ve müzik gibi çeşitli mecraları bir araya getiren bir pratikte üretimini sürdürmektedir.

İşleri uluslararası kurumlarda sunulan sanatçılar, 2013 tarihli projeleri An Immaterial Retrospective of the Venice Biennale [Venedik Bienali’nin Maddi Olmayan Bir Retrospektifi] ile 55. Venedik Bienali’nde Romanya’yı temsil etmiştir.

Manuel Pelmuş’un İstanbul daveti, İstanbul “Dimitrie Cantemir” Romen Kültür Merkezi tarafından desteklenmiştir.

edebiyathaber.net (7 Ekim 2016)

1475656439_nh_egitim_guz_2016_sBoğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi 24 Ekim’de “Türkiye’nin 150 Yılı: Tarih, Toplum ve Edebiyat” Eğitim Programı başlatıyor. Programda Türkiye’nin 150 yıllık zaman dilimindeki tarihsel ve toplumsal dönüşümleri tartışılacak, edebiyat birikiminin öne çıkan eserleri, edebi süreçlerin dönüm noktaları, kırılmalar ve sürekliliklerle birlikte incelenecek.

Öğretim kadrosunu Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin oluşturduğu program 24 Ekim’den başlayarak dokuz hafta sürecek. 19. yüzyılın ikinci yarısından günümüze Türkiye’nin içinden geçtiği tarihsel süreçler ve toplumsal dönüşümlerle yoğun etkileşimini sürdüren Türk edebiyatının irdeleneceği program kapsamında İmparatorluktan ulus devlete geçiş sürecinin izleri ve buna koşut olarak yaşanan modernlik deneyiminin bireysel ve toplumsal kimlik inşasındaki rolü edebiyat metinlerinde ele alınacak.

Programda bir yandan Türkiye’nin 150 yıllık zaman dilimindeki tarihsel ve toplumsal dönüşümleri tartışılacak; bir yandan da 150 yıllık edebiyat birikiminin öne çıkan eserleri, edebi süreçlerin dönüm noktaları, kırılmalar ve sürekliliklerle, tematik ve biçimsel arayışlarla birlikte incelenecek.

Tanzimattan Meşrutiyete Modernlik ve Milliyetçilik, Erken Cumhuriyetin Değişen Edebiyatı, Türkiye’de Kırsal Dönüşüm ve Göç, Toplumcu Gerçekçi Edebiyattan Şehirli Bireyin Hikâyesine, Ulusal Kalkınmacılık, Göç ve Yeni Orta Sınıf, Darbe, Değişen Temsil Biçimleri ve Postmodernist Edebiyat, Yabancılaşma ve Yeni Arayışlar, Tarihle Edebiyatın İlişkisi başlıklı konuların tartışılacağı dersler Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüs’te verilecek.

Eğitim 24 Ekim – 19 Aralık tarihleri arasında toplamda 27 saat sürecek.

Kayıt ve Detaylı Bilgi: BÜYEM – 0212 257 31 27-28 / http://nazimhikmetmerkezi.com/turkiye-150-yili-egitim-programi-guz-2016/

edebiyathaber.net (6 Ekim 2016)

1475664637_dsc_1570Kadıköy Belediyesi Potlaç Kadın El Emeği Pazarında 15 hafta boyunca satış yapan kadınlar birlikte dükkân açıyor.

Kadıköy Belediyesi’nin ve Kadıköylü kadınlarla düzenlediği toplantılar sonucunda ortaya çıkan projelerden biri olan “Potlaç Kadın Emeği Pazarı” 15 haftayı tamamladı. Kadıköy Belediyesi’nin Moda’da hayata geçirdiği projede 15 hafta boyunca 200’den fazla kadın ürettiği ürünleri satarak gelir elde etti. Kadın ve LGBTİ örgütlerine de stant ayrılan pazarda 17 kadın ve LGBTİ örgütü stantlardan faydalandı.

Potlaç Kadın Emeği Pazarı’nda ürünleri satan kadınlar 15 haftalık deneyimi paylaşmak ve değerlendirmek için bir araya gelerek değerlendirme toplantısı gerçekleştirdi. 200’den fazla kadının bir araya geldiği toplantıda açılış konuşmasını gerçekleştiren Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, yerel yönetimlerin kadın politikalarını güçlendirmesi gerektiğini, bu alanda Kadıköy Belediyesi olarak daha fazla kadına ulaşılacak proje ve çalışmaların hayata geçmesini desteklediklerini belirtti.

Sosyal Destek Hizmetleri Müdürü Duygu Adıgüzel’in yaptığı kısa giriş konuşması sonrasında söz alan Kadıköy Belediye Başkanı Yardımcısı Bahar Yalçın, Potlaç Projesi’nin Kadıköy Belediyesi’nde çalışan kadınların ve sivil toplum kuruluşlarının katıldığı bir dizi toplantı sonrası çıkan ortak bir akılla geliştirildiğini hatırlattı. Yalçın Potlaç hedefinin uzun vadede kadın girişimciliğini ve kooperatifleşmeyi destekleyecek çalışmaları gerçekleştirmek olduğunu ifade etti.

Dükkân açılıyor

Kadınların 15 hafta süren deneyimlerini paylaştığı toplantıda Kadıköy Belediyesi’nin Kasım ayında Caddebostan Kültür Merkezi’nde açacağı Potlaç Dükkân hakkında bilgi verildi.

Yaz, kış açık olması planlanan Potlaç Dükkân’dan yararlanacak olan kadınların vergi muafiyet belgesi almaları gerekiyor.

Caddebostan Kültür Merkezi giriş katında açılacak dükkân Pazartesi hariç her gün, 10.00-21.00 saatleri arasında açık olacak. Potlaç Dükkânda, Potlaç Ağı’ndaki kadınlar dükkânda nöbetleşe görev alabilecek.

Kadıköylü kadınlar için Potlaç Dükkâna ürün koyabilmenin ön koşulu, Kadıköy’de yaşıyor olmak (ikamet belgesi), ürünlerin kendi üretimi olması ve vergi muafiyeti belgesi almış olmak.

Potlaç Ağı’nda neler yapabilir?

-Kadıköy Belediyesi’nin göstermiş olduğu ve önümüzdeki dönemde de önerecek olduğu açık satış noktalarında (mevcutta Moda Çay Bahçeleri yanı) stant açarak gıda dışı ürünlerini satabilir.

-Potlaç Dükkân’a ürün koyabilir.

-Potlaç Projesi kapsamında planlanan eğitim ve atölyelere ücretsiz katılabilir.

Potlaç Başvuru Masası İletişim Bilgileri

Potlaç Saha Koordinatörü Dürdane Adıgüzel

Adres: Hasanpaşa Mahallesi Uzunçayır Caddesi No. 24 KADIKÖY

Telefon: 0216 5459350

E-mail: potlackadikoy@gmail.com

Başvuru Formu: http://www.kadikoy.bel.tr/genel/potlac-basvuru-formu

edebiyathaber.net (6 Ekim 2016)

karakalem-askİpek Anamur Genç’in “Karakalem Aşk” adlı romanı Ceres Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

Hayaller içinde yaşayan sıradışı bir ressam. O’na tutku ile bağlı bir kadının aşkı uğruna ödediği ağır bedel. Yağlıboya bir tablonun gölgesinde hayatının rotasını değiştiren Gül. Berf in ve Demir’in çarpıcı, ezberbozan hikâyesi… Kitaplığınızın tekrar okunacaklar rafinda yerini şimdiden hazırlayın…

Kitaptan

Bütün bir ömür şu küçücük kutuya sığıyor, ne garip. Birkaç gençlik fotoğrafı, bir mektup, bir toka, kurumuş bir papatya, istiridye kabuğu, bir şiir defteri. Hepsi bu! Hayatta en kötü şey nedir, bilir misin?” “İhanet mi?” “Geç kalmak… Hayatta en kötü şey geç kalmak.”

edebiyathaber.net (6 Ekim 2016)

ezilmis-ve-asagilanmislarDostoyevski’siz bir yazın düşünülebilir mi? Düşünülemez.

Şüphesiz bu sorunun cevaplanmasında Dostoyevski’nin insan ruhuna dair söylemleri önemli bir yer tutar. Dostoyevski’nin karakterleri Rusya’nın soğuk coğrafyasında dolanırken, Dostoyevski karakterlerinin iç konuşmaları ile bizi insan ruhunun derinliklerinde gezindirir.

Bu gezinti doğal olduğu kadar yalındır da. Çizdiği tüm karakter portreleri insan türünün sorunlarının canlı örnekleridir. İnsanlığa dair tüm bu sorunlara cevap arayan Dostoyevski’nin ulaştığı sonuç ise “çözümsüzlük”tür. Çözümsüzlüğün nedeni insanın kendisidir. İnsan kendi ektiğini biçer ve yaşam döngüsünü oluşturur. Bu döngü, Dostoyevski’de bir tiksinti olarak karşılık bulur.

İnsanlığın yozlaşmasına olan tiksintisine rağmen Dostoyevski, topluma yardım eli uzatmadan da edemez. Bunun için, ruhunun derinliklerinden karakterler çıkartır. Onun karakterleri, uyumsuz yalnızlardır. Çürümüş olan toplumdan yalnızlığa sığınan bu karakterler, yine de toplumun yüküne ortak olurlar; bunu da koyu bir Ortodoks olan Dostoyevski’nin kefaret arzusu doğrultusunda gerçekleştirirler.

Ezilmiş ve Aşağılanmışlar’da bir İsa figürü olarak Vanya

Ezilmiş ve Aşağılanmışlar’ın ana karakteri ve aynı zamanda anlatıcısı olan Vanya, Dostoyevski’nin yaşadıklarının bir yansıması olarak okunabilir. Çünkü Dostoyevski, yazarlık serüveninin başlangıcında yaşadıklarını Vanya aracılığı ile romana aktarır. Karakterimiz Vanya, değişimin arifesinde olan Rus toplumundaki uyumsuz yalnızların sorunlarına değinen bir yazardır ve bu sorunları ele aldığı romanı çok beğenilir. Anlatının başlangıcını oluşturan bu durum, Dostoyevski’nin İnsancıklar romanının, eleştirmen Belinski tarafından beğenilmesi ile paralellik gösterir. Dostoyevski’deki Belinski tarafından beğenilme arzusu, Vanya’da da görülür. Romanın ilerleyen kısımlarından, Dostoyevski’nin –tıpkı kahramanı gibi- toplumsal çürümeye olan tiksintisine rağmen, toplumsal ölçütler tarafından beğenilme arzusuna da karşı koyamadığını anlıyoruz.

Tiksintiye neden olan insanlık, anlatıcı Vanya’nın gözünün önündedir hep. Rusya’nın soğuk atmosferinde hayatta kalmaya çalışan çıplak ayaklı çocuklardan tutun da, ahlak ve vicdandan yoksun ev sahiplerine kadar herkes bu yozlaşmadan payına düşeni alır. Vanya’nın yozlaşmaya duyduğu bu yoğun tiksinti, kendisiyle hesaplaştığı iç konuşmalar yoluyla okuyucuya sunulur. Vanya, yalnızca iç hesaplaşmalarıyla boğuşmaz, yakın çevresi olarak gördüğü İhmenevlerin sorunlarına da buz kesmiş Rusya coğrafyasında çözümler arar. İhmenevlerin kızı Nataşa’yı seviyordur Vanya, ancak Nataşa’nın başka birisini sevmesini kabullenmek durumunda kalır.

Bundan sonra Vanya, Nataşa’nın mutluluğu için hem kendi ruhuyla boğuşur hem de tiksindiği insanlığa karşı mücadele verir. Bu karakterin derinliği de burada okunur zaten. Vanya, toplumdan ne kadar tiksinirse tiksinsin, çevresindeki insanların acılarına ortak olur; onlar için kefaret öder. Böylece uyumsuz bir İsa figürü olur Dostoyevski’nin Vanya’sı.

Değişimin arifesindeki Rusya’da kurduğu yoğun ilişki ağı ve değişmeyen soğukluk, Vanya’yı yatağa düşürür. Aslında bu durum, Dostoyevski’nin gerçekçiliğinin de en yalın ifadesidir. Sınırlı bir varlık olmanın neye tekabül ettiğini bilen Dostoyevski, karakterlerini ve olay örgüsünü bu doğrultuda şekillendirmeyi ihmal etmez. Zaten onun gerçekçi ve insani yönü bu değerler üzerinde anlamlanır.

Ezilmiş ve Aşağılanmışlar’daki rastlantı öğesi

Vanya’nın olay örgüsü boyunca kurduğu tüm ilişkiler, bizim diğer karakterlerin beklenti ve tavırlarını yorumlamamızı sağlayacaktır ve bu ilişki ağının rastlantılar sonucunda kurulmasını tercih eder Dostoyevski. Bunun en yalın örneği, olay örgüsünün başlangıcında Vanya’nın soğuk Rusya coğrafyasında dolanırken karşılaştığı yaşlı bir adamın ölümü ile başlar. Yaşlı adamın ölümü ile yakından ilgilenen Vanya, bu sayede onun ölümünden sonra boşalan eve yerleşir. İlerleyen sayfalarda ise yaşlı adamın torunu olduğunu öğrendiğimiz küçük kız Nelli de bu eve gelir.

Küçük kız Nelli, olay örgüsündeki tüm karakterlerin sorunlarını çözecek tek anahtardır. Bunun farkında olmayan Vanya, çözümü dışarıda aramayı tercih eder. Karakterler arasında gidip gelen olay örgüsü ise bizi Nelli’nin ölümüne götürür. Yani Dostoyevski, kefareti Vanya’ya değil de Nelli’ye ödetir. Çünkü insan türünün sorunları bitmeyecektir. Dostoyevski, ruhun derinliklerinden yeni karakterler çıkartacak, yeni romanlar yazacak ve yeni kefaretler ödeyecektir. Bu kısır döngü de hem Dostoyevski’nin hem anlatıcı Vanya’nın hayatını oluşturacaktır.

Koray Arıgümüş – edebiyathaber.net (6 Ekim 2016)

1475669983_ist_kitap_16_afis_48x68__2_TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile 12-20 Kasım 2016 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi-Büyükçekmece’de düzenlenecek 35. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı için geri sayım başladı. İstanbul Kitap Fuarı, yurtdışından pek çok değerli yazarı ve şairi konuk edecek.

Tanıtım bülteninden

Yabancı Yazarlar Fuarda Okurlarıyla Buluşuyor

Karışık felsefi kavramları çocuklara aktarabilmek üzerine yoğunlaşan Brigitte Labbé, felsefenin sürekli kendini yenileyen bir sorgulama olduğunu gösterebilmek için kaleme aldığı ve Günışığı Kitaplığı tarafından basılan Çıtır Çıtır Felsefe dizisi ile Türkiye’de de tanınmaktadır. Labbé, fuarda hem minik okurlarıyla hem de yetişkinlerle buluşacak.

Yazar-editör Dan Hancox dünyaca ünlü yayınlarda müzik, popüler kültür ve siyaset hakkında yazmakta ve Türkiye’de de Metis Yayıncılık’ın Türkçeye kazandırdığı Dünyaya Kafa Tutan Köy kitabı ile tanınmaktadır. Hancox, kitabıyla aynı adlı etkinlikte Türk okurlarıyla buluşacak.

Dünyaca ünlü Fransız filozof Oscar Brenifier, “Filozof Çocuk’la Düşünme Atölyesi”nde kendileriyle, hayatla ve dünyayla ilgili önemli sorular üzerine kafa yoran çocuklarla biraraya gelecek. Brenifier’in Filozof Çocuk dizisi, TUDEM Yayınları tarafından basılmaktadır.

Çocuklara ve yetişkinlere yönelik felsefe atölyeleri düzenleyen Isabelle Millon, “Nasreddin Hoca ile Düşünmeyi Öğrenmek” atölyesinde fuarın minik ziyaretçileriyle buluşacak. Millon, çocuklara felsefeyi sevdiren yazar Brenifier ve Hasan Gürpınar’la birlikte “Çocuklar için Felsefe” etkinliğini düzenleyecek.

Avusturyalı siyaset bilimci, sosyal ve kültürel antropolog Thomas Schmidinger’in Türkçeye kazandırılan tek kitabı Yordam Kitap tarafından basılmıştır. Schmidinger, “Suriye’de Neler Oluyor? İç Savaş, Kürtler ve Dış Güçler” etkinliğinde Türkiye’deki kitapseverlerle söyleşecek.

Çocuk kitapları yazarı ve başarılı hikaye anlatıcısı David Simpson’ın kitapları İngilizce ve Türkçe olarak Yeşil Dinozor Yayınları tarafından yayınlanmaktadır. Simpson, “The Angry Crocodile” isimli etkinlikte küçük okurlarla biraraya gelecek.

İstanbul Kitap Fuarı Uluslararası Şairleri Konuk Ediyor

Onuncu yılında genç şairlere kucak açan Şiir İstanbul Festivali kapsamında düzenlenen ve Tarık Günersel’in yönettiği “Genç Hayat ve Edebiyat” etkinliği, Claudia Piccino, Ragnheiður Harpa Leifsdóttir, Krystalli Gylniadakis, Marta Markoska, Nasseem Daghestany, Teodora Balabanovic ve Tereza Riedlbauchová gibi şairleri ve müzisyen Marteinn Sindri Jonsson’ı fuar ziyaretçileriyle buluşturacak.

“Sözcüklerin Etkisi” TÜYAP’ta

İstanbul Kitap Fuarı’nın bu yılki onur konuğu Almanya, fuarda “Worte Bewegen / Sözcüklerin Etkisi” sloganıyla modern Almanca edebiyatından çocuk etkinliklerine geniş bir yelpazede hazırladığı program ile fuarın ilk 4 günü (12-15 Kasım) açık olacak Uluslararası Salon’da yer alacak.

Onur konuğu Almanya, aralarında Wilhelm Schmid, Esmahan Aykol, Ilija Trojanow, Peter Schneider, Olga Grjasnowa, Judith Kuckart, Finn-Ole Heinrich, Jan von Holleben, Silke Scheuermann, Matthias Göritz, Achim Wagner, Tobias Hülswitt ve Canan Topçu gibi çok değerli yazarların da olduğu dolu dolu bir programla fuar ziyaretçileriyle buluşacak.

Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın onur yazarı Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi, teması ise “Felsefe ve İnsan” olarak belirlenmiştir. Kitap Fuarı, TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından düzenlenen 26. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı / ARTİST 2016 ile eş zamanlı gerçekleştirilmektedir.

İletişim

www.istanbulkitapfuari.com

www.twitter.com/kitapfuari

www.facebook.com/istanbulkitapfuari

www.instagram.com/kitapfuari

edebiyathaber.net (6 Ekim 2016)

gastrogosteriİlkay Kanık’ın “Gastro Gösteri: Popüler Kültür Ürünlerinde Yemeğin Kültürel Gösterisi” adlı kitabı Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

Gastro Gösteri, günlük hayatın önemli bir kısmını oluşturan yemek yeme ritüellerini eleştirel bir perspektiften hareketle mercek altına alıyor. Bu işlemi yaparken medya gösterilerini ihmal etmiyor, yemek yemenin sergilenme biçimlerine de ışık tutuyor. Kitapta tartışılan konular, modern insanın hayatına anlam katan anlatılar üreterek, yenilenin ve içilenin tüketimini görsel-sessel formlara taşıyor.

Modern toplumun yeme ve içme ritüellerini biçimlendiren, popüler yazınsal ve sessel bir kültür, yani gastro gösteri haline getiren süreçler, küresel bir etkileşimi de yedeğine alarak, tüketimi çekici, eğlenceli bir deneyim ve performans olarak gözler önüne sermektedir. Beslenmeyi değil, seslenmeyi (görsel ve sessel hitap etmeyi) öne çıkarmaktadır gastro gösteri addedilen pratikler. Bu kitap, yemenin ve içmenin bağıra çığıra gösteri halini aldığı bir zamanda yeme etkinliklerinin kültürel boyutlarını, medyadaki serimlenme tarzlarını ele alıyor, ustalıkla…

İlk 16 sayfa için>>>

İlkay Kanık

Beykent Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nün kurucu öğretim üyesidir. Aynı üniversitede, lisans ve yüksek lisans programlarında gastronomi ve iletişim dersleri vermektedir. Yıldız Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nün kuruluş aşamasında beş yıl iletişim, tüketim toplumu ve sinema dersleri vermiştir. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü›nü bitiren İlkay Kanık, Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü, Ortadoğu Sosyoloji ve Antropolojisi Bölümü’nden yüksek lisans, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Bölümü’nden, “Seyirlik Yemek: Moderniteden Postmoderniteye Yemeğin Sinematografisi” tezi ile doktora derecesi almıştır. Daha sonra TÜBİTAK bursu ile 2013 ve 2014 yılları arasında The New School’daki Food Studies Bölümü›nde doktora sonrası akademik çalışma yaptı; Prof. Fabio Paresecoli denetiminde Amerika, İtalya, Türkiye ve Hindistan’ın gastronomik kültürel miraslarını ve görsel yemek kültürlerini filmler üzerinden karşılaştırarak inceledi. Aynı zamanda, New York University Tisch Center for Hospitality, Tourism, and Sports Bölümü’nde Restoran Yönetimi üzerine eğitimler aldı. New York’daki Institute of Culinary Education’da, Yemek ve Medya (Food Media) konulu programa katıldı. İlkay Kanık, Metro Gastro dergisinde görsel yemek kültürü üzerine, Mutfak ve Yaşam dergisinde restoran yönetimi ve pazarlama iletişimi üzerine, Folklor-Edebiyat, Journal of Tourism and Gastronomy Studies dergilerinde ise yemek kültürü ve medya konuları üzerine makaleler yayınlamıştır. The International Visual Sociology Association (IVSA), USA National Restaurant Association üyesidir. İlkay Kanık, aynı zamanda Beyoğlu’ndaki Üçüncü Mevkii lokantasında aşçı olarak yemek yaptı. “Yeşilçam’ın Mezesi Meyhane”, Türkiye’nin Meze Sofrası, (Overteam Yayınları, yayın aşamasında); “Seyredilen Açlık”, Açlık, (Metro Kültür Yayınları); “Bal’ın Modern Mit ve Temsilleri”, Ballı Yazılar, (Metro Kültür Yayınları) kitaplarına bölümler yazdı.

edebiyathaber.net (6 Ekim 2016)

osmanli-feminizmAdil Baktıaya’nın “Bir Osmanlı Kadınının Feminizm Macerası ve Hamidiye Modernleşmesi” adlı kitabı, h2o kitap etiketiyle yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

Tarihsel yanılgılar çoğu kez bir tarihçi aldanmasıdır.

“Haremden kaçan bir Osmanlı Prensesi” şüphesiz oldukça çekici bir gazete manşetidir. Hele de bu kadın “Uluslararası Kadınlar Kongresi”nde bir konuşma yaptıysa, konuşmasının içeriği Almanca basılmış ve çok yakın bir tarihte de Arapçaya çevrilmişse…

Tarihçi artık bu verilerden hareketle yürüyebilir, Osmanlı’da kadın hareketini takibe başlayabilir; konuşmanın içeriğinden Osmanlı feministlerinin düşünsel dünyasının haritasını çıkarabilir.

Oysa tam da bu kalkış noktası her şey alt üst edildiği yerdir. Tarihçi aldanmış, tarihsel yanılgı başlamıştır.

Adil Baktıaya bir feministin değil bir Osmanlı kadınının, Hayriye bin Ayad’ın ve onun Osmanlı Vikingi kocası, diplomat Ali Nuri’nin yaşamlarından önemli bir kesitin izini sürüyor. Ayak izleri II. Abdülhamit dönemi modernleşmesini boylu boyunca kat ediyor ve  “Araba Sevdası”nın, Çamlıca Köşklerinin ve sefasının, omnibüslerin, telgraf tellerinin, devlet yatırımlarının, yeni zenginlerin, giderek ağırlığını hissettiren bürokratik aygıtın ve diplomasinin yapılanmasının; toplumsal, ekonomik ve siyasal olanın içinden geçiyor, tam da bu yaşantıların şekillendiği ortamın içinden:

Feminizmin olduğu gibi her türden özgürlüğün vakti geldiği için her türden baskı, zulüm ve entrikanın seviyesi yükseltiliyordu. Hayriye Hanım ile Ali Nuri Bey’in “mücadelesi” özgürlük mücadelesinin ancak bir karikatürü olabilirdi çünkü karşılarına aldıkları istibdat modern devletin bir karikatürüydü, ona göre konumlanmış ve bizzat onun tarafından belirlenmişlerdi.

edebiyathaber.net (6 Ekim 2016)

yenilikciler-yaratmak-kapak-gorseliTony Wagner’in “Yenilikçiler Yaratmak: Dünyayı Değiştirecek Gençler Yetiştirmek” adlı kitabı, Aytül Özer çevirisiyle İKÜ Yayınları tarafından 10 Ekim’de yayımlanıyor.

Tanıtım bülteninden

İstanbul Kültür Üniversitesi Yayınevi, gelecekteki dünyayı şekillendiren ve yeniliğe dayalı bir ekonomi ve yaşam tarzını yaratması beklenen bir kitabı okurlarla buluşturuyor. Robert A. Compton’ın video-söyleşilerini çektiği Yenilikçiler Yaratmak: Dünyayı Değiştirecek Gençler Yetiştirmek adlı kitap, 10 Ekim’den itibaren raflardaki yerini alıyor.

Y Kuşağının üyeleri olarak anılan yenilikçi gençlerin fark yaratan özelliklerini mercek altına alan Yenilikçiler Yaratmak, bu gençlerin duygusal ve zihinsel gelişimlerini, bakış açılarını, zevklerini ve alışkanlıklarını masaya yatırıyor; bu özelliklerin kaynaklarının neler olduğunu bulabilmek için onların çocukluk hikâyelerine de bakıyor.

Kim bu gençler?

Onlar, dünyayı değiştirecek gençler! Yenilikçi, fark yaratan, girişimci, açık fikirli ve yaratıcılar… Problem çözmeyi seven, bunu bir oyun gibi gören, mizahtan vazgeçmeyen, yaşayarak öğrenmeyi seven, doğrudan ve hızlı bir eylemsellik içinde yaşayan ve amacının peşinden tutkuyla gidebilen bir yapıları var.

Y Kuşağının üyeleri olarak anılan bu yenilikçi gençler, tam da yukarıda saydığımız nedenlerle dünyayı değiştirecek potansiyele sahipler. İş dünyasının, teknolojik gelişmenin, endüstriyel ve sanatsal üretimin, bireysel ve toplumsal sorunların, siyasi düzenlerin yapısını kökünden dönüştürebilecek özellikler kazanarak büyüdüler. Her geçen gün geçmişten gelen dünyanın dinamiklerini yıkıp yerine kendilerininkini yerleştiriyorlar.

Peki anne babaların, öğretmenlerin, iş dünyasındaki yöneticilerin ve bütün toplumun kimi zaman endişelendiği kimi zaman ise umutlandığı bu gençlerin farkı ne? Onların yenilikçi yanları nelerden güç alıyor? Sosyoekonomik altyapıları onları nasıl şekillendiriyor? Oyunun, onların “yenilikçi” vasıflar kazanmasındaki rolü ne?

Dünyayı değiştirebilirler

Yazar Tony Wagner, Yenilikçiler Yaratmak adlı kitapta yenilikçi gençlerin zihinsel, duygusal ve sosyoekonomik özelliklerini irdeliyor. Bunu yaparken de Amerika’da çeşitli lise, yüksekokul ve üniversitelerde iletişim kurduğu gençlerin gerçek hikâyelerinden yola çıkıyor. Onların çocukluk hikâyelerini inceliyor. Bu çözümlemelerden anne babalar, öğretmenler ve iş dünyasının liderleri için ufuk açıcı ipuçları çıkarıyor.

İş dünyasını bile zorluyorlar

Wagner kendi değerleri, ölçütleri, tercihleri olan ve bunları iş dünyasına bile adeta dayatan bu gençleri yönetmenin, onlara liderlik etmenin de kolay olmadığına dikkat çekiyor ve okurlara şöyle sesleniyor: “Yenilik Kuşağını yeniliğe dayalı bir ekonomi ve yaşam tarzı -bilinçsiz tüketim yerine yaratıcı yetişkin ‘oyunu’nun alışkanlık ve zevklerini kazandıran bir ekonomi ve yaşam tarzı- yaratmaya etkin bir biçimde yüreklendireceksek okullarımız, işyerlerimiz ve anne babalık alışkanlıklarımız değişmeli.

Yazar Wagner, kitabında bir yandan dünyaca ünlü okulların eğitim modellerini diğer yandan en başarılı şirketlerin çalışma düzenlerini ve liderlik becerilerini sorguluyor; değişimin zorunlu olduğunu söylüyor. Ayrıca Y Kuşağı’ndan sonraki kuşaklara nasıl yaklaşmamız gerektiğine dair çıkarımlar yapıyor.

Wagner’in anne babalık alışkanlıklarından eğitim sistemine, iş dünyasının kurallarından toplum düzenine kadar her alanı kapsayan önerileri topluma ışık tutacak.

edebiyathaber.net (6 Ekim 2016)

yeni-papirusDijital edebiyat dergisi Yeni Papirüs yayın yaşamına başladı.

Tanıtım bülteninden

Papirüs Dergisi’nin bilindiği üzere; çıkış süreci de cidden şaircedir. Sevgili Cemal Süreya görevde bulunduğu Paris’ten İstanbul’a dönecektir. Dönerken, Paris’te biriktirdiği para ve oradan almış olduğu Chevrolet marka arabayı da beraberinde getirir. Bu biriktirdiği para ile bir ev alma düşüncesi de varken, öte yandan dergi çıkarma fikri de Süreya’yı apayrı duygulara sürüklemiş ve bunun üzerine de dergi fikrini olgunlaştırıp var olan tüm parasıyla Papirüs için kolları sıvamıştır.

Yeni Papirüs de özverili insanların, sanatın ve edebiyatın hizmetkârı olmayı şiar edinenlerin oluşturduğu, şimdilik dijital yayın yapan bir dergidir. Zamanla E-dergi ve basılı yayına geçmeyi hedefleyen aile, boyunların da büyük bir yük olduğunu ama bu yükü bu yolda taşıdıkça aydınlanıp, aydınlatacaklarına inanıyorlar.

Eski üstatların kalemlerinin ve üsluplarının gölgesi altında kalmak istemeyen ama geçmiştekilerin yaktığı sanat meş’alesini devralanlar olarak Yeni Papirüs edebiyat ve sanat dünyasına girdi.

Yeni Papirüs’ün en büyük farkı; günümüzde basılı ve web üzerinde yayım yapan ve her gün arasına bir yenisi eklenen birçok edebiyat dergisi var. Bunların çokluğunu ve çeşitliliğini destekleyen Yeni Papirüs ahalisi, nitelik bakımından ise eleştirdiği bazı hususlar var; edebiyatı ve sanatı amaç değil de, araç olarak kullanıp,  twitter trendlerine göre dosya konusu belirleyen, yazar ve şairlerin ölüm/doğum yıl dönümlerini kapak yapan, tektipleşen dergilere karşı, dik bir duruşları var. Gerek içerik segmantasyonuyla, geniş yelpazesiyle 20 kişilik bir ekibin harikalar yarattığına okurken tanık olacaksınız.

Yeniyi Eskittik Şimdi Sıra Hayatta” mottosuna sahip Yeni Papirüs ailesinin manifestosu, mukaddimelerini oluşturan derginin en önemli yapıtaşı!

Yüreğinde felsefenin, sanatın, yazının ve musikinin görkemiyle ilerleyeceğimiz yolda; dinin, dilin, ırkın önemi olmadığını bilenlere selam olsun. Bir insan olarak; sanatın ve yazının iliklere nüfuz ederek karşımıza çıkan sorunlara aydın bireyler olma yolunda ilerleyenler olarak, yapıcı çözümlerimizle ve geçmişte ki üstadların tutuşturduğu meş’aleyi yüreğinde taşıyacaklara selam olsun! Geçmişi yadsımadan, unutmadan, onu bilip geleceğe umutla bakan, sanata ve yazına yeni bir atılım kazandırmak istediğimiz için Yenipapirüs diyoruz!…”

diye devam eden manifesto,  kuramsal faaliyetin yanı sıra,  şiir etkinlikleri, yazar- okur kitap mütaalalarıyla sanatsal ve edebi etkinliklerle toplumla aydınlanacak olan sanatsal bir devrimin de peşinde. Sanatın ve edebiyatın her alanında yetkin ve seçkin kadrosuyla yarınlara umutla bakan, umut yaratmaya çalışan yeni ama güçlü bir dergi bu. Yayın hayatlarında başarılar diler daha nice sanatın hizmetkârı olacak dergilerin çıkmasını temenni ederiz. 

www.yenipapirus.com

İletişim: yenipapirus@gmail.com

Twitter: @Ypapirus

Facebook: www.facebook.com/yenipapirus

İnstangram: Yenipapirüs

edebiyathaber.net (6 Ekim 2016)

baris_icin_muzik_orkestrasi_2İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) Akıngüç Oditoryumu ve Sanat Merkezi, 18 Ekim Salı saat 19.00’da Barış İçin Müzik Orkestrası El Sistema konseriyle sezonu açıyor.

2011 yılında Mimar Mehmet Selim Baki ve Eşi Dr. Yeliz Baki’nin kurduğu Barış İçin Müzik Vakfı çatısı altında ilk adımları atılan ve dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklara ulaşıp karşılıksız müzik eğitimi olanağı sunmak amacıyla yola çıkan Barış İçin Müzik Orkestrası El Sistema, sunduğu alternatif eğitim programıyla barışın sesini müzikle duyurmak istiyor.

Venezuela’da gençleri müzikle kucaklayan, yoksulluğun ve suçun dünyasından uzaklaştırarak onları üreten bireyler haline getiren El Sistema’da yetişmiş, dünyaca ünlü şef Gustavo Dudamel’in asistanı Félix Briceno’nun şefliğini yapacağı konserde, Barış İçin Müzik Orkestrası El Sistema üyesi yaklaşık 60 çocuk, dinleyicilerine güzel bir gece yaşatacak.

edebiyathaber.net (5 Ekim 2016)

dergi-13-sayiBambu Tiyatro ve Kültür-Sanat Dergisi’nin 13. sayısı yayımlandı.

Bu sayıda; öyküler, şiirler, denemeler, incelemeler, Yusuf Sağlam ile Ankara Deneme Sahnesi Üzerine Söyleşi, Vokelemun A-Capella Grubu ile Müzik Üzerine Söyleşi, Tomris Uyar’dan Turgut Uyar’a, Sait Faik’ten Yaşar Kemal’e, Vedat Türkali’den Bayan Potter’a, sinemaya, fotoğrafçılığa ve tiyatroya dair birçok içerik yer aldı. Ayrıca Tezer Özlü Posteri hediye ediliyor.

Dergiyi bulabileceğiniz yerler

ANKARA
Dost Kitabevi
İmge Kitabevi
Turhan Kitabevi
Tayfa Kitap Kafe
Bambu Kültürevi
Kurtuba Kitap Kafe
Öykücü Kitabevi(ODTÜ)

İSTANBUL
Mephisto Kitabevi(Beyoğlu Şubesi)
İmge Kitabevi (Kadıköy)

İZMİR
Yakın Kitabevi(Alsancak)
Pan Kitabevi(Karşıyaka)

ESKİŞEHİR
Adımlar Kitabevi
İnsancıl Kitabevi

SAMSUN
Endülüs Kitabevi

TRABZON
Ra Kitabevi

VAN
Star 2000 Kitap Kafe

KARABÜK
Akademi Kitabevi

KOCAELİ
Kelepir Kitabevi

DİYARBAKIR
Aram Kitabevi

Ücretsiz okuyabileceğiniz yerler

İSTANBUL
İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Süreli Yayınlar Birimi(Beyazıt)

MUĞLA
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Merkez Kütüphanesi

SİNOP
Tayfa Çocuk Kitabevi(Sakarya Caddesi)

ANKARA
Nazım Hikmet Kültür Merkezi (Konuk 2 Sokak)
Bambu Kitap/ Kafe (İzmir 2 Cadde-Kızılay)

KIRŞEHİR
Almira Tiyatro Kafe(Medrese Mahallesi)
Muzeyyen Kafe (Ahi Evran Mahallesi)

Yazı göndermek ve temsilcilik İçin: bambudergi@gmail.com

Bambu Kültürevi
Adres: İzmir 2 Cade 45/18-Kızılay-Çankaya
İletişim: 0506 447 62 21
www.bambudergi.com
Facebook Grubu/Sayfası/ Bambu Dergi
Twitter/BambuDergi
instagram.com/bambu.dergi

Tüm Türkiye’den online almak için>>>

edebiyathaber.net (5 Ekim 2016)

koca-karinli-kentSuzan Samancı’nın “Koca Karınlı Kent” adlı romanı Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

Siz hiç oyun oynarken arkadaşınızın parçalanan ciğeriyle baş başa kaldınız mı? O parçalanmış bedeni, herhangi bir olay gibi düşünüp yaşamınızı sürdürmeye çalıştınız mı? Anılarınızı, kökeninizi mecburiyetten bırakıp bir bilinmeze gittiniz mi? Dağları, tepeleri, toprağı ev bilirken apartman boşluklarına sıkıştınız mı? Kimliğinizi haykırmak isterken, ölmemek için isyanınızı bastırdınız mı? Türkiye’nin bilinen ama ne kadar yazılsa ne kadar anlatılsa hep eksik kalan hikâyesinin romanı Koca Karınlı Kent.

Sis! Kayboluş! Aydınlık! Gelecek! Uzak mı yakın mı, bilemiyorum. Avucumdaki hiçlik orman yangınına dönüşüyor… Özgürlüğün yağmuruyla ıslanmasam, yıkanmasam, boğulacağım. Vakit geldi! Her şey anlamsız. Gitmeliyim, anlama kavuşmak için… Ruhumun acısı bedenimi sarıyor. Acımı doyurmalıyım, sağaltmalıyım. İnsan bir giz işte! Sis çözülüyor, kent uyanıyor. Parlak ışık lekeleri pencereye dokunup geçiyor… Karışık bir denklemin çelişkisinden kurtuluyorum, kurtulacağım… Durmak, koca karınlı kentlerin karnında inlemek yok oluş değil de nedir?

Suzan Samancı, insanın toprağına hasretinin, istihbarat ağının aşka demir atmasının, bir sevdanın yaşam boyu sürülen izinin romanını Koca Karınlı Kent ile yazıyor…

İlk 16 sayfa için>>>

Suzan Samancı
1962’de Diyarbakır’da doğdu. Edebiyata şiir yazarak adım attı. İlk şiirleri 1985 – 1987 yılları arasında yayımlandı. Eserlerinin bazıları Almanca olarak İsviçre’de, Flamanca olarak Belçika’da, İsveç’te, İspanya ve İtalya’da ve Kürtçe olarak Türkiye’de yayımlandı. 1997 yılında Orhan Kemal Öykü Yarışması’nda ikincilik ödülü aldı. Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Öyküleri yabancı dillerde birçok antolojide yer aldı.

edebiyathaber.net (5 Ekim 2016)

lenin-heykeliKaradeniz’in hırçın dalgalarıyla Düzce’nin Akçakoca kıyılarına vuran, Ekim Devrimi’nin lideri Lenin’in ağaç oyma büstünün Türkiye’ye gelişi film oluyor.

Ankara’nın Lenin çıkmazı

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte denize atılan Lenin heykellerinden biri yıllar sonra Karadeniz’e kıyısı bulunan Düzce’nin Akçakoca ilçesinde sahile vurmuştu. Belediyenin heykeli dikme fikri üzerine dünya basınında yer bulan bu haber, daha dikilmeden birçok turistin ilgisini çekerek Akçakoca’yı turizm ajanslarında en çok arananlar listesine almıştı. Turizm konusunda tüm ilgileri üzerine çeken Akçakoca, Ankara’nın da dikkatini çekmişti.

2009 yılında Ankara ile gerçekleşen bürokratik görüşmelerin sonucunda Lenin heykelinin kasaba meydanına dikilmemesi, kasabaya yapılacak bir müzede sergilenmesi kararı çıkmıştı. Bugün, aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen Lenin heykeli hâlâ belediyenin deposunda bekletiliyor. Türkiye’nin yanı sıra dünya basının da ilgisini çeken bu rastlantıda bir soru hep akıllarda: Peki, Lenin heykeli kasabanın meydanına dikilseydi ne olurdu?

Lenin Türkiye’de, beyaz perdede 

Bu soru üzerine yola çıkan edebiyatçı Barış Bıçakçı ve yönetmen Tufan Taştan kara mizah türünde bir film senaryosu yazdılar: Sen Ben Lenin. Filmin çekim hazırlıklarına önümüzdeki günlerde başlanacak.

Lenin heykelinin kasaba meydanına dikilmesiyle birlikte, kasabalıların değişen hayatlarını konu alan film, gerçekte yarım kalan bir hikâyeyi sonlandırıyor. Barış Bıçakçı ve Tufan Taştan, evrensel bir kişilik olan Lenin’in, Türkiye’nin bir sahil kasabasındaki turistik etkisini hem biraz içlenerek hem de hicvederek ele alıyor.

edebiyathaber.net (5 Ekim 2016)

cehov-un-mektubu-acik-artirma-ile-satildi-192457-5BirGün’ün, Sputnik’e dayandırdığı habere göre, ünlü Rus yazar Anton Çehov’un 1883 yılında yazdığı bir mektup Rusya’nın başkenti Moskova’da düzenlenen bir açık arttırmada 3.6 milyon rubleye satıldı.

Rus açık arttırma kuruluşu Litfond’dan yapılan açıklamada Çehov’un 23 yıl önce bir aile dostu Gabriel Kravtsov’a yazdığı mektubun 3.6 milyon rubleye alıcı bulduğu belirtildi. Açıklamada “Açık arttırmada Çehov’un ilk kitabı ‘Melbourne’ün Masalları’ndan bir yıl önce aile dostu Gabriel Kravtsov’a yazdığı mektup büyük ilgi gördü. 2.1 milyon rubleden açılan açık arttırma sonucu mektup 3.6 milyon rubleye alıcı buldu” ifadeleri kullanıldı.

Kitabın ilk kopyası da rekor fiyata gitti

Bu arada açık arttırmada Melbourne’ün Masalları kitabının A. Çehonte takma ismiyle çıkan ilk kopyasının da büyük ilgi gördüğü ve 1.8 milyon rubleye satıldığı belirtildi. Çehov, tıp fakültesinde öğrenim gördüğü sırada ailesinin geçimine katkıda bulunmak için çeşitli dergilerde yazdığı yazılarını Melbourne’ün Masalları kitabında toplamıştı. Çehov’un ilk kitabı olan bu kitap üniversiteyi bitirdiği 1884 yılında yayınlanmıştı.

edebiyathaber.net (5 Ekim 2016)

casusPaulo Coelho’nun Mata Hari’nin yaşamını anlattığı yeni romanı “Casus” Emrah İmre çevirisiyle Can Yayınları tarafından yayımlandı.

Tanıtım bülteninden

“Yanlış devirde doğmuş bir kadınım ben, hiçbir şey düzeltemez bunu. Gelecekte hatırlanacak mıyım, bilmiyorum ama şayet hatırlanırsam mağdur bir kadın olarak değil, cesur adımlar atmış ve ödemesi gereken bedeli korkmadan ödemiş biri olarak görülmek istiyorum.”

Mata Hari’nin tek suçu özgür bir kadın olmaktı: Sınırlar ve sınırlamalarla dolu bir dünyada kaderine boyun eğmeyen bir kadın…

Mata Hari, yaşadığı devrin en çok arzulanan kadınıydı: Sahneye çıktığında cüretkârlığı ve güzelliğiyle izleyicileri büyüler, sahne dışında dönemin en zengin ve güçlü erkekleriyle ilişkiler yaşar, gizemli geçmişiyle Paris hanımefendileri arasında kıskançlığa ve kavgalara sebep olurdu. 20. yüzyılın başlarında Avrupa’ya hâkim olan ahlakçılığa meydan okumasının bedelini pahalı ödedi: Casuslukla suçlandı ve 1917’de Fransız ordusunun askerleri tarafından kurşuna dizilerek idam edildi. Paris’teki bir cezaevinde idam vaktini beklerken son arzularından biri mektup yazmak için kâğıt ve kalem olmuştu. Geçtiğimiz 20 yıl zarfında İngiltere, Almanya ve Hollanda’da resmî makamlar Mata Hari’ye ait dosyaları kamuya açtı ve Coelho gün ışığına çıkan bu belgelerden yararlanarak romanını yazdı.

Dünyanın en çok okunan yazarlarından Paulo Coelho  Casus’ta Mata Hari’nin  yaşamını ele alarak en uzun ağaçların dahi küçücük tohumlardan çıktığını bir kez daha hatırlatıyor bizlere.

Paulo Coelho, 20. yüzyıl başında casuslukla suçlanarak idama mahkûm edilen Mata Hari ile avukatı arasındaki yazışmalardan yola çıkarak kurguladığı kitapta bu olağanüstü kişiliği bir roman kahramanına dönüştürerek hayatın ve aşkın gizemlerini sorguluyor.

“Vücut çabucak yorulur, ruh ise daima özgürdür.”

PAULO COELHO

1947’de Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde doğdu. Kendini tümüyle edebiyata vermeden önce tiyatro yönetmenliği, oyunculuk, şarkı sözü yazarlığı ve gazetecilik yaptı. 1986’da yayımlanan Hac adlı ilk romanının ardından gelen Simyacı’yla dünya çapında üne erişti. Simyacı, XX. yüzyılın en önemli yayıncılık olaylarından biri oldu, 56 dile çevrildi ve 65 milyon sattı. Coelho, Brida (1990) Piedra Irmağı’nın Kıyısında Oturdum Ağladım (1994), Beşinci Dağ (1996), Işığın Savaşçısının Elkitabı (1997), Veronika Ölmek İstiyor (1998), Şeytan ve Genç Kadın (2000), On Bir Dakika (2003), Zâhir (2005), Portobello Cadısı (2006), Kazanan Yalnızdır (2008), Elif (2011) ve Akra’da Bulunan Elyazması (2012) gibi yapıtlarıyla sürekli olarak çoksatar listelerinde yer aldı. 170 ülkede, 80 dilde yayımlanan kitaplarının toplam satışı 165 milyona ulaştı. Bugüne kadar pek çok ödül ve nişana değer görülen Coelho, Birleşmiş Milletler Barış Elçisi ve Brezilya Edebiyat Akademisi üyesidir.

edebiyathaber.net (5 Ekim 2016)

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z