Masthead header

eposta72_TESAK_24 mayıs-01TESAK’ın “Kütüphane’de Sinema” etkinlikleri kapsamında Feride Çiçekoğlu ile “Şehrin İtirazı” kitabı üzerine söyleşi 24 Mayıs Pazar 15.00’te yapılacak.

Feride Çiçekoğlu’nun senaryosunu kendi kitabından uyarladığı, 89 yılında filme alınan “Uçurtmayı Vurmasınlar” Türkiye’de bir kuşağın hafızasına ve yüreğine kazınmıştır. Çiçekoğlu’nun sinemayla ilişkisi bu ilk senaryosundan sonra da büyüyerek, derinleşerek devam etti, hatta belki onun edebiyat yazarlığından da rol çaldı.

ODTÜ Mimarlık Bölümü’nde başladığı akademik hayatını Bilgi Üniversitesi Sinema Bölümü öğretim üyesi olarak sürdüren Prof. Dr. Çiçekoğlu’nun 2015 yılında yayımlanan son kitabı “Şehrin İtirazı” yine sinemayla ilgili ve “Gezi Direnişi Öncesi İstanbul Filmlerinde İsyan Eşiği”ni anlatıyor. Sadece sinemaseverler değil, “İstanbul’un itirazı var!” diyen herkes söyleşiye davetli.

“Şehrin İtirazı” ile ilgili olarak Emek Erez’in kaleme aldığı yazı için>>>

edebiyathaber.net (21 Mayıs 2015)

Dünya Bu Kadar” adlı romanıyla çokça konuşulan ödüllü öykücü Mahir Ünsal Eriş, CerEdebiyat söyleşilerinin konuğu oluyor. 23 Mayıs 2015 Cumartesi günü, Saat: 14:30’da Tolga Yüksel moderatörlüğünde CerModern’de gerçekleşecek söyleşi ücretsiz. 

“Dünya Bu Kadar” ile ilgili olarak Onur Uludoğan’ın kaleme aldığı yazı için>>>

11150609_717676878336551_346231563350606656_n

edebiyathaber.net (21 Mayıs 2015)

feridun andac 10.tifRoma’da bir kitapçıdan Marcello Mastroianni’nin bir fotoğrafını satın aldığımda, yanımdaki dostum şaşırarak sormuştu:

“Bir kadın değil de erkek, neden?”

“O, çocukluğumun sinemasındaki imgelerden biri…”

Nedense Sophia Loren’i hiç tutmadım. Brigitte Bardot’yu da. Ama Claudia Cardinale bir idol gibi dururdu karşımda, tıpkı Marcello Mastroianni  gibi…

Çocukluk sinemalarımda yönetmen yok, oyuncular ve filmlerin konuları vardı.

Ne zaman ki Onat Kutlar’ı, Sinematek’i tanıdım; yirmili yaşlarımda yönetmen sineması da dünyamda yer etti.

Gerçi, sözünü ettiğim o çağlarda sinema düşkünü bir çocuk olarak gazetelerin sinema sayfalarının, “Ses”, “Pazar”, “Hayat” gibi dergilerin okuyucusuydum. A 4 kâğıtlara yaptığım film afişlerine “Rejisör”, Senaryo”, “Foto Direktörü” ifadelerini özenle yazdığımı da hatırlarım. Bir de film şirketi adı…

Lütfi Ö. Akad, Halit Refiğ, Atıf Yılmaz, Nejat Saydam…

Gani Turanlı, Orhan Kapkı, Kaya Ererez…

Erman Film, Erler Film, Acar Film…

Bülent Oran, Erdoğan Tünaş, Safa Önal…adları…

Ve elbette ki oyuncular; ille de başroldekiler…

Orhan Günşiray, Ayhan Işık, Eşref Kolçak, Ekrem Bora, Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın, Ediz Hun…Belgin Doruk, Türkân Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Filiz Akın…Ama benim gözdem Sevda Ferdağ, Sevinç Pekin, Birsen Menekşeli’ydi…

Erzurum’da, 1960’lı yıllarda dört sinema vardı: Doğu, Güneş, Arı ve Gürpınar sinemaları. 1950’lerdeki Saray sineması yanmıştı. Ama orada izlediğim birkaç filmi, milli piyango çekilişini hatırlıyorum.

Bu dört sinema farklı filmlerle izleyici kitlesine seslenirdi.

Ama Doğu Sineması bambaşkaydı, sürekli yabancı filmler  gösterirdi. “Zorba”, “Geceyarısı Kovboyu”, “İrlandalı Kız”, “Love Story”, “Dün Bugün Yarın”, “Kasabanın Sırrı”, “Ben Hur”, “Doktor Jivago” gibi filmler belleğimde iz bırakanlardı.

Marcello Mastroianni ve Sophie Loren’li filmleri sıklıkla izlediğimizi hatırlıyorum. Alain Delon, Jean Paul Belmondo, Catherine Deneuve…ilk sıralarda yer alanlardandı.

Özellikle İtalyan, Fransız ve Amerikan filmleri…Ama o yıllarda Fellini filmini izlediğimi hatırlamıyorum.

Fellini, benim için “Amarcord”la var; öncesini de bundan sonra izlemişimdir. Ona dair okumaya başladığımda ise “Kadınlar Kenti”, “Ve Gemi Gidiyor”; öncesinde ise “Roma”, “Tatlı Hayat”…Ve sonraları da elbette “Boccaccio’70”, “Sekiz Buçuk”.Amarcord

Fellini sineması öncelikle bunlarla var oldu benim için.

Gelin  görün ki: “Fellini Fellini’yi Anlatıyor”u (Giovanni Grazzini, 1989 Afa Yay., Çev.: Cüneyt Akalın) okuduktan sonra; “Ben, Fellini”nin çevirmeni İlknur İgan’ı bulmuş, daha kitabın okumasını yarılamışken; bunu yeniden yayımlamak istemiştim. Kitabın Almacası da (“Ich, Fellini/Charlotte Chandler; 1996, Rowohlt) elimin altındaydı.

Üstelik,  Chris Wiegand’ın “Federico Fellini/ The Complete Films” albümü de (Taschen) onun büyülü dünyasına çekeleyip durmuştu beni.

Eğer ilkgençlik yıllarımda Fellini sinemasını ve onu keşfetseydim, sinema yolunu seçip senaryolar yazıp filmler  çekmeye kendimi verebilirdim.

Koşullar ve karşılaşmalardır biraz da insanın yaşam yolunu belirleyen. Ama ben de, Fellini gibi, Jung’un o teorisine inanırım: İlkörnek.

Çocukluğumda yaptıklarım, uğraş edindiklerim (resim yapmak örneğin); özellikle okumak, filmler izlemek, sinemaya ilgi…Artık filmleri bir araya getirip oyun arkadaşlarıma gösteri düzenlemem, afişler yapmam. Halkevi’nde  tiyatroya soyunmam, vb.

Tüm bunlar o çocuğun bir yere gideceğinin işaretleridir.

Fellini de gelip Rossellini’yi bulduğunda, ondan etkilenir, çok şey öğrenir. Ve sinemaya adım atar. Buna benzer bir öyküyü çocukluğu ve ilkgençliği Söke ve İzmir’de geçen Feyzi Tuna’dan dinlemiştim. Sinema tutkusu onu İstanbul’a sürüklemiş, gidip Halit Refiğ’i bulmuştu…

Hep derim, bir ustası olmalı insanın.

Federico Fellini hâlâ sinemada birçok kişinin ustası.

İlk filmini çektiğinde Rosellini’nin düşüncelerini merak eder, kurgusuz haliyle ona izletir. Ondan çok şey öğrendiğini söyler. O da, kendisine; “eğer bir gün ünlü bir sinemacı olursan sen de yetenekli bir gencin elinden tut, ona yol göster” diye öğütler.

Nice sonra “Ben, Fellini”yi okumaya yönelirken; bu kez, hem Fellini filmlerini hem de onun el aldığı yönetmenlerin/etkilendiklerinin/kuşakdaşlarının filmlerini ardı ardına izlemeye başladım…

Evet, sinema hayattır; düştür, gerçekle düşün buluştuğu benzersiz bir dünyadır.  Bütün sanat dallarının kesiştiği/ buluştuğu büyülü bir dünyadır hem de…

Bugün bizde bir “okul”a dönüşen sinema günlerinin anlattığı da biraz bu olsa gerek.

edebiyathaber.net (21 Nisan 2015)

can_cocuk_logoCan Çocuk ve İstanbul Saint-Michel Lisesi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı şerefine Can Çocuk Yayınları’nın kuruluşundan bu güne kitaplarına resimleriyle hayat veren çizerlerini büyük bir sergide bir araya getiriyor: Sihirli Bir Dünyaya Açılan Pencere: “Dünden Bugüne Can Çocuk Kitapları İllüstrasyon Sergisi”

Çocuklarımıza ait en özel ve anlamlı bayramlardan biri olan “23 Nisan – Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” şerefine Can Çocuk ve İstanbul Saint-Michel Lisesi, Can Çocuk Yayınları’nın kuruluşundan bugüne kitaplarına renkleriyle, resimleriyle hayat veren çizerlerini bir seçkide bir araya getiriyor.  Sergi dünün ve bugünün çocuklarını, gençlerini ve yetişkinlerini aynı umutlar çevresinde birleştirmeyi arzuluyor; daha renkli, adil, özgür, neşeli ve yaratıcı bir dünya için.

Erdal Öz’ün 1981 yılında 30 kitapla yola çıkarak kurduğu Can Çocuk dünya çocuk edebiyatının önemli yapıtlarını Türkçemize kazandırırken Türkiye’de çocuk edebiyatının gelişimine öncülük etti. Türk edebiyatının önemli yazarlarını bünyesinde topladı ve bugüne kadar yerli ve yabancı dört yüzü aşkın kitap yayımladı. Yayınevi 30 yılı aşkın bir süredir, her yaştan çocuklar için “Birlikte Okuyalım, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı, Klasik Türk ve Dünya Edebiyatı, Destanlar ve Masallar, Heyecanlı Kitaplar, Meraklı Kitaplar, Biyografi, İlk Okuma Kitapları ve Yaratıcı Okuma Dizisi” olmak üzere dokuz ayrı başlık altında eserler yayımlıyor.

Yayınevinin bastığı ilk otuz çocuk kitabı arasında; Pal Sokağı Çocukları, Küçük Kara Balık, Charlie’nin Çikolata Fabrikası, Pippi Uzunçorap, Beyaz Yele, Şişkolarla Sıskalar, Uçan Sınıf gibi eserler vardı. Bugün bu kitaplar, tam anlamıyla birer klasik durumunda ve kuşaktan kuşağa okunuyor. Saint-Michel Lisesi’nin ünlü sergi salonu Jeanne d’Arc’ta bugüne dek yayımlanan bu değerli kitapların kapaklarını ve iç sayfalarını süsleyen 28 sanatçının eserleri sergilenecek. Zihnin ve kalbin rengârenk hafızasını aralayan bu pencere hepimize sihirli bir dünya vaadediyor.

Sanatçılar arasında; An-su Aksoy, Behiç Ak, Burcu Yılmaz, Can Göknil, Canan Barış, Claude Leon, Elif Deneç, Ferit Avcı, Ferruh Doğan, Gözde Bitir, Huban Korman, İsa Çelik, Kutlay Sındırgı, Meltem Şahin, Mert Tugen, Mustafa Delioğlu, Nuray Çiftçi, Özge Ekmekçioğlu, Reha Barış, Saadet Ceylan, Sedat Girgin, Sema Ilgaz Temel, Sernur Işık, Şahin Erkoçak, Tan Oral, Uğur Altun, Vaghar Aghaei, Yusuf Tansu Özel bulunuyor.

Açılış ve kokteyl              : 22 Nisan Çarşamba 2015 saat: 19:00

Sergi süresi                       : 22 Nisan- 17 Mayıs 2015

Adres                                   : Saint-Michel Lisesi Jeanne d’Arc Salonu – Abide-i Hürriyet Cad. no:17 Şişli

 (Metro Osmanbey)

Sergi ziyaret saatleri     : Hafta içi 09:00-17:00 / Cumartesi 10:00-17:00

edebiyathaber.net (21 Nisan 2015)

  • mehmet ozcataloglu - 21/04/2015 - 09:59

    Can Çocuk’u bu tarihsel yolculuk sergisinden dolayı Kutlarım. Fakat daha çok kişiye ulaşması açısından mutlaka katalog da yayımlanmalıdır. Yararlı olacaktır.cevaplakapat

Mahir Ünsal Eriş ile Hikaye Anlatmak AtölyesiMiM Sanat Merkezi‘nin on yıldır süren edebiyat atölyelerinin bu sezon Mayıs ayı konuğu  İletişim Yayınları‘ndan çıkan “Olduğu Kadar Güzeldik” adlı öykü kitabıyla Sait Faik Hikaye Ödülü’nün sahibi; “Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde” öykü kitabı ve  “Dünya Bu Kadar” romanıyla tanıdığımız yazar Mahir Ünsal Eriş.

Mahir Ünsal Eriş ile “Hikaye Anlatmak” atölyesi, Mayıs ayı boyunca beş haftalık programla Pazar günleri (3-31 Mayıs) 14.00-17.00 arasında, Salı günleri (5 Mayıs-2 Haziran) 19.00-22.00 arasında gerçekleşecek.

Sade, içten ve akıcı anlatım diliyle insan sıcaklığını, doğallığını yakalayacağınız öykülerin yazarı Eriş; çeşitli dillerden çevirdiği hikaye,makale,kitapların yanısıra Gümüşlük Akademisi’nde Dil Atölyesi dersleri vermiştir. Halen OtDergi’de hikayeleri yayınlanmaktadır.

Atölyeye 27 Nisan 2015 tarihine kadar kayıt yaptırmak mümkün.

İletişim:

MiM Sanat Merkezi

Moda Cd. 60/2 Kadıköy

0216 449 20 45

mimolga@gmail.com

edebiyathaber.net (21 Nisan 2015)

yelkensizYelkensiz’in bu sayısında Furkan Okuyucu-Merve Apaydın’ın birlikte hazırlamış oldukları Murat Uyurkulak sohbeti ve Murat Göktürk’ün çevirisi ile Kürt şair Arjen Ari’nin bir şiiri yer alıyor. Ozan Öner, Oğuzhan Şahin ve Tuğçenur Aldeniz’in çizim ve karikatürleri ile görsellendirilmiş bu sayı; Albert Camus ve Franz Kafka üzerine öykülendirilmiş bir çalışmayı da içeriyor.

Şiirleriyle dergide yer alan şairler:

Umut Göksal

Furkan Çirkin

Burak Atay

Furkan Okuyucu

Ümit Ateş

Öyküleriyle dergide yer alan yazarlar:

Sabahattin Yücel

Enes Gündüz

Fatma Nur Kaptanoğlu

Semih Bülbül

Yelkensiz’i, Taksim ve Kadıköy Mephisto Kitabevlerinden 1 tl karşılığında temin edebilirsiniz.

İletişim: yelkensidergi@mail.com.tr

edebiyathaber.net (21 Nisan 2015)

paris-mimari-Front-1 Yabancı Yayınları’ndan çıkan Charles Belfoure’un “Paris Mimarı” romanını çevirmeni Öznur Özkaya anlatıyor…

Anıtları, sanatsal ve kültürel yaşamı ile bilinen Paris, dünya tarihinde önemli bir şehir olmakla birlikte, ekonomik ve politik merkezler arasında da yer almakta ve uluslararası taşımacılığın geçiş noktalarından birini oluşturmakta. Moda ve lüksün dünya başkenti “Işık Şehir” diye de anılmakta. Grande Arche, Zafer Anıtı, Şanzelize, Concorde Meydanı, Louvre Müzesi, Eyfel Kulesi,  Moluen Rouge  ve nice görkemli mekânlarıyla kültür, sanat, moda ve romantizm şehri Paris, gezmeye doyamayacağınız, aklınızı ve kalbinizi bırakacağınız bir yer. Değil mi ki Nazım’a da “Hangi şaraba benzer? / Paris. / İlk bardağı içersin / buruktur, / ikincide dumanı vurur başına, / üçüncüde mümkünü yok masadan kalkmanın. / Garson bir şişe daha getir! / Ve artık nerde olsan, nereye gitsen / Paris’in ayyaşısın iki gözüm,” dizelerini yazdırmıştır bu şehir.

Paris şehrinin özlü sözü  Il est battu par les flots sans être submergé “ yani “Sallanır ama batmaz” şehrin armasındaki  gemiyi anlatmak için kullanılır. Bu gemi Ortaçağ’da şehri yöneten güçlü “Gemiciler”in kurduğu birliği sembolize eder. Şehrin koruyucusu, V. yüzyılda Attila’yı şehri yıkmaması için ikna ettiğine inanılan Azize Geneviève’dir. Ne yazık ki Azize’nin ve şehrin füsunkâr gücü Almanlar’ın 14 Haziran 1940’da Paris’e girmesine engel olamamıştır. Almanlar’ın Polonya harekâtı esnasında Fransızların batıdaki güçsüz ve boş sayılabilecek Alman hatlarına saldırmaması, batı cephesinde etkili Alman propogandasının durdurulamaması, Fransız siyasetinin iç çekişmeleri ve Fransız sermayedarlarının ülkesine ihaneti, 1934-38 yılları arasındaki Fransız ve İngiliz askeri harcamalarının toplamının tek başına Alman askeri harcamalarına yetişememesi, halkın yeterli hevese sahip olmaması, basının karşı propaganda yürütememesi bu defa Paris’in iyice sallanmasına, batmaktan son anda kurtulmasına yol açmış; böylelikle tek hedefe kitlenmiş ve bütün imkânlarını bu uğurda seferber etmiş Almanlar karşısında Fransa’nın yazgısı değişmeye başlamıştır.

Charles Belfoure’un ilk romanı “Paris Mimarı”nda yayılmacı Hitler faşizminin işgali altındaki Paris’te toplumun farklı kesimleri üzerine projektör tutulur. Arka planda işgalcilere çıkar hesaplarıyla bağlı olan yönetici elit ile burjuvazi, diğer yanda faşizme karşı yurt savunması için örgütlenen direnişçiler bu saflaşmanın iki farklı kesimini oluşturmaktadır. İşgal günlerinde, her şeylerini geride bırakarak, kafileler halinde kenti terk eden, edemeyip gizlenmek zorunda kalan Parislilerin trajedisi, direniş hareketini örgütleme çabaları, Parislilerin işgale, direnişçilere ve özellikle Yahudilere bakışı… O günlerin politik dalgalanmaları içerisinde ayakta kalmaya çabalayan Fransasını yansıtan romanın kahramanı Lucien Bernard’ın öyküsü… “Danzig için ölmeye değer mi?” cümlesinin yaygın bir söyleyiş olarak halkın önemli bir kısmının duruma bakış açısını yansıttığı günlerde yabancı olana, ötekileştirilene yardım etmenin, başkası uğruna yahut erdemli olmak adına hayatını riske atmanın öyküsü.

Romanın yazarı gibi mimar olan başkarakter Lucien’in gözlerinden II. Dünya Savaşı’nın panoramasını izliyor, kimi zaman işgal altındaki Fransa’nın yaşanan korkunçluklara karşın sergilediği kayıtsızlığına hayret ediyor, kimi zaman da korkunun, yokluğun, karaborsaya düşen tereyağının, karneyle dağıtılan gıdanın insanlarda filizlendirdiği yoksunluğu kanıksıyorsunuz. İşgalcilerle kol kola gezen Paris burjuvası, dehşete düşmüş, sessizliğe bürünmüş Parisliler, direnişçiler… Lucien de hayatta kalmayı başarmış ancak parasız ve mutsuz bir adam, dahası sanatını icra edemeyen modern bir mimar.

ghosts-of-world-war-ii-paris-6-600x398Saygın bir iş adamı olan Manet’in iş teklifiyle hayatı tamamen değişmeye başlayan Lucien’in roman boyunca dönüşen, evrilen karakteri insanlığın, insan olmanın, erdemliliğin bir izdüşümü adeta. Bir yandan Gestapo’ya fabrikalar tasarlarken öte yandan Yahudilere gizlenmeleri için zekice yerler düzenleyen Lucien kurgu ilerledikçe aşkı, dostluğu, evladını bulacak; insanın, paranın ve sanatın önünde olduğunu kanıksayacaktır.

“Paris Mimarı”; II. Dünya Savaşı’nın yaşandığı dönemle, Yahudi soykırımıyla ilgili yazılan nice romandan savaşın karanlık yanlarına karşı insan doğasının iyi yönlerini göstermesi ve sanat dallarını tarihle harmanlayarak okurda edebi bir tat bırakması bakımından ayrılıyor. Bahsi geçen tarihi karakterler, mekânlar, şehirler; sanat eserleri, mimari öğeler Lucien’in, yaşanan soykırımın ve acılarının tamamlayanları haline gelmiş, böylelikle yazar yoksunluğu ve yoksulluğu melodramın veya sıradanlığın tuzağına
düşmeden kalemini gerçeğin tam ortasına batırarak sonunda umudu fısıldayan bir atmosfer kurmuş.

Başlarda para kazanmak için yaptığı gizlenme tasarımları zamanla Lucien için bir oyun halini almışken, ufak bir ayrıntıyı gözden kaçırması ve beklenmedik bir olayın gerçekleşmesi nedeniyle gizlenmesine dolaylı da olsa yardım ettiği Yahudi bir çift ölünce Lucien’in düşünceleri, hisleri, yaşamı yeniden biçimlenmeye başlar ve Lucien seçimini yapar, ne uğruna savaşacağının, hayatta kalacağının veya öleceğinin hesabını yapmaya girişir.

Gestapo subayı Herzog’u sanatsever, dostane ve sempatik; Lucien’i de hikâyenin başlangıcında çıkar hesapları yapan karakterler olarak yaratan yazar aynı zamanda salt iyi veya kötü olunamayacağını da vurgular. Böylelikle bir dönem kurgusu olmasına rağmen okurun zihninde çokça soru biriktirmeyi başarır: Kötülerin veya iyilerin ayrımına nasıl varılır? Benzer bir savaş deneyimi yaşadığımız dönemde gerçekleşse bizim, yakınlarımızın, iyi ve doğru bildiklerimizin tavrı hangi yönde gelişir? Dahası barış içindeyken bile insanları ötekileştirip hor görmeyi başarabiliyorsak savaşın, yokluğun, kıtlığın, ölümün kol gezdiği bir dönemde benmerkezcilikten nasıl kurtulunabilir?

Charles Belfoure; Lucien’in penceresinden Parislilerin acılarını; yiyecek, giyecek için kapışmalarını, biteviye korkularını, direnişçileri, işbirlikçileri, Naziler tarafından avlanan ve Fransız vatandaşlarınca ispiyonlanan Yahudilerin tarifsiz kaderini anlatıyor. Yahudiler doğma büyüme, bilmem kaç nesildir Parisli olsalar bile yabancı görülür, küçümsenir, ötekileştirilir. “ Biri onlardan vatana ihanet ettikleri için nefret eder, diğeri Hıristiyanları öldürdükleri için, bir başkası ise bir alım satım işinde onu kazıkladıkları için; sonuçta bütün Fransızlar bir şekilde antisemitisttir, öyle değil mi?” 

Yabancı olmak demek; umursanmaman, insan yerine konulmaman, öteki olman, “bizden değilsin” diyenlerin bakışlarına maruz kalman, kültüründen vazgeçmen, dilinden kopman demek. Yabancı olmak demek; mühürlenmiş dudaklar, zincire vurulmuş fikirler demek; çocukken senin milletinden ve / veya dininden, olmayan komşu çocuklarıyla oynayamaman demek. Yabancı olmak demek; öldürülen yakınlarına ağlayamaman, haklarını arayamaman, kendi ismini özgürce kullanamaman, öteki olmayan isimleri kullanıp, öteki olmayanlara ait elbiseleri giyip onlara benzemeye çalışman demek. Bir gün büyük birlikteliği yeryüzünün yaşaması umuduyla…

Öznur Özkaya – edebiyathaber.net (20 Nisan 2015)

galapera-selcuk-baran-oyku-odulu-201529218624b06899b08c2aKurulduğu 2006’dan bu yana, kent kültürüne ve edebiyata katkı sağlamak amacıyla çeşitli edebiyat etkinlikleri gerçekleştiren İstanbul Galatapera Kültür ve Sanat Derneği, 4 Kasım 1999’da yaşamını yitiren, öykü ve roman yazarı Selçuk Baran’ın adını yaşatmak için düzenlediği öykü ödülünün bu yıl üçüncüsünü verdi.

Seçici kurulunu Selim İleri, İnci Aral, Sezer Ateş Ayvaz, İlknur Özdemir, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Turhan Günay ve Nemika Tuğcu‘nun oluşturduğu ‘Galapera Sanat Selçuk Baran Öykü Ödülü’ne oy çokluğuyla,  İsahag Uygar Eskiciyan’ın yayımlanmamış öykü dosyası ‘Metropol Ninnisi’ değer bulundu.

İlkini 2013 yılında “Bozuk” adlı öykü dosyasıyla  Hakkı İnanç’ın kazandığı ödül, geçtiğimiz  Senem Dere ve Pelin Buzluk’un  öykü kitapları arasında paylaştırıldı.

Ödül töreni 16 Mayıs Cumartesi günü Tiyatro Kara Kutu’da düzenlenecek.

edebiyathaber.net (20 Nisan 2015)

untitledAylak Adam Yayınları En İyi 20 Kurmaca Yazarından Biri Seçilen Matthew Klam’ın “Kedi Sam” adlı öykü kitabını yayımladı. 

Kedi Sam, ABD’li öykücü Matthew Klam’in yedi öyküsünü bir araya getiriyor. Kasıntılı, kadın düşkünü Sam’in âşık olduğu kadının beklentilerine karşılık vermemesi, kendinden şüphe duyan genç bir işadamının katıldığı şatafatlı düğünde başına gelenler, akşam yemeği için pişirilen tavuğun bir çiftin ilişkisinin yıpratıcı öğesi haline gelmesi vb. anlatılan tüm hikâyeler genç bir zekânın kara mizahı ustalıkla kullandığını kanıtlıyor.

Klam, erkekler hakkında baş döndürücü bir biçimde dürüst. Erkek cinselliği hakkında yazdıkları gerçekçi, esprili ve doğru. İyi hicveden tüm metinlerin yaptığı gibi sizi kahkahayla güldürürken, belli bir farkındalıkla sizin çekinmenizi sağlıyor.

Observer 

New Yorker,  Klam’i ABD’deki en iyi yirmi genç kurmaca yazarından biri ilan etti. Buna kesinlikle güveniyorum. Dili havalı ve parlak.

Zadie Smith 

Alaylı bir biçimde eğlenceli… Umarım herkes bu kahrolası kitabı okur, çünkü Klam hiç kimsenin anlatmadığı kadar gerçeği anlatıyor.

Dave Eggers

edebiyathaber.net (20 Nisan 2015)

Gezgin kpk 1Sevgi Saygı’nın yeni kitabı Gezgin, ON8 Kitap tarafından yayımlandı.

Adsız bir “gezgin” o. Yolu kesişenler, sert mizaçlı bir kadın olarak hatırlıyor onu. Ne nereden geldiğini biliyorlar, ne de nereye gittiğini. Niçin yollarda olduğu bile meçhul. Can yoldaşı motosikletiyle kilometreleri aşarken, birilerinden kaçıyor. Kendince dağıtır göründüğü adaletin tek tanığı ise, katettiği yollar. Derken, bir akşam konaklayabileceği bir yer ararken, o garip köye varıyor. Ve yalnızca bir geceliğine misafir olacağını sandığı o garip eve…

Yola ilk ne zaman çıkmıştı? Neydi beklentisi? Kaçıyor muydu sadece? Arıyor muydu yoksa? Bu gizemli ve hayati yolculuktan alıkonmamak, bu sorulardan bile önemliydi… Hayalle gerçek arasına zardan bir duvar ören gizemli kurguların yazarı Sevgi Saygı’nın ilk romanı Gezgin, aynı zamanda yazarın Peri Efsa’dan sonra ON8’de yayımlanan ikinci kitabı. Saygı, bu kitabında okuru ser verip sır vermeyen bir kadının, bir “gezgin”in motosikletiyle, derin sessizliklerde, sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

Kitaptan:

Sis kalınlaştı ve ben kör oldum. Ayaklarımın altında ezilen karın gıcırtısını duyuyordum; körük gibi soluğumu, rüzgârın ıslığını… Vücudumdaki tüm kıl, tüy adına ne varsa hepsini ayaklandıran hırıltıyı… Çok yakınımdaydı. Belki az sonra nefesini ensemde duyacağım.

Durdum. Beş santim ötesini görebilsem keşke. Şalı sıyırdım, elime doladım. 

İşe yarayacağından değil, kendimi teselli etmek için. Dönüp durmaktan ayağımın altında bir çukur oluşmuştu. Aman ne iyi! Kendi mezarımı kazıyorum.”

Sevgi Saygı

1957’de İzmir’de doğdu. 1981’de Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü, 1985’te Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nü bitirdi. Aynı yıl Atıf Yılmaz’ın filmlerinde yönetmen asistanı olarak çalışmaya başladı, senaryo çalışmalarına katıldı. TRT İstanbul Radyosu’nun Arkası Yarın ve Radyo Tiyatrosu kuşakları için kaleme aldığı oyunların yanı sıra, Tiyatro Ti için Hayalet ve Başkan oyununu yazdı. 2008’de büyük beğeni toplayan Gece Gündüz adlı televizyon dizisinin senaristlerinden biriydi. Çalışmalarını bugün de senarist olarak sürdüren ve çocuk kitapları da yazan Saygı’nın 2004’te yayımlanan Gezgin adlı ilk romanı, 2015’te ON8 tarafından aynı adla yenilendi. Koza adlı romanı ise 2012’de yayımlandı. Gerçek ile rüya, anlatı ile fantazya arasında gidip gelen kurgularında ruhun ve geçmişin karanlıklarına dalmaktan hoşlanan Saygı’nın “Bebek” adlı öyküsü, Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği’nin (FABİSAD) düzenlediği Gio Ödülleri kapsamında 2013 Öykü Ödülü’nü kazandı.

edebiyathaber.net (20 Nisan 2015)

arkakapakKırtıpil Dergisi yeni sayısında bizleri, Türkiye’de yayıncılığın en önemli sorunlarından edebiyatın en oyuncu hallerine varan geniş bir yelpazede keyifli bir yolculuğa çıkarıyor.

Yayın hayatına 2012’de başlayan Kırtıpil Dergisi altıncı sayısında da edebiyatın sözü edilmeyen sorunları hakkında kamuoyu yaratıyor, edebiyatın tadını çıkarabilen oyunbaz yazarlara koca bir dosya ayırıyor.

Kalıplaşmış yazar-okur ilişkisine başkaldırmanın bir yolu olarak sanatta oyuna başvurmak yeni bir olgu sayılmaz. Kırtıpil yeni sayısında edebiyattaki işte bu oyunun yeni bir şekline eğiliyor. Takma isimlerle, aslında olmayan kitaplar “çevirerek”, kendini saklayarak, hayalet-yazarlıkla ve daha oluşturuyor. Var Olmayan Yazarlar’ın birçok yöntemle okuruna oyun oynayan yazarlar bu sayının dosya konusunu araştırıldığı dosyada Shakespeare, Ali Teoman, Reşit İmrahor, İhsan Oktay Anar gibi isimlere rastlamak mümkün.

Her ay edebiyattaki sessiz kalkmış bir konuya dikkat çekmeyi amaçlayan Kırtıpil, araştırma konusunda bu kez de Dağıtımcılık’ı işliyor. Türkiye’de yayıncılığın hasıraltı edilmiş en önemli problemlerinden biri olan bu sorunu “Bu Dergiye Ulaşmanız Neden Bu Kadar Zor Oldu?” başlığıyla ele alıyor.

Yayınevleri ve dağıtım şirketleri ile yapılan söyleşilere yer veren Kırtıpil, dağıtımcılığın Türkiye’deki tarihini de kapsamlı bir şekilde sunuyor.

Dosya ve araştırma konularının dışında, öykülere, mimari-edebiyat ilişkisini ele alan yazısıyla Levent Şentürk’e, Ulysses’in çevirmeni Armağan Ekici’ye ve Cem Akaş’a yer veren Kırtıpil’in yeni sayısını Pandora’nın tüm şubeleri, Mephisto Cafe, Robinson Crusoe ve Kırmızı Kedi Kitabevi’nden edinebilirsiniz.

www.kirtipil.net
facebook.com/kirtipildergisi
twitter.com/kirtipil_dergi
instagram.com/kirtipil_dergisi

edebiyathaber.net (20 Nisan 2015)

Ankara Öykü Günleri-AfişÇankaya Belediyesi, Ankara Üniversitesi ve Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği’nin birlikte düzenlediği ‘15. Uluslararası Ankara Öykü Günleri’ başlıyor. ‘Öykü Günleri’, 20-24 Mayıs 2015 tarihleri arasında Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin yanı sıra Ankara Üniversitesi salonlarında ve Öykü Günleri Derneği’nde düzenlenecek.

2014 yılında Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez anısına düzenlenen Uluslararası Ankara Öykü Günleri bu yıl, kısa bir süre önce ölümsüzlüğe uğurladığımız edebiyatın İnce Memed’i Yaşar Kemal anısına gerçekleştirilecek. Uluslararası Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü ise büyülü dille gerçekliği daha önce görülmemiş bir biçimde buluşturmasıyla edebiyat tarihinde özel bir yer edinen, yazar Latife Tekin’e sunulacak. Dünyanın dört bir yanından öykücülerin Ankaralı okurlarla buluşacağı etkinlikte onur konukları arasında Kata Kulavkova, Cecilia Davidson, Davit Turashvili, Fırat Ceweri yer alacak.

Öykü Günleri Açılış Töreni, 20 Mayıs’ta Ankara Üniversitesi Rektörlük Yüzüncü Yıl Toplantı Salonu’nda Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş ve Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği Genel Başkanı Özcan Karabulut’un açılış konuşmalarıyla başlayacak. Ardından Uluslararası Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü Töreni gerçekleştirilerek, Latife Tekin’e ödülü sunulacak ve Mine Söğüt, Pelin Özer, Oylum Yılmaz’ın katılacağı panelde Tekin’in edebiyatı tartışılacak.

Dolu dolu öykü

Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği’nde öykü günleri boyunca her gün saat 11.00 ya da 11.30’da başlayarak, öyküler okunacak, öykü üzerine kısa konuşmalar yapılacak ve paneller düzenlenecek. Öykü Günleri’nde Davit Turashvili ve Makvala Kharebava “Gürcü Öykücülüğü”, Cecilia Davidson “İsveç Öykücülüğü”, Fırat Ceweri de “Dünden Bugüne Kürt Öykücülüğü” üzerine konuşacak.

Öykü günleri boyunca gerçekleştirilecek panel konuları arasında Erendiz Atasü’nün yönlendiriciliğinde “Ankara’dan Yolu Geçen Öyküler”, Mahir Ünsal Eriş ve Doğuş Sarpkaya’nın birlikte yer alacağı “Çağdaş Türkçe Edebiyatta İstanbul Dışı”, uluslararası yazar örgütlerinde önemli bir yeri olan Kata Kulavkova’nın katılımcılarından olduğu “Kültürlerarası Bir Köprü Olarak Edebiyat”, Aysu Erden ve Çiğdem Ülker’in yönlendiriciliğinde “Edebiyat Atölyelerinden Yazar Çıkar Mı?” sorusu, Melike Uzun’un konuşmacıları arasında olduğu “Edebiyatta Eril Dil”, Özcan Karabulut, Yaşar Seyman ve Aydın Çubukçu’nun da katılımcıları arasında bulunduğu “Emek ve Öykü” ve Ayşegül Tözeren’in yönlendiriciliğinde gelenekselleşen “Genç Öykücüler Konuşuyor” yer alıyor. Ahmet Say da öykü günlerinin anısına düzenlendiği Yaşar Kemal üzerine konuşacak.

Ayrıca etkinliğin son günü Haldun Taner‘in doğumunun 100. yılı olması nedeniyle Ankara Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Bülent Çiftçi tarafından Haldun Taner’in ‘On İkiye Bir Var’ öyküsünün bir anlatı olarak sunumu gerçekleşecek. Ardından Haldun Taner’i anmak üzere, Prof. Dr. Selçuk Erez, Demet Taner, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Prof. Dr. Ayşegül Yüksel ve Hasan Özkılıç buluşacak.

Deli Dalgalar Öykü Günleri’nde

15. Uluslararası Ankara Öykü Günleri‘nde, Çağdaş Sanatlar Merkezi‘nde içeridekilerle kitap köprüsü kuran Dışarıda Deli Dalgalar inisiyatifinin bir de stantları olacak. Öykü Günleri’ne gittiğinizde, aldığınız kitaplardan bir adet daha alarak Deli Dalgalar standına bırakırsanız, hem içeriye hem de inisiyatife destek olabilirsiniz.

Program için>>>

edebiyathaber.net (18 Mayıs 2015)

  • Baydar Özcan - 18/05/2015 - 20:16

    İsviçre’de yaşıyan şair Edebiyatçılarınızdanım.
    Aynı zamanda “ULUSLARARASI KŪLTÜR KÖPRŪSÜ” Kurucu Başkanıyım.
    aranıza bir şair olarak bir edebiyat akşımında katılmak istıyorum bu konuda beni bilgilendirirseniz çok seviniri.
    Saygılarımla.
    http://www.baydar-oezcan. Chcevaplakapat

Samsun_KitapTÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile hazırlanan Karadeniz Kitap Fuarı 2015, 18 Mayıs 2015 Pazartesi günü TÜYAP Samsun Fuar ve Kongre Merkezi’nde kapılarını açacak.

Karadeniz bölgesinin ilk kitap fuarı; 150 yayınevi ve sivil toplum kuruluşu, 50 kültür etkinliği ve imza günlerinde 500 yazarı konuk etmeye hazırlanıyor. 18 – 24 Mayıs 2015 tarihleri arasında fuarda Ayşe Kulin, Can Dündar, Mustafa Armağan, Altan Öymen, Füruzan, Muzaffer İzgü, Canan Tan, Senai Demirci, Yekta Kopan, Yavuz Bahadıroğlu, Enver Aysever, Deniz Kavukçuoğlu, İlker Başbuğ, Vehbi Vakkasoğlu, Nedim Şener, Ataol Behramoğlu, Behiç Ak, Yunus Emre Özsaray, Ahmet Telli, Yüksel Pazarkaya, Sevgi Özel, Aret Vartanyan, Kahraman Tazeoğlu ve pek çok değerli yazar okurlarıyla buluşacak.

edebiyathaber.net (18 Mayıs 2015)

  • Gümeç Mehveş Güngör - 18/05/2015 - 13:32

    Karadeniz kitap fuari programinin bir kopyasini mail atabilirseniz cok sevinirim.cevaplakapat

tumblr-static-utopya-tabela-4B8F-1D7C-A1C5Bilindiği gibi ilk kez John Stuart Mill tarafından kullanılan distopya terimi, ütopyanın zıddıı olarak “kötü bir yer” anlamına geliyor.

Edebiyatta, felsefede ve sinemada görkemli birçok örneği bulunan bu tür yalnızca geleceği değil -iktidarın “doğası” bağlamında- günümüzü de ilgilendiriyor aslında.

Babil‘den Gözde Pehlivantürk bu önemli seçkiyi edebiyatseverlerin sanal ortam üzerinden rahatça temin edebilmeleri için tek tek sıraladı:

İşte, 15 distopik kitap>>>

edebiyathaber.net (17 Nisan 2015)

2132 BARBARLAR.inddCem Uğur’un Dersim Olaylarını konu alan “Barbarlar Zamanı” adlı romanı İletişim Yayınları tarafından yayımlandı.

Tanıtım metninden:

“Cem Uğur, faillerinin bile anlatmaktan çekindiği konuları ustalıkla eklemleyip bir resmî acılar geçidi izletiyor Barbarlar Zamanı’nda.

İster inanın ister inanmayın, burada anlatılanların hepsi gerçektir. Hikâyelerde yer alan almayan bütün kişi, kurum, kuruluşlar, tarihler, toplumsal sistemler, ülkeler, hayvanlar, olaylar ve mekânlar daha da gerçektir. Hiçbirinde hayal ürününün kırıntısı dahi yoktur.

Cem Uğur, faillerinin bile anlatmaktan çekindiği konuları ustalıkla eklemleyip bir resmî acılar geçidi izletiyor Barbarlar Zamanı’nda. Sergerdesi, eşkıyası, soğuk suyu bol memleketin; Mamekiye, Dersim ya da Tunceli’nin dağ çiçekli, çıbanlı, çokça delili hikâyelerini anlatıyor. Dört dağ, üç nehir, iki tepe, bir vadi ve yarım ovanın üstünde Kemalkuşlarının uçuşunu etkileyici metaforlarıyla betimleyip, sert konuları kalemiyle yontarak eşsiz bir anlatı yaratıyor.

Barbarlar Zamanı herkesin duyduğu şeylerin, kimsenin ummadığı şekilde kâğıda döküldüğü dolambaçlı bir avantür.”

Kitaptan bir bölüm okumak için>>>

edebiyathaber.net (17 Nisan 2015) 

huma-kuslari-Front-1Onur Çalı’nın “Huma Kuşları” adlı öykü kitabı Alakarga Yayınları tarafından yayımlandı. 

Geçtiğimiz yıl yayımlanan Geçen Sene Doğanlar kitabıyla okurlardan ilgi görmüştü Onur Çalı. Yeni kitabı Huma Kuşları, Onur Çalı’nın kendine has anlatımını bir adım ileriye taşıdığı bir kitap.

Tanıtım bülteninden:

“Diliyle olduğu kadar konularıyla ve ele aldığı kişilerle de kuşağı öykücüler içinde ayrı bir yerde duruyor Çalı. Kahramanlarını gündelik yaşamdan seçme gibi bir takıntısı yok. Tutarlılık ya da ciddiyet takıntısı da yok; dilinin ve kavrayışının dikenini yanından hiç eksik etmiyor.”

edebiyathaber.net (17 Nisan 2015)

arkadasSina Akyol, Orhan Alkaya, Gökhan Arslan, Suat Çelebi ve İrfan Çiınar’dan oluşan seçici kurul, 51 dosya arasında yaptığı değerlendirme sonucunda ödülün  ”Râz” adlı dosyasıyla  Monica Papi’ye verilmesine karar verdi.
 
Seçici Kurul, ödül alan dosyanın yanı sıra; Örsan Gürkan Aplak, Meryem Coşkunca, Elif Karık, Yaşar Kavas, Alp Can Konuk, Caner Kuşcu, Atacan Öztekin ve Bekir Türker’in adlarının anılmasını kararlaştırdı.
 
Ödül kazanan dosyanın, ödül yönetmeliği gereğince 2015 yılı içinde, telif ücreti de ödenerek kitap olarak basılacağı açıklandı.
 
Ödül töreninin 09 Mayıs 2015 Cumartesi günü saat 19.00’ da Buca Protestan Baptist Kilisesi’nde (Erdem Cad. No:86, Buca) yapılacağı belirtildi.
edebiyathaber.net (17 Nisan 2015)

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z