Zincirlerini kıran kadınlar | Havanur Taflan

Şubat 26, 2024

Zincirlerini kıran kadınlar | Havanur Taflan

“Anneden, yuvadan, cennetten daha tatlı bir sözcük vardır;

bu sözcük özgürlüktür.”

Matilda Joslyn Gage

1941 yılı… 25 yaşında, üç çocuğuyla birlikte savaşın bitmesini bekleyen bir kadın… Elinde Cesare Pavese’den gelen bir not var;  “Sevgili Natalia, çocuk sahibi olmayı bırak ve benimkinden daha iyi bir kitap yaz.” Bu çağrıdan sonra… Bastırılan tüm duygularının konuşmasına izin veriyor kadın. Unutmamak, kendine anlatacak yeni kelimeler aramak ve en önemlisi de hayata devam etmek için yazıyor.

Başka bir yer ve zaman… Yine bir kadın… Yaşama tutunmanın bir yolunu arıyor. “Bana neredeyse kendi görüntümü arınmış bir şekilde ifade eden, beni yoğun ve faydalı olarak yaşayabileceğime ikna eden ve kendimden daha iyi bulup sevmeye başladığım o sayfalarda gizemli bir tutku akıyordu.” Sibilla Aleramo’nun Bir Kadın adlı romanının kahramanı o. Daha ergen olmanın travmasını bile atlatamadan evlenmek zorunda kalan bir anne… “…İçimdeki anne bütün kadınla uzlaşamadı.” Toplumsal dayatmalarla sıkışmış varoluş sancıları çeken bir kadının yaşamı anlatı. Yazar kendi yaşamından yola çıkarak anlattığı bu öyküde evlilik ve ebeveynliğin kadınların hayatını nasıl şekillendirdiğini göstermek istiyor. Hayatını gözden geçirmeye başladığında ise… Karanlıkta kalmış tüm sırları ve anıları ortaya dökülüyor birer birer...

Başarısız bir intihar denemesi sonrasında… Hayata yeniden tutunmak ve içinde filizlenen yeni kadını yaşatmanın yollarını arıyor. Ölümle yaşam arasında kaldığı o an… “Düşünmek, düşünmek! Bunca zaman nasıl olur da bunu yapmadan yaşamıştım? Artık insanlar ve nesneler, kitaplar ve manzaralar, her şey beni dur durak bilmez derin düşüncelere sevk ediyordu.” Tıpkı Natalia Ginzburg gibi hayatının gölgeli ve karanlıkta kalmış köşelerini ortaya çıkarmak için o da yazmaya başlıyor. Sadece kendinin değil; eril dünyanın yasaları altında görmezden gelinen tüm kadınların sesi oluyor. “Şairlerimiz bir kadına şiir yazarsa o kadını elde edemedikleri için yazdıklarını: Onların, sahip oldukları, kendilerine çocuk doğuran kadının adını bile anmadıklarını dile getiriyordum. O halde metafizik bir kadına dizelerle hayran olmayı ve yasal bir evlilik bağı ile bağlanılan ev kadınından sadece ihtiyaçlar doğrultusunda konuşmayı sürdürmenin ne gereği vardı?”

Sizin alınız al, inandım.

Morunuz mor, inandım.

Tanrınız büyük, âmenna.

Şiiriniz adamakıllı şiir,

Dumanı da caba.

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız.*

Yetişme tarzımıza ilişkin her şeyin bir başkasının parçası olacağımız ve ölene kadar mutlu evlilikle korunacağımız öğretisi üzerine kurulu. Eril dünyanın devamı için bir zorunluk bu. Ve dişil bir gereklilik olarak bize giydirdiği annelikle bizi fedakârlık yapmaya zorluyor. Bunu idealleştiren toplumlarda annenin kadın bedenine sahip olduğunu hiç düşünmüyor. Aleramo’ya göre bu insanlık dışı bir düşünce. Annelerden kız çocuklarına aktarılan bir kölelik… Korkunç bir pranga… Bu yüzden anne kelimesine yüklenen anlamları paramparça edip yeniden şekillendirmek istiyor. Annelerimizin, büyükannelerimizin uzattığı dilsiz, öfkeli kadınlar zincirine eklenmenin kaderimiz olmadığını göstermek için… “Çocuklarına olan sevgileri ile yalandan evliliği uzlaştıran birçok kadının başvurduğu sahtelik aşamasına mı varmıştım?”  Annesiyle olan ilişkisini gözden geçirdiğinde geçmişteki ona karşı olan kayıtsızlığının nedenlerini açıklayamıyor. Sevmiş, acı çekmiş ve yenik düşmüş bir kadın var karşısında. Peki, bu ‘onun gerçekten kaderi miydi? Yoksa bütün kadınların kader miydi bu?’ Annesine benzemeye başladığını hissettiğinde ise; ‘bu kadere razı gelmek zorunda mıyım?’ diye soruyor kendine. Ataerkillik karabasanından uyanış bu sorgulamalar onun için… Sonuçlarının çok ağır olduğunun farkında olsa da… “Bir daha asla bir yalanın içinde yer almamalıydım. Bunu kendimden ziyade oğlum için yapmalıydım.” diye terk ediyor evini. Ardında çok sevdiği altı yaşındaki oğlunu bırakarak… Tıpkı umutsuzluğa kapıldığında annesi gibi ‘gidiyorum, beni bir daha göremeyeceksiniz’ diye bağırmadan evini terk eden Elena Ferrante’nin Karanlık Kız adlı romanının kahramanı Leda gibi… “…bense neredeyse hiç haber vermeden terk ettim kızlarımı. Portakalı soydum ve gittim. O günden sonra, üç yıl boyunca kızlarımı bir daha ne gördüm, ne duydum.”

Toplumdaki her türlü aktif rolden koparılmış, koparılmak istenen kadınların sesi onlar. Ataerkil zihniyetin dayattığı kalıpların içine sıkıştırılmış… Ama her şeye rağmen… Kaderimizi değiştirebileceğimizi gösteriyorlar bize. Geleneksel annelik kalıplarını kırmaya çalışırken tek istedikleri çocuklarının onlarla gurur duymaları. Oysa çocuklarımız, diyor Aleramo; “onları yoktan var ettikten sonra kendimiz olmaktan vazgeçtik diye değil; bizim ne olduğumuzla, onlarla daha asil ve daha güzel bir hayat aktarmayı istemiş olmamızla gurur duymalı…” Oğlunun velayetini almak için çok mücadele etse de başaramıyor Aleramo. O dönemin eril yasaları buna izin vermiyor çünkü. Otuz yıl sonra görüşebiliyor ancak oğluyla.  Bu romanı yazma nedenini ise kitabın sonunda paylaşıyor okurla. Aslında mesaj oğluna; “oğlum benim! Benden nefret etsin ama beni unutmasın. İşte bu yüzden yazdım. Sözlerim ona ulaşacaktır.”

Ataerkillik karabasanında uyanamamak… Bütün mesele bu galiba… Aslında bir düşünmeye başlasak, başlayabilsek… Evet, bugün hala kadınlar, cinsiyetleri nedeniyle siyasi ve dini sistemler tarafından insan haklarından sistematik olarak mahrum ediliyor. Ve bu eril dünya, ahtapot gibi gezegenimize sarılmış bütün yaşam alanlarımızı gasp ediyor. Oysa etrafımıza ördüğü o zincirleri kırabilecek gücümüz var bizim. Tarih boyunca mücadele veren o kahraman onca kadın gibi… Birlikte olsak olabilsek… Eğer bunu yapmazsak… Bu eril dünyanın başımıza ördüğü o karanlık örtünün altında güneşe hasret… Yaşanmayan hayatların kurbanları olacağız hep. Sonra…

Alnımın arkasında fırtınalar esiyor,

düşüncelerimin ifade edilmemiş dünyası,

vizyon olan ve henüz söylemediğim sözler

Gölgeden oyuk gözlerime

ve şakaklarımdaki ince çizgilere bakıyorum,

bakıyorum ve o sen misin, benim zavallı, yorgun yüzüm,

zamanın bu kadar uzun süredir yıprattığı

S.Aleramo

Kaynak:

https://www.theguardian.com/books/2016/oct/03/unmasking-elena-ferrante-italian-journalist-claudio-gatti

https://novaexpress.ilgiornaledellarte.com/p/sibilla-aleramo

Elena Ferrante, Karanlık Kız, çev. Eren Yücesan Cendey Everest Yayınları

Sibilla Aleramo, Bir Kadın, Çev. Meryem Mine Çilingiroğlu, YKY Yayınları

* T.Uyar, Denge şiiri

edebiyathaber.net (26 Şubat 2024)

Yorum yapın