Masthead header

Yazarın iktidarı, iktidarın yazarı | Feridun Andaç

İktidarın yazarı olmak böyle bir şeydi herhalde!  Beni öv, beni onayla, benden yana çık; parsayı kap. Geçmişte milletvekilliği, büyükelçilikti bunun karşılığı; şimdilerde ise statü ve akçeli işler edindirme.

Şunca yıldır yazın/yayın yaşamının içindeyim, bunların gerektirdiği konuların hiçbirinde siyasal iktidarlarla bir alışverişim olmamıştır.

Yazdığım tek bir satırda bir siyasal iktidar övgüsüne, şakşakçılığına rastlayamazsınız.

Bizdeki “devlet” yönetim anlayışına, siyasal iktidarların zihin yapısı ve erki ellerinde tutma durumlarına hep mesafeli durmuşumdur. Çünkü bu tür bir “güç”e, “sistem”e itirazım vardır.

Dolayısıyla eleştirdiğiniz, muhalif durduğunuz bir yapıyla da pek işiniz olmaz.

Geçtiğimiz Nisan ayında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın davetlisi olarak Londra Kitap Fuarı’na giderken; havaalanında rastlaştığımız, bu işlerden “çok iyi anlayan” bir arkadaşımız, alaylı bir üslupla: “Ooo, bakıyorum devlet destekli yolcusunuz,” gibisinden bir söz atmıştı bulunduğumuz gruba. Ben de, şunu demek zorunda kalmıştım ne yazık ki:

“Her gün eleştirdiğiniz sermayenin akçeleriyle gezinip duruyorsunuz, birilerine ‘bizi şuraya buraya davet et’ diye yanaştığımız yok!”

Espri yaptığını sanan arkadaşımızın hep vitrinde görünme, her durumdan bir olanak yaratma hünerini (deyim yerindeyse kuru deriden bal çıkarma maharetini) zamane aydının/yazarının bir hastalığı olarak bilmeyen yok.

Fuarın konuk ülkesi Türkiye olduğundan, Bakanlığın yoğun bir programı vardı. Ağırlıklı olarak da yazarlar/şairler/düşün insanları ve yayıncılar fuarın davetlilerinin önemli bir bölümünü oluşturuyordu. Kim neye göre, niçin davetliydi buna bir şey diyemem. Ülkeniz edebiyatını/kültürünü uluslararası arenada temsil edebilecek kişilerle mevcut iktidarın meşrebindeki “herkes”i bir araya getirip oraya yığmaya itirazınız olabilir. “Şu gelsin, bu gelmesin”in ölçüsü nedir,  karar verici/seçici kimdir bilemem. Konuşmam gereken konuda sözüm olduğu için kalkıp gittim. Londra gitmediğim, Fuar görmediğim yer değildi üstelik.

Kuşkusuz davetlilerin hepsi iktidarı alkışlayıp göklere çıkaranlar değildi. Ama önemli bir bölümü öyleydi. Deyim yerindeyse iktidar eliyle “statü” verilenler, “yazar” yapılanlar, medyada köşe tutanlar vitrindeydi.

Dönüş yolunda sohbet etme olanağımız olan, mevcut iktidarın da “kültür adamı” olarak hep öne çıkardığı bir yazarın “naif hümanist” duruşuna sevgiyle baksam da; Beşiktaş İskelesi’nin üst katının ona yazıevi olarak açılmasına bir anlam verememiştim!

İktidarın yazarı olmak böyle bir şeydi herhalde!  Beni öv, beni onayla, benden yana çık; parsayı kap. Geçmişte milletvekilliği, büyükelçilikti bunun karşılığı; şimdilerde ise statü ve akçeli işler edindirme.

Ne yazık ki her dönemde böyle olmuştur bu ülkede.

Gene iktidarla öteden beri akçeli işlere giren bir şair yakınıyordu:

“Beni eski arkadaşlarım dışladılar, iktidarın adamı diyerek…”

Kibarlıktan, “Peki, değil misin?” diye soramadım! Çünkü şu son on yıldır sağdan soldan, kimin nereden/nasıl/niçin/neden mevcut iktidarın meşrebinde görünüp ya da olup nerelerden nasıl nemalandırıldığını bilen biliyor.

İstanbul’un “kültür başkenti” furyasında olup bitenler/nemalandırılanlar açıklansa, sanırım, şu an “kültür adamı” diye ortada gezinenlerin sözü olmaz.

Yazarların siyasal iktidarlarla bu tür akçeli işleri olmaz, olmamalıdır da. Ya geçmişteki gibi Necip Fazıl Kısakürek’in, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın durumuna düşersiniz; veya bugünküler gibi nemalandıklarınızla sözüm ona  sınıf atlar, “tatlı hayat” sürersiniz.

“Bir tercih bu,” diyeceksiniz, belki!

Yok, hayır; bir vicdan sorgusu/sorunudur bu..

Çünkü bir yazar, toplumun vicdanıdır. Eğer böyle bir yolu seçiyorsanız, sizin topluma, insanlığa söyleyecek hiçbir şeyiniz olamaz.

Yazarın iktidarı/iktidarın yazarı olmak durumu üzerine sanki daha çok söz edeceğiz.

Not: Çok değil, bundan birkaç yıl önce bir grup yazar arkadaşla bir araya gelerek oluşturduğumuz sanal ortamdaki İKTİDAR-SİZ  dergimiz de bu itirazımızın sonucuydu aslında. İktidarsızlığın İKTİDAR-SİZ’iydi. Şu an uykuda dergimiz. Belki bir gün canlanır dile umut ediyorum. Bu, Yiğit Bener’e de bir çağrıdır, öncelikle.

Feridun Andaç-edebiyathaber.net (10 Eylül 2013)

Tüm yazıları>>>

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r