Masthead header

Category Archives: feridun andaç

Bu topraklarda kin ekip nefret biçtiğimizi düşünüyorum.  Kimse kimseyi sevmediği gibi, düşüncelerine de tahammül edemiyor. Evde, sokakta, okulda, işte uğraşta, özcesi; hayatın her alanında, “benim gibi düşünün, yoksa…” zihniyeti egemen. Bu, bir tür “fikir zaptiyeliği”dir, kim ne derse desin.      Senin gibi düşünmediğim için varım, sen de varsın. Hayatın zenginliği de buradadır işte. Anodolu’nun binlerce yıllık […]

devamını oku »

Esiyordu ya rüzgâr, bedevi pazarına erişen sesi dalga dalga kırarak çöl tufanına katıyordu ya ömrümüzü…Bizi can aldanmasına götüren, iyiliklerin ancak gölgede anlaşılabildiği bir çağdan söz etmek şimdi nafile biliyorum.     Her bir bakış kendi avlağını yurt bellemiş. Beng-ü bade çağlarının demindedir. Bunun için şaraba ve Hayyam’ın rubailerine can üşürmeye  gerek yok.        Öyle almaşık bir zamandayız ki; […]

devamını oku »

Esiyordu ya rüzgâr, bedevi pazarına erişen sesi dalga dalga kırarak çöl tufanına katıyordu ya ömrümüzü… Bizi can aldanmasına götüren, iyiliklerin ancak gölgede anlaşılabildiği bir çağdan söz etmek şimdi nafile biliyorum. Her bir bakış kendi avlağını yurt bellemiş. Beng-ü bade çağlarının demindedir. Bunun için şaraba ve Hayyam’ın rubailerine can üşürmeye  gerek yok. Öyle almaşık bir zamandayız […]

devamını oku »

Italo Calvino’nun benzersiz anlatısı Görünmez Kentler şöyle başlar:           “İnsan oradan yola çıkar, üç gün hep doğuya giderse, Diomira’da bulur kendisini. Kentin altmış gümüş kubbesi, bütün tanrıların bronzdan heykelleri, kalay kaplı yolları, kristal bir tiyatrosu, bir kulenin tepesinde her sabah öten altın bir horozu vardır.”        Kuşkusuz onun anlattığı mitolojik bir kent olmasa da düşseldir. Ama olmayan, […]

devamını oku »

Geçen zamanın izlerine bizleri döndüren olayların yansılarını okumak bir yanıyla tarihi hatırlama biçimi ise, diğer yanıyla da bellek yolculuğudur. Bunu da, sıklıkla, tarihsel metinlerle ulaşılabilecek bir şeymiş gibi görürüz. Bir bakıma da adını koyarız: Tarih(i) okumak. Tarih, yalnızca tarih kitaplarında okunur diye bir sava katılamam. Yaşanmışlığın izlerini taşıyan anılar, çağ tanıklığını getiren romanlar tarihin farklı […]

devamını oku »

Fakir Baykurt’un ölümünden kısa bir süre önce ‘tamamladığı’ Eşekli Kütüphaneci* romanını okurken; yazarın konumu, işlevi ve yazarlık tavrını düşündüm ister istemez. Baykurt; inanmış, bağlanmış bir yazardı. Kimileri onu, ‘köy edebiyatı’ yapıyor diyerek, burun kıvırmış; kimileri ‘kaba gerçekçi’, kimileri de ‘toplumcu’ yazar gibi nitelendirmelerle bir yerlerde görmeye, göstermeye çalışmış durmuştu Tüm bunlardansa, onun kendini nasıl gördüğü; […]

devamını oku »

Edebiyatta eleştiri neyin karşılığıdır? Son zamanlardaki okumalarımla açımlayarak bir yanıt aramaya çalıştığım soru(n)lardan. İletişim Fakültesi’nde “Günümüz Türk Edebiyatı” dersinde eleştiri üzerinde dururken, sıklıkla bu türden sorularıyla karşılaşmıştım öğrencilerimin. Faulkner’ın getirdiği düşünceden yola çıkıp eleştirinin bir okur, yeni yazmaya başlayan bir yazar için neden gerekli olduğunu anlatmış; örnekler, önermeler getirmiştim. Faulkner, usta bir yazarın eleştiriye gereksinmesi […]

devamını oku »

Feridun Andaç ile Online Edebiyat Okumaları, 29 Mayıs Cumartesi Butik Global Online’da “Necip Mahfuz / Miramar/ Kahire Modern / Zamanın Hükmü ” eserleri ile devam ediyor. Bir yazar bir/yapıttan yola çıkarak kendi yazarınıza dönük okuma yolculuğu için bir adım olabilecek okumalara kapı aralıyor Feridun Andaç. Kendi yazarlarıyla süren “yazar okuma” uğraşının yolunu/yordamını, deneyimini sizinle paylaşmak […]

devamını oku »

“Yazmaya başlayınca en güç şey samimi olmaktır.” Andre Gide’ Auguste Strindberg’in Gizli Günlük’ünü(1) okuyorum bu günlerde. Hiç geçmesin dediğim an’ların git-gelinde kapıldığım bu okuma yolculuğunda, günce okumanın sıkıntılı bir yanını da olabileceğini düşünmemiştim doğrusu. Strindberg’in yazdıklarının, kendisine dair anlattıklarının böylesi bir yanı var. Kafka’nın, Zweig’ın, Mansfield’in, Woolf’un, Pavese’nin günlüklerini anımsıyorum da..Onların yazdıklarında da böylesi bir […]

devamını oku »

Dil, bir çağrıdır.  Varoluşumuzun dışavurumu, bilincimizin yansısıdır. Orada, sesinin bizi içine aldığı anlam, buluştuğumuz her nesneyi, karşımıza çıkan her görüntüyü, söze durduğumuz her insanı bütüncül yanlarıyla anlatır bize. Anlam ve anlatım… Bizi biçimleyenlerin gerçekliğini bunlarda bulduğumuz gibi, ötesindeki yazı, sözün getirip önümüze yığdığı her bir şeyi ayıklama işini de üstlenir. Yani, sözden yazıya geçişle başlayan […]

devamını oku »

Feridun Andaç ile Online Edebiyat Okumaları, 15 Mayıs Cumartesi Butik Global Online’da “Vladimir Nabokov / Lolita” ile devam ediyor. Bir yazar bir/yapıttan yola çıkarak kendi yazarınıza dönük okuma yolculuğu için bir adım olabilecek okumalara kapı aralıyor Feridun Andaç. Kendi yazarlarıyla süren “yazar okuma” uğraşının yolunu/yordamını, deneyimini sizinle paylaşmak istiyor. Cumartesi GündüzleriSaat: 11:00 – 13:00 Not: 30 Haftalık […]

devamını oku »

“sesimi taşlar gibi dinliyorsun taştansın ve duymaksızın unutuyorsun” Furuğ Gelin bir dönemeç diyelim ona. Çetin bir yer. Duygu burgaçlarından geçirdiğiniz bakışlarınızla karanlığa gömülüyorsunuz bir ânda. Gri, puslu bir karanlık. Sözle uyanan bir dünyanın yeniden kuruluşu gibi kendini veriyorsun o ışıksız, günsüz güncesiz zamana. Bir ses beklerken, gözlerinden geçirdiğin, bir zamanlar seni delicoş kılan satırların ezberindesin: […]

devamını oku »

Nicedir Michel Del Castillo’dan söz etmek istiyordum. İspanyol Kanı * ile Kardeşi ‘Budala’yı* önceki  yıllarda art arda okumuştum. Kardeşim ‘Budala’da Dostoyevski’nin dünyasına yolculuğa çıkarırken, kendi yazarlık serüvenine dönük bir tür bağlanışın öyküsünü dile getiriyor. Evet, bir yazarın bir başka yazarın dünyası ile alışverişi, bunun dip sularında gezinişi. Algıladıkları, benimsedikleri, dönüştürdükleri bütünüyle bu öykünün özünü oluşturuyor. […]

devamını oku »

Akan zaman: Bunu bilmek yetmiyor, insan akan zamanı durduramadığına göre, kendi zamanlarının yaratarak bunların her birinin adını koymalı. Boyut değiştirmek: Kendini adım adım ölüme hazırlamaktır, ama farkında olmadan. Oysa ân’ı yaşamanın güzelliğini bilseniz, tutkuyla bağlandığınız bir yaşamanız ve uğraşınız olur. Cesaret: Bu ne verilir ne de alınır. Sen yaşadıklarından çıkardıklarınla bunu kuşanırsın. Cesur olmak: Öğretilebilirliği […]

devamını oku »

Uyandım sabahına, gecenin tozunu atan gün seninle. Çağrısı olan bir bakışın tutkusudur aramızda çağıldayan. Çıktım senin şafağından, gece eski gece değil artık. Gün her gün yeni bir zaman ışığını taşıyor; bakınca, orada gözlerin var, yaşama çınıltın, teninin alevlendiren esrimeleri bir de. Dokunmak gözlerine, dudaklarına, omuz başlarına, ısısına ellerinin…İçe çekilen bir deniz gibi duruşun, ara sıra […]

devamını oku »

Esrime Gözün taşıdıklarına mı tutukluyuz yoksa, ya da bilincin kavrayışına mı? İkisi de birbirini taşımıyor mu duygu düşüncelerimize… Gene de, ben, rüyaların gizini çözememişimdir… Rüyalarımız, belki de o saklı ben’imizdir… Yalnızca bastırılmış duyguların dile gelişi olarak açıklamak çok sıradan, Freud, bu anlamda çoktan aşıldı sanki! Yazarak rüyaları bir anlam yaratmak istemem, ama yazarım, çünkü oradadır […]

devamını oku »

Ellerinizi gözlerinizden çekin. Hayır, rüyamı anlatmayacağım bugün size. Cesar Vallejo’nun sözlerinden söz edeceğim. Dahası, onun gölgelediği zamanlardan, hatırlattığı dillerden. Yazmak istediğim öyküyü yazdığı, edeceğim sözü ettiği için yerinmedim; sevindim. Bana başka kapılar açtı. Gidince gör, dedi; avuntulama kendini. Bir duygu tufanına bırakmadan kendimi, dinledim. Özleme dönüktü sözleri. Sonra kavuşmanın ilminden söz ediyordu. Kapanıp kaldığınız yerden […]

devamını oku »

Butik Global Online tarafından düzenlenen Feridun Andaç ile Online Edebiyat Okumaları, 12 Eylül Cumartesi Butik Global Online’da “Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli / Aylak Adam” ile devam ediyor. Bir yazar bir/yapıttan yola çıkarak kendi yazarınıza dönük okuma yolculuğu için bir adım olabilecek okumalara kapı aralıyor Feridun Andaç. Kendi yazarlarıyla süren “yazar okuma” uğraşının yolunu/yordamını, deneyimini sizinle […]

devamını oku »

Elindeki kitabı evirip çevirerek konuşuyordu. Anlattığı rüyasıydı. Evinin kapısının eşiğine geldiğinde, tam ayak hizasında bir ucu açık bırakılan çakı ile karşılaşınca nutkunun tutulduğunu, ne içeri girebildiği, ne de geri dönebildiğini anlatmıştı: -Olduğum yerde dönüp sağıma baktığımda bir kadınla bir adamın beni gözlediğini gördüm. Adam elinde bir yılan derisi sallayıp duruyordu, kadın ise kaşlarını kaldırıp gözlerini […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r