Masthead header

Category Archives: feridun andaç

Algı ve duyusal yalnızlık Bana kapalı olan yanınızı düşündüm. Sırlı değil, kapalı. Belki düşünmemem gerekirdi! Ama düşündüm işte.           Bakışlarınızı sinen yalnızlık örtüsü bir zaman gibi karşımdaydı; örtünen, giden, kapanan, uçkunlaşan, çekimser bir zaman gibi karşımdaydınız. Işıltınız gözlerimi alıyordu; dünyanın her yerine taşımak istiyordum sizi… Söze, yazıya, duyguya, dile; zamanları aşıran bakışa, bilinmeyene, gidilmeyen yere, […]

devamını oku »

1./ Sır Bir sır belki aramızdaki sözler. Sana gelen, senin olan. Dönüşsüz zamanın dilini anlatan. 2./ Yüzün Senin Işıltılar çağı geçti sanmıştım.       Gül yaprağın dökünce, zaman eskir denmişti. Ay buluta girince, yıldızları seçemez olurduk. Ama bu bahar, bu bahar var ya; hani cemresiyle gelen, tomurcuklarıyla açan, kokularıyla başdöndüren, yağmurlarıyla sırsıklam eden… İşte böyle geldin […]

devamını oku »

1. Hangi Göz Taşır Seni Yazamayınca sen, söz’e dönüyorum ben de ister istemez. Bir imgeye tutunurcasına yürüyorum. Uçlara gitmeyi sevmemden değil, insana kavuşmak istememden bu bakışımlı yolculuk. Evet, adını yolculuk koymalı bunun. 2. Buluşunca Anlamıştım, buluşunca da bunun böyle bir sıcaklık içereceğini. Ama hâlâ şaşırtanın ne olduğunu düşünüyorum, aramızda bekleyenin neleri içerdiğini. 3. Geçitteki Geçitteki […]

devamını oku »

Sözlü anlatı geleneğinin içinden geldiğimi sık sık yinelerim. Bunun edebî belleğimde derin izler bıraktığını öykü/deneme/roman yazarken de gözlemlemişimdir. Modern düzyazıda bir söyleme dönüşen dil, kurguyla da renkten renge bürünüp biçimden biçeme geçerken;  sözlü anlatılarda akıp giden söz, sizi başka zamanlara taşıyarak imgeleminizde düş havuzları yaratır. Bunu da, o iki karşılaşmayla, “söz” ile “yazı/dil”in anlatıcı/kurucu zamanlarında […]

devamını oku »

Bombay doğumlu Salman Rushdie’nün Şeytan Ayetleri romanının 1988’de yayımlanmasıyla koparılan fırtına, bir ân’da, gözlerin yazarın yazdıklarına çevrilmesine neden oldu. Gerçi Rusdhie Geceyarısı Çocukları ile 1981 Booker, 1982 James Tait Black, 1983 Booker of Bokers ödülleriyle zaten adını duyurmuş bir yazardı. Doğup büyüdüğü coğrafyanın yazarıydı. Hindistan’da yasaklanan bu romanıyla birlikte, Utanç romanının da 1983’te Pakistan’da yasaklanmasının […]

devamını oku »

Türk edebiyatına dışarıdan bakmanın yararlı yanları olduğunu düşünürüm. Uzakta duruş, neyin nerede nasıl yapıldığını görebilme ufkunu veriyor insana. Doğu ile Batı arasında sıkışıp kalmış bir ülkenin aydını, yazarı, düşünürünün aşamadığı bir gerçekle hep yüzleşiriz. Yaşama tarzı neredeyse özenilen Batı ile eş, ama düşünme/yaratma biçimi ne kendisinin ne de özenilenin rengini içerir. Nereden bakılırsa bakılsın bir […]

devamını oku »

Oturup bir Antonioni filmi izlemek istedim. Bu da, Bulutların Ötesinde ya da L’Eclipse olmalıydı. İki ters zaman, iki aykırı duygu sürüklenişi. Kalkıp Bologna’dan Ferrara’ya gitmiştim o filmin mekânlarına gözlerimle dokunmak için. Bir gün boyu adımlamıştım kentin sokaklarını. Antonioni, yalnızca bir öyküyü iletmez size; insanın içine/ruhuna, düşünce kıvrımlarına taşır her bir resmi/görüntüyü, mekânı. Onda ben görülmeyenleri […]

devamını oku »

“Bütün aşırıya kaçan sözler, Bütün aşırıya kaçan duygular Elbette ki Gülünç”                                                                                              Pessoa       Yola çıkmadan, yanıma, Umberto Eco’nun yeni çıkan kitabı Edebiyata Dair’i almıştım. Ahmet Hamdi Tanpınar seminerim var Nilüfer’de. Deniz otobüsünde Eco’yu okuyacağım. Gece başlamıştım bile. Kitabın sonundaki “Nasıl Yazıyorum” yazısını okudum önce. Sonrasında “Edebiyatın Bazı İşlevlerine Dair”e döndüm. Bu tarz denemeler ilginize göre okunuyor. […]

devamını oku »

“Lear gözleri oyulana kadar kör yaşamıştır, ancak gözleri oyulunca görmeye başlar, anlamaya başlar.” Edward Bond/Çev.: Ayberk Erkay Edward Bond’un Lear oyunu için yazdığı önsüzü okuyunca ister istemez gene oyununuza döndüm. Bond, “teknolojik bir kültürde saldırganlığın yol açacağı” kederden söz ediyordu. Galiba oyununuz bu açıdan da irdelenmeye değer. Sonuçtaki cinnet haline sürükleniş. Bond, doğru yerden bakıyor. […]

devamını oku »

“Aşındır okyanuslarla korunamayan ışığımı tuz firarıyla, ve belle rüzgâr ilmini ruhun uç veren manzarasında.”   Nelly Sachs/Çev.: Melike Öztürk Gözlerindeki kederi bastırarak kadına baktın. Çayını yudumlarken önündeki kitabın sayfalarını ağır ağır çeviriyordu. O ân onun duygularını merak ettin. Ne düşündüğünü… Ama okuduğu kitabı daha çok merak ettin. Bekledin bir süre. Ötede işlerin yapılıyordu, makinelerin sesleri […]

devamını oku »

Feridun Andaç ile Online Edebiyat Okumaları, 5 Eylül Cumartesi Butik Global Online’da “Kemal Bilbaşar, Denizin Çağırışı” ile devam ediyor. Bir yazar bir/yapıttan yola çıkarak kendi yazarınıza dönük okuma yolculuğu için bir adım olabilecek okumalara kapı aralıyor Feridun Andaç. Kendi yazarlarıyla süren “yazar okuma” uğraşının yolunu/yordamını, deneyimini sizinle paylaşmak istiyor. Her hafta bir yazarın anlatı dünyasına, yaşamından izlere dönük […]

devamını oku »

“Tiyatroda ülkü, hem göstermek, hem de  heyecanlandırmak olmalıdır”  J. P. Sartré                   Sartré’ın Saygılı Yosma’sını okuyorum. Bir duruş/bakış zamanı yaratarak insana doğru yürüyor. Onun içindeki sanrıyı, yaşama direncini anlatıyor. Çatışma durumunu var eden gerçekliğin nerede nasıl biçimlendiğini sorguluyor. Onun şu sözünü severim: (yazıda)“her şeyi göstermemek gerekir.” Bunu da, kendi oyunlarının sahnelenme deneyiminden sonra söylemiştir. Sizin oyununuza […]

devamını oku »

Yazarak, yapıtlar vererek kendini bir yere taşıyan yazar, yazıdaki uğraşını güncel/gündemde tutmak için günümüzde her şeyi yapıyor. Bir bakıma her biçime giriyor. Çoklukla da bireysel çıkışlarıyla yapıyor bunu. Yani yapıtın/kitabın ne olduğu, bununla ilgili biçim/içerik ve söylemleriyle. Biliyor ki, o kitap-nesne’den ne kadar çok söz edilirse o kadar çok “satacak”, bu arada kendi ismi de […]

devamını oku »

Günce tutarak yazıya bağlandığımı söyleyebilirim. Bunun bir miladı var elbette. Sanırım Ataç’ın yazdıklarını okumam  etkili olmuştur bunda. Demek ki, lise yıllarıma değin uzanıyor. Ama öncesinde annemin bir uyarısı/yol göstericiliği var. İlkokulu yeni bitirmiştim. Ödül olarak, yaz tatilinde, o güne değin hiç görmediğim teyzemin yaşadığı kente, ona gidecektim. Bir başıma ilk yolculuğumdu bu. Üstelik, annem, bir […]

devamını oku »

Raymond Carver hayata dair bir şeyden söz eder, siz orada her şeyi anlarsanız. Sıklıkla ona dönmem, Çehov’un anlatı yurdunda gezinmek gibidir bana; onun daha haşarısını düşünün! İkisi de aşkperverdir, gitmeyi bağlanmayı severler; bir yere, bir insana, bir şeye…Ama daha çok da yazıya. Carver zamanı, Çehov zaman içindeki insanı bize yaklaştırır. Carver zamane yazarıdır, Çehov ise […]

devamını oku »

1./ Aramızda Geçip solmayan bir zaman var aramızda. Sözcüklerle kurduğunuz dünyanın biriktirdiklerinin ötesinde varlığınız, hele hele coşkulu sesiniz, gülümseyen haliniz… O karşılaşma anından alıp çıkaran, başka yerlere, iklimlere taşıyan sözleriniz. Şimdi ıssızlığında hayatın, sesin taşıyıcılığına bırakarak her şeyi bakıyorum geçen zamanımıza. Sizinle paylaştığımız anlara. Aramızda kalan söz, evet; hem de her dem taşıyıcı olan. 2./ […]

devamını oku »

“Söze dökülmemiş düşünceler, anlam verilmeyen sözcükler; ne bir dizemi olan, ne tempo tutulabilecek ezgiler:” G.A. Bécquer  20./ Dinmeyen Başlayan ve süren yolculuğun dinmeyen ipiltisi sizin zamanınızı yaratıyor bende.          Güne bölünürken, varlığınızın kuşatıcılığına yer açıyorum.        Hiç kimsenin gitmediği, görmediği bir yol, sapak burası!          Sözü, yaşamı, yaşamayı, bakışı ve zamanı değişken kılan bir yol.       Yazdıklarınızı okuyunca, umursanmayan […]

devamını oku »

15./ Aramızdaki söz yolculuğu       Pasajla buluşup yazmanızı, fotoğraflar çekmenizi iyiye işaret aldım. Böyle giderse yakında kurdele takacağız size!        Üstelik Türkçe yaşayıp, Almanca düşünüp, İngilizce yazan kurdeleli bir “öğrenci” olacaksınız!         Merak ediyorum gözlemlerinizin yansıyacağı yazıları/fotoğrafları.         Size baktıkça, düşündükçe varlığınızı size bakma yolculuğunu daha da içselleştiriyorum. Çok ince bir çizgiye taşıyorum bunu.        Karşıma anlamlar okyanusu çıkıyor.         Duygulanım […]

devamını oku »

Günümüzde edebiyata nasıl bir rol biçiyoruz, ya da böylesi bir rol biçmek gerekir mi? Eğer popüler kültürün harmanlandığı hayatın akışında edebiyat nerede/ne yapıyor, neye yarıyor gibisinden bir soru da soracak olursak; iş iyice karmaşık bence! Neden mi? Günümüzün edebiyatı zamanımızın ruhunun ötesinde bir mecraya itilmedi aslında, var olan, süregelen bir anlayış parçalandı. Modernite gerçek anlamda […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r