Masthead header

Viran Dağlar’dan Tütün Zamanı’na yolculuk: Necati Cumalı | Derya Balcı

“Şarkılar söyledim ruhumun aynasından yansıyan, şiirler okudum kalplerin kapısını aralayan.” 

Bu dünyada baki kalan gönüllerdeki naif hislerdir, duygulardır, şiirlerdir, şarkılardır. Ruhumuza dokunan kelimelerle, gönül kapımızı aralayan şiirdir. Bizleri büyüleyen müziktir, ahenktir, kelimelerin dansıdır. Bu dansın ritmini, sanatçı şiirlerinde ve düzyazılarında uygun zemin oluşturarak okuyucusuna sunar. Sanatçı bazen şair olur şiirinin coşkunluğunda kaybolur, bazen de roman kahramanları ile kurmaca dünyada yitip gider, okuyucusunun belleğinde yeniden doğar.

Destansı ve lirik şiirleriyle edebiyat ve şiir dünyamızı aydınlatan Necati Cumalı, gönlünden diline, dilinden kalemine düşen şiirsel metinleriyle, okuyucunun gönlünde adeta taht kurar. Viran Dağlar’da yolculuk yapmak, okuyucuyu bu dünyadan soyutladığı gibi yaşanmış olan ve yaşanmakta olan gerçeklerle de yüzleştirir. Yaşamın gerçeklerini hisseden ve duyan okuyucu, hüzünlü ve bir o kadar da yaşama sevinciyle dolup taşan mısra ve satırlarda yaşayarak roman kahramanıyla birlikte kendini bir mücadelenin içinde bulur. Bu mücadele sırasında birey olarak kendi varoluşunu sorgulamak, kişisel mücadelemizin başlangıcını oluşturur. Necati Cumalı’nın şiirlerinde ve romanlarında lirizmin coşkun sel olup aktığını, destansı söyleyişiyle bir kat daha artarak devam ettiğini söyleyebiliriz. 

Necati Cumalı, romanlarında, yaşadığı dönemin sosyal meselelerini kaleme alarak bu meseleleri edebî sahaya taşımış, yazın hazinemizi zenginleştirmiştir. Yazarın yaşadıkları, gözlemledikleri yazarlığına ve şairliğine yön verir niteliktedir. Cumalı, Milli Mücadele’den sonra Türkiye’ye göç ederek İzmir’in Urla kazasına yerleşmiş bir çiftçi ailenin çocuğudur. Şiir, roman, hikâye, deneme, tiyatro, günce gibi pek çok edebi türde eser vermiş, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının çok yönlü yazarlarındandır. Yaşamış olduğu göç olgusu, duygu dünyasında izlerini kaybetmemiş, onun şairliğini ve yazarlığını besleyen etmenlerin başında gelmiştir. Yıllar sonra kaleme aldığı Viran Dağlar adlı ödüllü romanının ve Tütün Zamanı üçlemesinin konusunu oluşturmuştur. Necati Cumalı’nın 1951 yılında yayımladığı şiir kitabında yer alan Uçanalı Zülfikar Bey’e Ağıt adlı şiirinde lirizmin ve destansı anlatımın coşkunluğu mısralardan taşar adeta. Şairin şiir yolculuğunun, Viran Dağlar’da etkileyici bir anlatımla romana evrildiğini görmekteyiz. Yazar ana kahraman Zülfikar Bey’in hayatı üzerinden Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecini, Makedonya’daki halkın Türkiye’ye göç edişini ve Balkanlarda yaşanan karışıklıklara değinir. Zülfikar Bey, Uçanalı Rıza Bey’in oğludur; babasının ölümünden sonra beylik kendisine kalır. Kanı, deli akmaktadır. Yiğittir, yüreğindeki vatan ve millet sevgisi ile dolup taşmakta, içi içine sığmamaktadır. Zülfikar,  Mustafa ve arkadaşları Tevfik Fikret’in şiirleri ile öğrencilik hayatını geçirmiş coşkulu hürriyetçilerdir. Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin’in bulunduğu mekânlarda bulunmak onlar için bulunmaz bir nimettir. Balkanlarda yaşanan karışıklıklar sırasında dağa sığınan Zülfikar Bey’in yaşamını, destansılığın coşkunluğunda içimizde hissederek yaşarız. 

Tütün Zamanı roman serisinin 2.’si olan Yağmurlarla Topraklar’da Urla’daki yaşam, tütün işçilerinin, tarla sahiplerinin yaşamı avukat Nihat’ın aşkı ve yaşamı ile okuyucuya aktarılır. Avukat Nihat; doğruluktan ayrılmayan, sözlerini yürekten söyleyen, fakir köylüye hayır diyemeyen İstanbul’da hukuk öğrenimini tamamlayıp memleketinde mesleğini icra eden aydın bir kişidir. İzmir’in küçük bir kasabası olan Urla’da yaşamını ve meslek hayatını sürdürür. Kasabadaki okulda resim öğretmenliği yapan Perihan’a duyduğu – kendisinin de sorguladığı – aşk yaşamının odak noktası olur. Halkın dilinde dolaşan “ zamanı” sözcüğü romanın adını da etkiler. Çiftçinin yaşamında, yağmur ve yağmurun yağma zamanı bir dönüm noktasıdır. Olaylar bu zamana gelişir, sürer gider. Hatta insanların ruhsal durumlarında da etkilidir. Yağmur yağmazsa hava sıkılır bu da kasaba halkını sıkıntılı, depresif ve kızgın bir ruh haline sürükler. Kasabada bulunan memur kesimin ve kahve kültürü olan halkın yaşamından dönemin sosyal çalkantılarını, siyasi ortamını, özgürlüğün özlendiğini görmemek mümkün değil. Okuyucu, dönemin aydınlarının sorgulamalarını ve birbirlerine karşı güven duyup duymadıklarını, paranoyalarında görebiliyor açık bir şekilde. Kasabanın gençleri en sonunda son yağmurun ürünleri mahvetmesinden sonra, son yağmur zamanından sonra, kasabayı terk edip büyük şehirlerde işçi olarak çalışmaya karar verirler. Kasabayı terk edenlerin başında Nihat gelir. Memleketine olan borcunu ödeyip ödemediğine karar veremese de ileride yazacak olduğu eserlerinde, aydınların ve halkın sorunlarını yazarak dile getireceğini hayal ederek bu borcu ödemeye devam edeceğini düşünür.

Necati Cumalı, hemen hemen her edebî türde eser vermiş usta yazarlarımızdandır. Herhangi bir edebî topluluk içerisinde yer almamıştır. Şiirlerinde ve romanlarında insanı konu edinmiş, insani değerlere yer vermiştir. Şiirlerinde kullandığı dil ve üslup özellikleri romanlarında da kendini hissettirerek okuyucusunu etkileyebilmiş, günümüze kadar gelmiştir. 

Bir gül açıyorsa şimdi Türkiye’de
Aşkla ümitle açıyor
Adsız unutulmuş her bahçede
Bir gül tomurcuklanıyorsa
Sabaha karşı gecede
Açmak için tomurcuklanıyor
Aşkla ümitle
Sevinçle yaşamak için tomurcuklanıyor

Kanın aktığı yerde
Göz yaşının aktığı yerde
Karanlığı içinde kahrın
Güller açıyor işte
Güller ışık aydınlık içinde

edebiyathaber.net (6 Aralık 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r