Masthead header

Üçlemenin bir parçası ama bağımsız da | Onur Uludoğan

I

Ayfer Tunç, yayımlanan kitaplarında değişiklik yapmayı seven yazarlardan.1989 yılından beri, Saklı, Evvelotel, Aziz Bey Hadisesi, Taş-Kâğıt-Makas, Suzan Defter ve Kırmızı Azap; 2014’e kadar çeşitli birleştirmelerden ve ayrıştırmalardan nasibini alan kitaplardı.

Ayfer Tunç’un neredeyse baştan yazdığını söylediği kitabı ise 1992 tarihli ilk romanı Kapak Kızı’dır.

Can Kozanoğlu ve Mirgün Cabas’ın hazırlayıp sundukları podcast serisi İlk Sayfası’nın 22. bölümünde Ayfer Tunç konuya açıklık getirir.

Söylediklerini mealen aktaracak olursam Tunç; 1992’de Simavi Yayınları tarafından yayımlanan Kapak Kızı’nın neredeyse hiç editörlük sürecinden geçmediğini ve aradan geçen zamanda YKY’de editörlük yaptığını ve oradan elde ettiği tecrübe ile Kapak Kızı’nı yeniden elden geçirmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade eder.

Kapak Kızı’nda Ersin, Selda ve Bünyamin; o ayın dergisinde kapakta çıplak fotoğrafları ile yer alan Şebnem’in, kendilerinde bıraktığı izlenimlerden hareketle hayatla ve kendileriyle yüzleşiyorlardı.

2010 yılında yayımlanan Yeşil Peri Gecesi’nde bu kez sözü Şebnem alıyordu ve ilk kitapta, verdiği çıplak pozlar üzerinden tanıdığımız Şebnem’in hikâyesini okuyorduk.

Aradan geçen on yılın ardından ise Ayfer Tunç üçlemeyi tamamlıyor ve Eylül 2020’de okurla buluşan Osman’da Şebnem’in kocasının yaşamını anlatıyor.

II

Kitap, Osman’ın bir kaza sonucu yaşamını kaybettiğini öğrenmemizle başlıyor. Bir gazeteci[i]; Osman’dan kalan defterleri bulmuş, o defterlerden yola çıkarak Osman’ın yaşamına giren insanlarla çeşitli söyleşiler gerçekleştirmiş, defterlerin arasından çıkan çeşitli notlar, mektuplar ve mailler ile de derlediklerini biz okurlara sunmuş gibi bir yapı kurmuş Ayfer Tunç.

Ayfer Tunç, bu tercihi ile bir yandan geleneksel roman kalıplarını kırarken diğer yandan da beş yüz sayfalık, kimi okurlar için göz korkutucu olabilecek, kitabının oldukça rahat okunur olmasını sağlamış.

Tunç’un roman kalıplarını kıran tercihinin, roman biçimi üstüne çalışmalar yapan kişiler için iyi bir inceleme alanı olduğunu belirtmek isterim. Bununla birlikte benim asıl önemsediğim, Ayfer Tunç’un romanı kurarken yaptığı tercihin Türkiye’nin son otuz belki kırk yılına ışık tutan yapısı.

III

Yukarıda, kitapta Osman’ın defterlerinin önemli bir yer tuttuğunu yazmıştım. Gazeteci tarafından bulunan altı defteri ve Osman’ın yaşamının iyice dağıldığı zamanlarda çeşitli kâğıtlara yazdığı notları birer günlük olarak niteleyebiliriz.

İlk defter, 10 Şubat 1990 Cumartesi tarihini taşıyor. Genellikle zamanda ileriye doğru akan yazılarda Osman’ın çocukluğuna dair parçalar da okuyoruz.

Bu sayede, bir yandan Yeşil Peri Gecesi’ni okurken dolduramadığımız boşlukları doldurabiliyoruz. Böylece roman kahramanları, Osman ve Şebnem’in yaşamlarını öğreniyoruz.

Osman’ın sert iniş çıkışlarla devam eden yaşamını takip ederken doksanlardan başlayarak günümüze kadar gelen bir çizgide, tarihin önemli kırılma anlarının “beyaz Türk” olarak adlandırabileceğimiz bir kahramanın ve onun çevresindeki insanların üzerindeki etkilerini deneyimleme şansına sahip oluyoruz.

IV

Ayfer Tunç, romanına bir katman daha katmayı Osman’ın tanıdıkları ile yapılan söyleşileri yazarak başarmış.

Bu söyleşilerde, vale, şef garson, antikacı, Osman’ın eski ve yeni arkadaşları, kamyon şoförü, emekli başkomiser, yakın zamanda ölen kapıcının karısı, caz kulübü sahibi ve Osman’ın son yıllarını beraber geçirdiği sevgilisi gibi toplumun oldukça farklı kesimlerinden kişilerin düşüncelerine yer verilmiş.

Osman’ı eskiden beri tanıyanların tanıklıkları bizi Osman’ın geçmişine dair daha tutarlı bir hikâye kurmaya ve Osman’ın bıraktığı boşlukları doldurmaya yönlendiriyor. Osman’ın son yıllarına tanıklık edenler ise yaptığı tercihler nedeniyle batağa saplanan Osman’ın son dönemlerini iyice anlamamızı sağlıyor.

Tüm bunlarla beraber gazeteci, yaptığı söyleşilerde konuşanların farklı konulara sapmalarına, onların dün ve bugün hakkındaki yorumlarını anlatmalarına izin veriyor. Bu tercih de romanın; çağın ruhunun ve güncelin, insan psikolojisi üzerindeki etkilerini okurların anlamalarını sağlayan bir yapıya bürünmesini sağlıyor.

V

Ayfer Tunç, katıldığı hemen her söyleşide Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi ve Osman’ın bir üçleme olduğunu ama bu durumun her kitabın ayrı ayrı okunmasını engellemediğini ısrarla ifade ediyor.

Tunç’un bu görüşüne ben de katılıyorum. Tunç, kitapları yazarken önceki kitapları okumuş olanlara yeni detaylar vermeyi ihmal etmezken okumamış olanların da geçmişte yaşananları öğrenebilmelerini ustalıkla başarıyor. Bunu yaparken ki bir diğer başarısı da önceki kitapları okumuş olanlarda tekrarın getireceği sıkıntıyı uyandırmadan yapabilmiş olması.

VI

Osman’ın kardeşi Teoman, her iki kitapta da önemli yer tutan ve bu iki kahramanın yaşamlarındaki kırılmalarda belirgin etkileri olan bir isimdi. Osman’ın yayımlanması ile Şebnem ve Osman’ın hikâyelerinin önemli bir kısmını öğrenmiş olduk. Ancak Teoman, Osman’ın yaşamını araştıran gazeteci ile konuşmayı reddederek yaşananları onun açısından öğrenmemizi engelledi.

Kim bilir belki ilerleyen zamanda Ayfer Tunç, Teoman’ın yaşadıklarını anlatan bir roman yazar.


[i] Ayfer Tunç; 10 Ekim 2020’de yayınlanan Medyascope Tv’deki  “Eksik Olan” isimli programda, Osman’ı ön plana çıkarabilmek için röportajları yapan kişiyi kasıtlı olarak geri planda tuttuğunu ve belirsiz bir kimlik olarak bıraktığını ifade etmişti.

Ben bu yazıda, anlatım kolaylığı sağlamak adına, Osman’ın defterlerini bulan ve röportajları gerçekleştiren kişiyi “gazeteci” olarak andım.

Onur Uludoğan – edebiyathaber.net (26 Kasım 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r