Masthead header

Toplumun biçim vermediği çocuklar umuduyla | Ayşen Güven

Kimi zaman arkadaşlarımla sohbet ederken garip kalıplarla insanlardan konuştuğumuzu fark ediyorum. “Ama orda öyle giyinilir mi?”, “Öyle mi konuşulur?”, “Yani bir kadına da o tarz yakışmıyor”, “Bence kadınlar küfretmemeli”, “Bazen biraz da erkeklik bekliyor insan”,  gibi gibi onlarca blok cümle. Hele cinsellik söz konusu olduğunda servise hazır olan bir dolusu daha… Aslında “kadınlığı” anlamış, “erkekliği” aşmış pek çoğumuzun bile ağzından dökülüveren. Benim öyle anlarda ki sekmez tepkim, “Yahu tornadan mı çıktık. Niye hepimiz birbirimize benzemek zorundayız ki!” oluyor. Ama kimi zaman o blok cümleler benim de ağzımdan dökülüveriyor. O nedenle bir kız çocuğu olarak büyüdüğüm taşrada edindiğim kalıplarla kavgam bitmiyor!

Nihan Kaya da bu kavgayı sürdürenlerden. İthaki Yayınları’ndan İyi Aile Yoktur’u yayımladığında bizi çocukluktan birey olmaya giden süreçte bir yolculuğa çıkarıyordu. Şimdi bir devam kitabı İyi Toplum Yoktur ile Nihan Kaya, biçimlenişimizdeki toplum rolünü törenler üzerinden inceliyor ve tartışıyor. Aslında çocuklukta geçtiğimiz o tornanın yaralarıyla karıştığımız toplumda nasıl yeni biçimleri vermek için tezgâhın başına geçtiğimizi de düşünüyoruz kitap boyunca.

Nihan Kaya kadınların odağında olduğu düğünleri ve erkeklerin odağında olduğu sünnet törenlerini toplumsal cinsiyet rolleri açısından kurcaladıkça karşımıza törensel bir kadınlık, erkeklik kodları çıkıyor. Törenlerin bizleri biçimlendirmek için araç kılındığını anlatırken Nihan Kaya toplumların temel yapı taşının cinsellik olduğunu da vurguluyor.

İngiltere’de Essex Üniversitesi’nde Psikanaliz yüksek lisansı yapan, Avrupa ve Amerika’da psikoloji alanında konferanslarda tebliğler sunan ve çocukluk atölyeleriyle ebeveynlerle buluşan Nihan Kaya, yıllarca süren çalışmalarına yer vermeye devam ettiği bu kitabında kendisi ve annesi arasındaki ilişkiden de örnekleri açıklıkla paylaşıyor.

“Bir de kız olacaksın”, “Erkek adam böyle mi yapar”la başlayan vaazları hangimiz dinlemedik ki! Nihan Kaya anne ve anneannesi tarafından temizlik konusunda nasıl eğitilmeye çalıştığını ve onların istediği gibi olmadığını anlatıyor örneğin. Kaya bir kız çocuğu yetiştirmenin “sorumluluğuyla” davranan kadınların evin camı pisse o evdeki genç kızdan bilineceği gerilimiyle büyütülürken bu biçimlenişe nasıl ayak dirediğini de paylaşıyor. Nihayetinde temizlikten çok yazmaya vakit ayıran bir kadın olduğunda belki de annesi için yeterince “başarılı” olamıyor. Çünkü ebeveynler her fırça darbelerinde kapının dışındaki kalabalığın ne deyip ne düşüneceğiyle yoğurmak istiyor bizi ve sonuçta hamur istedikleri gibi şekil almayınca içten içe hem kendilerine hem çocuklarına kızıyorlar.

İnsan İyi Toplum Yoktur akarken önünde dönüp dönüp kendi hanesine de bakıyor, istemsiz… Ben de başarılı bir ev kızlığı projesi olarak büyürken ailemin elinde patladım. Benim için harika olan bu dönüş onların içine tam olarak sinemedi haliyle. Yer yer kendim bile şaşırıyorum. Mesela biraz daha eril yetişen küçük ağabeyim yıllardır süren kavgalar, kopukluklardan sonra geçen gün beni kahvaltıya davet etti. Ona defalarca sofra kuran ben buna kırk tane anlam yüklerken buldum kendimi. Değişimler, o geri kodlar kadar köklü değil içimizde henüz. Ve galiba içimizde yeşerip büyürken köklenmekte zorlanıyor da hâlâ.

“Sünnetin ülkemizde törenselleştirilmesinin tek nedeni, erkek çocuktaki cinsel kimliği pekiştirmek ve yüceltmektir” diyen yazar “Aile, çocuğun ruhunu yok etmek için kurulmuştur. Ama, Phyllis Chesler’ın söylediği gibi, aile, daha çok, ‘kız çocuğunun ruhunu yok etmek için kurulmuştur’ diyerek sert bir yüzleşme koyuyor önümüze.

Nikah, bayram, sünnet, kına gibi törenlerin hanelerle toplum arasında bir hadise olduğunu anlatan Nihan Kaya bütün bunların bir sistemin cinselliğimizi ezerek kendini var etme yolculuğu olduğuna da işaret ediyor. Elbette kadınlar, kız çocukları buradaki en ağır hasarı alıyorlar. Çünkü bırakın bu törenleri misafir geldiğinde bile kadınlar ve kız çocukları oradaki mikro sistemin sürdürücüsü olarak durmadan çalışıyorlar. Bayramlarda sadece tatlı yiyip, kahve içen erkeklerken kadınlar onları servis edip, bulaşık yıkıyor oluyor. Ve bütün hayatı gelin olmak için yaşıyormuşçasına büyüyor pek çok kız çocuğu hâlâ. Yazar bu çalışmada Unamuno’nun Tula Teyze romanından şöyle etkileyici bir alıntı yapıyor ve onu yorumluyor; “Rosa kocasına ‘Hem siz erkekler [evlilik konusunda] ne bilirsiniz ki! Evlenen biziz, siz değil’ deyişi yersiz değil. ‘Gelin’ sözcüğünün kökü ‘gelmek’tir. Sözcük, kadının evlenerek, babasının evinden kocasının ve/veya kocasının ailesinin evine geldiğini, artık bu evin malı hâline getirildiğini vurgular”.

Törenlerle hem kadınların hem erkeklerin devlet, beka, aile, kutsal denilen her şey için kurban edildiğini pek çok araştırma, kişisel deneyim ve edebi çalışmayla anlatıyor yazar.  “Biz kızlarımızı erkek çocuklarımızdan ayırt etmiyoruz” demenin nasıl bir ayrımcı dil olduğunun okuması dahil kız çocuklarının kendini koruyamayacağı düsturu ile büyütülmesine kadar koskoca bir kara delik gibi toplum. Ehil olmanın kadına kahraman olmanın erkeğe yakıştırıldığı her ikisinin de çok defa altında kaldığı ve lâkin kadının o kara delikte ışığı çok daha zor bulduğu anlatılıyor İyi Toplum Yoktur’da.

“Bir kadın ta bağırsaklarından bilir ki, çok uzun süre fazla-şirin olmanın, öldürücü bir yanı vardır” cümlesi bu ehil olan kadınların zihnindeki yankısıyla aslında eril iktidarların tahtını sallıyor daha da sallasın umarım. Ve penisini bir taç gibi taşıyan erkeğin, erkekliği onun boyuyla ölçülmesin diye de bir kahramanlığı olsun umalım.

Bir laf vardır bizde “kapını örtersin, herkes dışında kalır”. Nihan Kaya kapıyı örtünce herkesi içeriye aldığımızı söylüyor aslında. Ve çocuklarımızı kurban vermemek için bir yüzleşmeye açıyor hanelerin tüm kapılarını. İçeriye eşitlik, iyilik, barış ve aşk dolsun diye.

Ayşen Güven – edebiyathaber.net (28 Mart 2019)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r