Masthead header

Sevim Ak’a 4 soru | Mehmet Özçataloğlu

Hazırlayan: Mehmet Özçataloğlu

1. Neden çocuklar için yazıyorsunuz?

Başlangıçta bu sorunun yanıtını kendime sormadan çocuk edebiyatının çevresinde dolandım. İçine adım attıkça yavaş yavaş çocuk dünyalarını keşfeder, algı biçimlerini, dillerini öğrenir ve sorularıma yanıt ararken yazın alanımın sınırlarını da genişlettim. Düşünce evrenimin çeşitliliğini çocuklarla genişletmek, onlarla tartışmak, özgürleşmek gibi dertler edindim. Farklı coğrafyalar, sosyal çevrelerden gelen çocukları bir araya getirerek taban tabana zıt sorunlar üstünden ortak diller oluşabilir mi, anlamak istedim. Oysa ilk başladığım noktada buralardan çok uzaklarda, kendi hikâyemin çevresinde dolaşarak çocukluğun yalın, masum ve sorular soran dünyasını yansıtmak ve hala o dünyayla bağımın kaybolmadığını kendime kanıtlamak ister gibiydim. Anlatmaya çocukluktan başlayayım: Çocukluğum yaşam zenginliği açışından hazine denebilecek, ilginç insan portreleriyle dolu kalabalık evlerde ve sokaklarda geçti. Konuşmaktan çok yazarak anlatmayı seven bir çocuktum. O yıllarda başımıza gelen sayısız ilginç, komik olayı öyküleştirip ilerde hatırlamak için defterlere geçirmiştim. Çekingendim, yazdıklarımın okunmasını istemez, defterlerimi kuytu köşelere özenle saklardım. Gizlice okunduğunu fark ettiğimde defterlerimi birer birer yok ettim. Kitaplarla ve yazmayla aram hep hoştu. Okudukça ben de yazabilirim duygum kamçılanıyordu. Gizli defterlere yazmayı gençlik yıllarımda sürdürdüm. Yetişkin psikolojisiyle yazdığım öykülerin içinde her zaman bir çocuk olurdu. O çocuk neden orada pek düşünmezdim.  Biyokimya uzmanı olarak çalışmaya başladığım Heybeliada’da kaldığım evin çevresinde oynayan çocukları izlerken geçmiş anılarım gözümün önüne geliyordu. Ada çocuklarının günlük yaşamı benimkinden farklı değildi, komşu evlere rahatlıkla girip çıkıyor, oyunlarını, oyuncaklarını kendileri icat ediyorlardı. Onlarla sohbet ede ede bir sürü gündelik hayat öyküsü yazdım. Adanın zamansız yaşamında çocukken yok ettiğim defterlere yeniden kavuşmuştum sanki. Bir oyun gibi zevkli bu uğraşı gittiği yere kadar sürdürmekti derdim. Yazdığım onlarca mahalle öyküsünü kimseyle paylaşmayı düşünmezdim. Çocuklara okumayı sevdirmek, zevk alacakları öykülerle buluşturmak gibi yüce duygularım da yoktu. Kendimi iyi hissettiğim, kurmaca dünyamın hâkimi olduğum bu okuma-yazma denizinde sonsuza kadar çalkalanabilirdim.  Gün geldi, inadım kırıldı, bir öykümü bir dergiye gönderdim, sonra arkası çorap söküğü gibi devam etti. Birkaç yıl içinde kendimi çocuk edebiyatının içinde ve sorular denizinde buldum.

2. Okuduğunuz ilk çocuk kitabı hangisiydi? Sizde ne gibi izler bıraktı?

Çinli yazar Cubao’nun Okumak İstiyorum adlı kitabı bende ciddi etkileri olan çocuk kitaplarından biriydi. Otobiyografik izler taşıyan, sınıfsal eşitsizliklerle mücadeleyi içeren duygu yüklü bu uzun öykü beni derinden sarmıştı. Öğretmen anne-babanın çocuğuydum.  Bana çok yabancı gelen bir konunun içine dalmış çıkamıyordum. Okumak isteyen ve önüne engeller çıkan çocuğun yerine kendimi koyuyor, uzun uzun düşünüyordum. Kitabı onlarca kere okuduğumu hatırlıyorum.   İş yaşamına girdikten sonra ekonomik nedenlerle, ya da aile baskısıyla okuyamayan kız çocuklarına kulak verip desteklediysem ilk sorumlusu bu kitaptır. 

3. Bu kitabı keşke ben yazsaydım dediğiniz kitap oldu mu?

Çocuk ve gençlik kitaplarını yakından izlemeye çalışıyorum. Yazış tekniğini, seçtiği konuları işleyiş biçimlerini, dilini ve anlatımını çok beğendiğim yazarlar sürekli artıyor ve değişiyor. Okuma sürecimi zevk alma, karşılaşma şansım olmayan karakterlerle buluşma, birlikte düşünme, eleştirme… gibi adımlarla gerçekleştirdiğim için bu kitapların yazarlarına öncelikle minnet duyabilirim. Çocuk- gençlik edebiyatına güçlü örnekler kazandırılması hoşuma gider. Bu kitabı ben yazsaydım keşke, duygusuna ise yabancıyım. Benzer konular anlatılsa bile her yazarın düşünce biçimi, kalemi, tartışma perspektifi farklıdır.

4. Çocuklara yönelik kitaplardan en son hangisini okudunuz? Kitapla ilgili düşüncelerinizi kısaca belirtebilir misiniz?

Eva Weaver’in yazdığı Beyaz Balina yayını Kuklacı Çocuk adlı kitabı dün bitirdim. İkinci Dünya savaşı yıllarının hüzünlü, sert, ırkçı atmosferinde geçen, Polonya’dan Sibirya steplerine hikâyeler barındıran etkileyici bir roman. Varşova gettosunda şiddeti engellemek isterken yaşamını kaybeden Yahudi bir dedenin paltosundan çıkan kuklaların torunu Mika’nın ve bir Alman askerin hayatta kalma mücadelesine katılışını, umut oluşunu ve hayatları değiştirişini izlerken Dünya Savaşının yıkıcı etkilerini tüm boyutlarıyla iliklerinizde hissediyorsunuz. 10 yaş ve üstü çocukların okumasını öneririm.

edebiyathaber.net (12 Ağustos 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r