Masthead header

Samet Altıntaş: “Şiir; ne yapacağını bilmeyen, yaşamak telaşına maruz kalan bireylerin çıkmazıdır.”

Söyleşi: Sevim Şentürk 

Kaleme aldığı tarih kitaplarıyla tanınan Samet Altıntaş’la ilk şiir kitabı Ölmek Sabrı üzerine konuştuk. 

Sizi genelde şehir tarihi çalışmalarınız ve kaleme aldığınız monografilerle tanıyoruz. Şiir kitabı nereden çıktı?

Bu, beni yakından tanımayanlarca sıklıkla duyduğum bir soru. Çünkü benim kâğıt kalemle olan mesaimin başlangıcı şiirdir. İlk kitabım Bursa’nın Daveti-Bir Osmanlı Başkenti Güncesi’nden bu yana ‘mesele’leri aslında hep şiirin omuz vermesiyle anlatıyorum. Lise dönemlerinden beri kıyısından bile olsa müzikle de ilgileniyorum. Kaydettiğim şarkılar, modern Türk şiiri bestelerinden müteşekkil. Ölmek Sabrı, İstanbul’a üniversite okumaya geldiğimde, edebiyat dergilerine yolladığım, yayımlanan, bazıları da defterimde kalmış şiirlerden mürekkep. Aslında dergi sayfalarındaki bu şiirleri toplamak ve en azından kendime hatıra kalsın, diye bir araya getirmek vardı aklımda. 35 yaşında, kim bilir belki de tam yolun yarısında böylesi bir sürpriz yaptı bana hayat.

Ölmek Sabrı’nda, adından da anlaşılacağı üzere ölüm ve yalnızlık duygusu var. Neden böyle?

Ölüm, bende (bence) ontolojik bir sanrı. Hayat, yani neredeyse çocukluğumdan beri bir Karagöz perdesi gibi zihnimde. Bir daha etinle, kemiğinle, sinirlerinle, kendinle var olamamak kaygısı ya da korkusu değil bu. Ta dipte acıyla kıvranan ruhun kendini dünyaya sarkıtması gibi geliyor bana yaşamak. Dolayısıyla sizin de belirttiğiniz gibi iki tema yakamdan düşmüyor; çünkü her ölüm biraz yalnızlıktır!

Türk şiiri çok sesli, çok renkli. Siz kendinizi neresine iliştiriyorsunuz bu geleneğin?    

Türk’ün şiir atlasının kadîm olmasıyla da ilintili sesteki renklilik. Benim için böylesi uzun bir repertuvarın içinde olmak tarif edilemez bir duygu. Bana göre; Türk şiiri, II. Yeni ve İsmet Özel’dir. Ama bu, Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday, Metin Altıok, Celal Sılay gibi isimlerin açtığı yolda, gösterdiği hedefte yürümüyorum demek değil. Pek tabi Nâzım Hikmet, Attila İlhan, Cahit Zarifoğlu, Ülkü Tamer, Hilmi Yavuz gibi isimler de var bu yolculukta. Ama ben dilimi, üslubumu, izleğimi, belki de kendimi Turgut Uyar’ın, Edip Cansever’in, Sezai Karakoç’un inşa ettiği evin içerisinde muhafaza ediyorum, bu odalardan bakıyorum dünyaya. Evet ve pek tabi ‘nesneler, insan ve görünüm gerçeküstücüleri de aşan bir soyutlama ile anlatılmalıdır.’

Kitabınızın son bölümü ‘postmodern soneler’ başlığı taşıyor. Bir hikâyesi var mı?

Almanya’da dünyaya geldim. Berlin Duvarı, 1989’da yıkıldığında üç yaşındaydım. Soğuk Savaş’ın bittiğinin en somut göstergesi, bu sınırın ortadan kalkmasıdır, diyebiliriz. Postmodern soneler, böylesi kişisel bir tarihin içinde yer aldığı savruk, kopuk, uyumsuz, şahsi bir derlem.

Peki, günümüz şiirlerinden kimleri takip ediyorsunuz? 

Kendi yaştaşım olan şairleri tabi ki okuyorum. Ama 1980 Kuşağı Türk şiirini daha bir laborant titizliği ile inceliyorum. Baki Ayhan T., Şeref Bilsel, İhsan Deniz, Haydar Ergülen, Tuğrul Tanyol, Hüseyin Atlansoy gibi şairleri izliyorum. Bilhassa ‘toplu şiirler’indeki sesi takip etmek ufuk açıcı benim açımdan.  

Son olarak şunu sormak isterim: Kendinizi ifade etmede, şiiri nasıl konumlandırıyorsunuz zihninizde?

“Halbuki insan doğduğu günden itibaren mağluptur, şefkate muhtaçtır.” der Tanpınar, Huzur’da. Ben dünyayı yenilgiden dönenlerin evi olarak görüyorum. İşte, tam burada hayat da ölüm de yazgı da birbirine düğümleniyor. Şiiri, ne yapacağını bilmeyen, yaşamak telaşına maruz kalan bireylerin çıkmazı olarak görüyorum. Hâliyle şiir bir ecza oluyor ruhuma sürdüğüm. Şifası akıyor, merhemi iyileştiriyor mu burası flu. Ama tekrardan direnç kazanmamı, yeniden vakti seyretmemi sağlıyor, burası kesin. Bir de nesirdeki gibi uzun uzun konuşmuyorsunuz şiir yazarken. Derin, sakin, külfetsiz bir şekilde, şiirin olağan akışında yürüyorsunuz. Kendimi kandırmadığım, foyam ortaya çıkar, diye ruhumu saklamadığım bir yer orası. Çünkü şiir, imgedir. Çünkü rüyaların tarifi olmaz, tabiri olur. Bu sebepten yorum, okurun kendi uykusudur.

edebiyathaber.net (25 Ocak 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r