Masthead header

Jonathan Franzen’ın “Özgürlük” romanı üzerine | Onur Uludoğan

I

Yayıncılık dünyasında, “best seller” ve “klasikler” kategorisine giren kitapları bir kenara koyduğumuzda, beş yüz sayfayı aşan kitapları yayımlamanın, üstünde iki kere düşünülerek alınan bir karar olduğunu, sektöre yakın olan hemen herkes çok iyi bilir. Sırf bu sayfa sayısı engeli yüzünden nitelikli pek çok eserin basılamadığı da malum olan gerçeklerden birisidir.

2012’de, belki tesadüflerin çakışması nedeniyle belki de yayıncılık sektörümüzün ulaştığı büyüklük sayesinde, yukarıda değindiğim duruma istisna oluşturabilecek birçok önemli kitap üst üste yayımlandı.

Senenin daha ilk aylarında Can Yayınları, son Rus klasiği olarak adlandırılan, 1200 sayfalık Yaşam ve Yazgı’yı Ayşe Hacıhasanoğlu çevirisiyle bizlerle buluşturdu.

İlerleyen aylarda ise Pegasus Yayınları, 21. Yüzyılın ilk başyapıtı olarak adlandırılan 992 sayfalık 2666’yı Zeynep Heyzen Ateş’in çevirisiyle yayımladı.

2012 sürprizleri burada da bitmedi, biz okurlar daha bu iki kitabı okumaya fırsat bulamadan, çok kısa aralıklarla iki önemli kitap daha raflardaki yerini aldı.

Bunlardan birincisi, John Fowles’un yazdığı  en önemli romanlarından birisi olarak kabul edilen Daniel Martin’di. (720 sayfa ve Nuray Yılmaz’ın çevirisi)

İkincisi ise, Haruki Murakami’nin yazdığı, yayımlandığı her ülkede olay yaratan kitabı 1Q84’tü. (1256 sayfa, Hüseyin Can Erkin çevirisi)

Son olarak da, yukarıda saydığım, nitelik olarak çok doyurucu, nicelik olarak da hacimli kitaplar listesine, Jonathan Franzen’in yazdığı, Sevin Okyay’ın çevirdiği ve Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan “Özgürlük” eklendi.

II

Franzen, aslında ABD’de kimi tartışmaların merkezinde yer almış, önemli ödüller kazanmış, kitapları birçok dile çevrilmiş ve hatta Time dergisine kapak olmuş bir yazar. Kısacası, Jonathan Franzen için dünya çapında bir yazar diyebiliriz.

Ancak tüm bilinirliğine rağmen, biz Türkiyeli okurlar, 2012 yılına kadar maalesef Franzen’in eserleriyle yeterince haşır neşir olamadık.

Aslında, Jonathan Franzen’in Özgürlük’ten önceki romanı olan Corrections (Düzeltmeler), ABD’de yayımlandıktan iki yıl sonra 2003’de Altın Kitaplar tarafından “Aile Sırları” gibi “yaratıcı” bir isimle Türkiye’de de yayımlanmıştı.

Ancak, öyle tahmin ediyorum ki Aile Sırları’nın kimyası, Altın Kitaplar’ın okur profiliyle uyuşmadı ve bu kitabın yeni bir baskısı da yapılmadı. (Söz konusu kitap, “Düzeltmeler” adıyla Haziran ayında Sel Yayıncılık tarafından yeniden biz okurların beğenisine sunulacak.)

III

Özgürlük, ABD’li romancı Jonathan Franzen’in 2010’da yayımladığı son romanı. Dikkatli okurlar, yukarıda verdiğim tarihlerden yola çıkarak Düzeltmeler’le Özgürlük arasında on yıla yakın bir zaman olduğunu fark edeceklerdir.

Franzen, Guardian, New York temsilcisi, Ed Pilkington’a, Düzeltmeler’den sonraki on yılın tamamında Özgürlük’ü yazmakla uğraştığını ifade ediyor. Bu arada, Özgürlük’ün yalnızca giriş bölümünü oluşturabilmek için bile 1000 sayfaya yakın bir taslak hazırladığından bahsediyor.

Ancak, tüm bu başlangıçların ve çabaların bir yere varmadığını da ekliyor. Bu arada 2008’de Franzen’in yakın arkadaşı, yazar David Foster Wallace’ın intiharının yarattığı büyük sarsıntı, Özgürlük’ün önünü tıkayan setlerin de yıkılmasını sağlıyor ve Franzen, kitabını tamamlayabiliyor.

IV

Çok sık tekrarlandığı için, artık Anna Karenina’yı okumayanların bile çok iyi bildiği bir söz vardır:

“Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”

Özgürlük, bu müthiş cümlenin hakkını veren bir roman. Franzen, bu kapsamda, “Berglund” ailesinin mutsuzluğunu anlatmayı seçmiş.

Romanın merkezinde, Walter ve Patty Berglund yer alır ve biz okurlar, tüm roman boyunca Berglund’ların üç kuşağa yayılan öykülerini okuruz. 

Walter ve Patty’nin aileleri, Walter ve Patty’nin üniversite yıllarında tanışmaları, evlenmeleri ve kendi çocuklarına sahip olmaları ve onların çocuklarının hikâyeleri bize beş bölümde ve 596 sayfada anlatılır.

Kuşkusuz adı Özgürlük olan ve aileyi merkezine alan bu roman bizi, aile kavramının totaliter yapısıyla da yüzleştirir.

Öncelikle, Walter’ın ve Patty’nin uzun uzun anlatılan çocuklukları ve gençlikleri boyunca onların kendi aileleriyle yaşadıkları çatışmalar bize sunulur ve bu çatışmalar, Walter’ın ve Patty’nin kendi çocuklarına sahip olmalarıyla benzer bir çizgide devam eder. Araya aldatmalar ve aldatılmalar girer, ekonomik çalkantılar ve ayrılıklar yaşanır.

Ancak, yukarıdaki paragrafa bakılarak, Franzen’in romanı, basit bir aile dramı olarak algılanmamalıdır.

Franzen, Özgürlük’te yarattığı kahramanlarını uzun uzun konuşturur ve bu sayede iletmek istediği kimi farklı mesajları da okurlarıyla paylaşır. Kitap bu yönüyle kimi zaman Kemal Tahir’in neredeyse tüm romanlarında yaptığına benzer bir iç dinamikle devam eder.

Kemal Tahir okurları bilirler, Tahir’in, yazdığı romanlardaki kahramanlar, fırsat bulduklarında, güncel ya da tarihi meselelerle ilgili görüşlerini uzun uzun anlatırlar. Kitabın okurları da bu sayede aslında, Kemal Tahir’in fikirlerini öğrenir.

 Franzen de Özgürlük’te buna benzer bir tutum benimsemiş. Bu çerçevede, biz okurlar, Walter’ın, Patty’nin, onların çocukları Joey ve Jessica’nın, Walter’ın yakın arkadaşı ve romanın önemli karakterlerinden birisi olan Richard Katz’ın ve roman boyunca tanıştığımız daha birçok kahramanın ağzından, Franzen’in ABD dış politikasıyla, çevre sorunlarıyla, küresel ekonomik krizle, bir sanatçının popüler olması yüzünden içine düşeceği sıkıntılarla ilgili düşüncelerini de öğreniriz.

Bu durum, belli bir okur kitlesinin ufkunu açmaya yarayabilecekken, bahsi geçen konular hakkında net fikirlere sahip ve özellikle, Franzen’le paralel düşünen okurlar için kitabı boğucu bir hale getirebilir. Ancak bu okurlar da kitabın, insana dair önemli tespitler yapan tarafından etkileneceklerdir.

V

Özgürlük, dil ve anlatım açısından zaman zaman okurlarını zorlayabilecek bir kitap. Franzen, metnini, uzun cümlelerle, onları destekleyen yan cümleciklerle, arasözlerle ve uzun cümlelerinin arasına serpiştirdiği parantez içi bilgilerle yazmayı tercih etmiş. Kitapta ayrıca, önemli ölçüde devrik cümle kullanılmış.

Franzen’in bu tercihi, eğer yavan bir çeviriyle karşı karşıya kalsaydık kitabı okunmaz bir hale getirebilirdi. Ancak burada, Sevin Okyay’ın usta işi çevirisi biz okurları önemli ölçüde rahatlatmış.

Kitapta ayrıca sayfaların altında birçok yayıncı notuna yer verilmiş. Bu sayede de okurların, Franzen’in yaptığı söz oyunlarını daha kolay anlaması sağlanmış.

VI

Sonuç olarak, yukarıda saydığım tüm unsurlar bir araya geldiğinde, Sel Yayıncılık sayesinde bir yandan Türkiye’de pek tanınmayan bir yazarla daha tanışma fırsatı bulduk diğer yandan da nitelikli bir çeviri roman okuma şansına sahip olduk, diyebiliriz.

Umarım, 2012’nin ilk aylarından itibaren başlayan, “nitelik olarak çok doyurucu, nicelik olarak da hacimli kitapların iyi çevirilerle yayımlanması” süreci devam eder de biz okurlar da sabırsızlıkla beklediğimiz pek çok kitaba daha kavuşabiliriz.

Örneğin David Foster Wallace’ın 1996’da yayımlanan kitabı, 1104 sayfalık, “Infinite Jest”  benim öncelikle çevrilmesini beklediğim kitaplardan.

Onur Uludoğan – edebiyathaber.net (24 Mayıs 2012)

  • Koltukname - 29/05/2012 - 22:33

    Aslında bahsettiğiniz, Özgürlük yahut 2666 gibi, yurtdışında hem çok satan hem klasik sayılan hem de hacimli olan kitapların “nitelik olarak çok doyurucu, nicelik olarak da hacimli kitapların iyi çevirilerle yayımlanması süreci”nin geçtiğimiz yıl Hans Fallada’nın Herkes Tek Başına Ölür’üyle başladığı söylenebilir.

    Dediğiniz gibi, darısı henüz çevrilmemiş diğer eserlerin başına… Biz de Mark Z. Danielewski’nin House of Leaves’ini beklemekteyiz.cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r