Masthead header

Öykü: Halis Kandemir

I.

Neye benzediği bilinmeyen kadınlar vardır, bir de çok çirkin olan erkekler. Bunu düşünmek bana derin nefesler aldırıyor. Bana derin nefesler aldıran hatıralar, bu cümleyle biraz olsun özetleniyor. Neye benzediği bilinmeyen kadınlar vardır. Ve bu kadınların biriyle, bir anıya sahip olmak, bunu hatırlamak bile beni heyecanlandırıyor.

Şehrimiz  tarihin gördüğü, en kaotik şehirlerden biridir. Çok insan vardır, çok da insansı varlık. Yan yana yaşarız ama birbirimize çok yabancıyızdır. Bu şehrin insanlarından biri olarak, bir tahminim vardır;  her birey,  potansiyel bir ruh hastasıdır. Bu şehrin keşmekeşidir. Her şey, her yerdedir. Etlerimiz, kemiklerimiz ve kırmızı dudaklarımız çok gereksiz kullanılmıştır. Bu israfa girer. Ancak yalnızlığımız, her gün büyümekte ve bizi  onarılması  mümkün olmayan hasarlar ile baş başa bırakmaktadır. Ve bu yüzden ne yaparsak yapalım, huzurlu olamayız.

Daha sonra şehrimiz, herkesindir. Ama biraz da hiç kimsenin değildir. Herkese benzer, ama herkese yabancıdır. Çünkü insanlar kesimlere ayrılmıştır. Zıtlıklar vardır. İnsanı kahreden uyuşmazlıklar vardır. Bir yanda film gibi ıslanmış caddelerde, topukları kalbe darbe vuran, alımlı, dokunulması pek mümkün olmayan kadınlar, bir yanda bizler. Onlar sanki insan değildir,  bizim için o kadar ulaşılmaz bir hedeftir! Gecenin karanlığında, ıssız bir köşede açılan bira kutusu kapaklarıyla başlayan, hararetli sohbetlerimizin, yegane  konusu onlardır. “Geçen çalıştığım yere bir karı geldi, ilik gibiydi şerefsizim’’ gibi cümlelerle onların yaşantıları ile ilgili müstehcen  tahiminlerde bulunulur, yalanlar anlatılır. Ancak onlar bilinemez, anlanamaz. Her şey bir tahmindir. Neye benzediği bilinmeyen kadınlar vardır.

Benim hikayem, böyle bir atmosferde vuku bulmuştu işte. Düşünüyordum: Yalnızlık ile kadınsızlık arasında ne benzerlikler vardır? Bir erkek, bir kadın tarafından sevilmiyorsa yalnızdır belki. Çok hastaydım, yalnızdım ben de. Belki birkaç sıcak ve kırmızı öpücükle iyileşebilirdim. Ama çok uzak kokan kadınlar tarafından öpülseydim. Yani o kalem etekli, sosyetik  kadınlar tarafından. Size biraz önce anlattığım, o neye benzediğini asla bilemediğimiz, semt olarak hayranlık duyduğumuz o kadınlardan birine ihtiyacım vardı.

Peki bizim gibi; inşaatlarda ve konfeksiyonlarda çalışan, dünyadan bihaber olup, üç kuruşu zor kazanan insanlar, o uzak ve  yabancı kadınları bir gece öpebilir mi?  O zengin ve güzel kız, fakir ve yakışıklı bir erkeğe hiç aşık olur mu? Filmlerde olur evet. Ama orada fakir erkek genelde yakışıklıdır. Yeni bir senaryo yazamaz mı senaristler? Bizim gibi çirkin ve fakir erkeklere umut verecek bir senaryo. Neye benzediği bilinmez bir kadına, bu hoyrat ellerin dokunma ihtimali var mıdır?  Filmlerde mi olur ancak?

Bir gece yarısı; kara bir iştah ile aranan, pişmanlık kazağını örmeye devam eden bir fahişe. Tüm kötü kelimeleri, yüzünde tutan ücretli bir tatmin edici. Işıldayan dünyanın, parıltısından nemalanamayan bir yalnızlık. Bir gece ansızın tutuşan; bir birliktelikten çok, kolların katı bir cisme sarılma arzusu, kulakların güzel sözleri özlemesi, güzel bir kokunun duyumsanması, içinden kan geçen damarları düşünmek. Seğiren boyunları, incecik elleri, sevilmeyi özlemek.

II.

Konfeksiyon çıkışı, biraz param varsa gider yeteri kadar çekerim kafayı. Özel bir mekanım yoktur. Zaten mekanda içecek parayı, ayda yılda bir denk getiririm. Gittiğim mekânları unuturum daha sonra. Ararım bulamam. Ama ışığı bozuk, keskin sidik kokulu tuvaletlerinden hatırlarım onları. İçine izmarit atılmış, sararmış pisuvarlarından tanırım. Buraya daha önce gelmiştim, derim. Sonra oradan çıkınca hepsini unuturum yeniden, ayılırım. Rüzgar yalar yüzümü, kendime gelirim. Kendime gelemediğim bir gün olursa eğer… Oldu da.  Elime geçen bir fahişe numarasını aramakla başlayan, bir gece günahına bulaşırım, bulaştım da.  Bilerek ama bilmeyerek bulaşılır bu günahlara. 

Neye benzediği bilinmeyen kadınlar vardır. Ama fahişeler bir şeye benzer hep. Bize benzer, çaresizliğe benzer, ağızları cehennemi hatırlatır. Gecenin yarılandığı zamanlarda onlar huzursuzluk verir hep. Oysa  zevkimi birinin kasıklarında bırakıp; ceketimi giyip, karanlıkta evime doğru sallanarak gitmek istemiyordum. Yalnızca istediğim; ağzı  karım gibi sarımsak kokmayan, beni sevecek, seviyor gibi yapacak bir kadının içini sevgiyle boyamaktı.

Bunu, ağzından çıkardığı sakızla, bıyıklarını almaya çalışan karıcığımla yapamıyordum. İçimi kulaklarına dökeceğim bir sevgilim yoktu. Sâhi nasıl inandım o gece; bir kadının, yalandan olsa bile, beni sevebilme ihtimaline. Sâhi nasıl inandım, en inanılması zor şeylere? Eğer sevgi, görünmeyen ve hafif bir şeyse; sevilmemek öyle değil, gayet katı ve ağır bir şey, taşıdım. Sevilmedim,  sevilmek nasıl bir şey bilmiyorum. Hiç sevilmedim. Belki parasını verdiğim bir kadının; ıslak ağzından, boynuma düşen sesi ile, biraz olsun benim için yaratılmış bir hissin varlığını tadarım diye. Bilmeden, isteyerek yaptım.

Merdivenleri nasıl çıktım? Kapıyı ne zaman çaldım? Bana kapıyı kim açtı? İçeriye ne zaman girdim? Ne zaman soyundum ben? Bir ara birisi bana bekle dedi. Ne zamandır bekliyorum? İçeri girenin yüzü bile görünmezken, onu nasıl sevebilirim? Emir kipiyle verilen komutları, çâresiz yerine getirdim. Oysa böyle hayal etmemiştim. Düşündüğümden ucuzmuş. Ağzından öpemezmişim. Dili belki bir akrebin kuyruğudur. Ya da öpülmeye değmeyecek olan, benim ağzım mıdır? Sana sarılamaz mıyım? Ne salak adam mıyım? Karıma da hiç sarılmadım. Kime sarılacağım öyleyse ben. Bu kollarımı ne yapayım ki? Önümde uzanıp, bacaklarını tavana uzatıyorsun. Kokun, bataklıkları andırıyor. Acaba kimin kardeşisin, kimin kızısın? Acaba baban nerede? Belki öldü. Kafatasının içine çoktan toprak doldu babanın. Seni dizinde okşarken, bir doktor olacağını düşündü o hep. Benim gibi ağzı ucuz bira kokan, insan artıklarının eline düşeceğini biliyor muydu? Ne kadar acımasızsın dünya. İçinde hiç güzel bir şey yok. Tüm bunlardan bana ne mi? Beni sevmiyor musun? Sen de mi beni sevmiyorsun? Sorun yok, beni kimler sevmedi. Hemen mi bitirmeliyim işimi? Şuralarına dokunamaz mıyım? Sormama gerek yok mu? Belki izin alınca ve sen yalandan izin vermeyince; ve ben ısrar edip seni ikna edince, sen yalandan onay verdiğinde, ben oralarına dokununca, daha zevkli olmaz mıydı? Başımı karnına koyamaz mıyım?  Tamam kızma, susuyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Ve gözümün önüne, çok uzak kadınlar geliyor, neye benzediği bilinmeyen kadınlar geliyor. Plaza kadınları. Kalem etekli kadınlar. Spiker kadınlar geliyor, sokakta ne zaman gördüğümü hatırlamadığım, bilincimde olduğuna şaşırdığım kadınlar geliyor. Senin varlığınla, onların yok oluşuna bırakıyorum sıkışan sevgimi. Beni neden anlamıyorsunuz? Şimdi hiç bilmediğim bir şarkıyı özlüyorum.

Dışarı çıkan şişman kadının yüzü bile gözükmezken, ona nasıl “harikaydın hayatım’’ diyebilirdim. Ben kimseye harikaydın hayatım, demedim. Kimsede bana “harikaydın hayatım’’ demedi. Zenginler birbirine “harikaydın hayatım’’ diyordur kesin.

III.

 Bir köşeyi dön. Saat gece ikiyi geçerse, neye benzediği belli olmayan bir kadını görebilirsin. Kadın ağlar ve göz yaşları yüzünde ki boyaya karışıp, bu kadının yüzünde bir tablo yapabilir. Bu kadın neye benzediği belli olmayan kadınlardan biridir. Durup bakarsın, ürkütürsün onu.

Dört dakikayı geçen bir sürede orgazmı yaşamış sarı dişli bir köpeğin, zincirini sürüyerek o güzel kadının yanına gitme özgüvenini kendinde bulmasına neden olan şey nedir? Bu kadına artık muhtaç olmamasıdır belki. Ucuz ete doymuş uvuzları ile gider onun yanına.  Biraz önce atmıştır zehrini. Üzerinde bir fahişenin kokusu vardır hâla. Sigara paketine zulalanmış cigarasını ateşe verir; alınan derin bir nefes, işte her şey böyle olmalı. Neden her zaman her şey böyle olmaz?

Kadın bir şeye benzemiyor, ama andırdığı şeyler olabiliyor. Mesela mavi denilince deniz deniyorsa bile, mavi deniz değildir ya işte. Yüzü titreyen bir gölün yüzeyi ve baldırana kadar açılmış eteği, güzelleştiriyor sıradan bir köşeyi. Unuttum bana öğretilen her şeyi. Yeniden öğrenmem gerekti çünkü. Ya görüntüm? O da pek iyi görünmüyordu ama, gittim yanına ciğerlerime dolan dumanın, cesaretiyle.

“Keşke ben de ağlayabilsem.”

Ses tonunu ne kadar merak ediyordum. Çok sürmedi bu bekleyiş.

“Siz erkekler orospu çocuğusunuz, keşke ben de erkek olsam.”

Onunla konuşuyordum sanırım. Ama hiçbir heyecan hissetmiyordum. Dudaklarımda, çirkin bir kadının tuzu kalmış, yutkunuyordum.

“Kadın olduğun için, seni en kutsal şey olarak görüyorum, biliyor musun?”

“Beni öpmek ister miydin?”  dedi. Sarhoştu. Çok sarhoştu.

“Seni öpmek istemezdim.”  Bunu diyen ben değildim sanki. Onu öpmek isterdim ama onu öpmektense, onu öpmeyi reddetmek daha zevkli geldi sadece.

Gözyaşları hızlandı, dizleri yaralıydı,

“O da beni öpmek istemedi. Çok mu çirkinim ben, lanet olsun.”

“Hayır, çok güzelsin. Ama okyanus kokan nefesinin ve o güzel vücudunun ardına saklanmış insanı daha çok merak ediyorum.”

“Kaldı mı böylesi ha?” dedi sızlayarak.

“Tek ben kaldım,” dedim gülümseyerek. Bu onun ilgisini çekmek için kurduğum birkaç sahte cümleden birisiydi Ama ben de kalmamıştım. Onu istemeyen dilimdi. Büyük ihtimal bir serseri ile tartışmıştı. Lüks bir arabadan, aşağı itilmişti.

“Ne garip.” dedi. “İnsanız ama insandan önce ya kadınız, ya da erkek. Bence insan diye bir şey yok. Erkek insan var, kadın insan var. Bizler çok farklıyız.”

“Kadın oluşunu bir kenara bırakıyorum.” dedim. “Sen bir insansın. Ve ben de erkek değilim. Sadece insanım. Böyle düşün.”

“Saçmalık bunlar.” Gitmem lazım,” dedi.  Ayağa kalktı ve duraksadı.

“Hoşça kal,” dedim. Onunla konuşabilmek bile zevkti, bu cesareti gösterdiğim için mutluydum. Telefonu çıkardı bir numara aradı.

“Buraya taksi çağırsana,” dedi. Ağzı çiceklerle süslenmiş balkonlara benziyordu.

Çağırdım. Bir sarı taksi, sokağa çizerek geldi. Konuştuğum en güzel kadın, arkasını döndü.

Nereden bilebilirdim “sen de gel’’ diyeceğini. Biraz sonra, o göğü delmeye cüret eden gökdelene doğru gidiyorduk. Neye benzediği belli olmayan bir kadınla. Kıyamete doğru gidiyorduk.

Evine girdik ve ağladık. Biraz önce bir fahişenin yanında olduğumu ve karımın çok çirkin biri olduğunu anlattım. Resimlerine baktı hak verdi. Ve benim de çirkin olduğumu söyledi. Sonra benimle olurken, kendini sokakta terk eden adamın adını sayıkladı.

IV.

Gecenin karanlığında, ıssız bir köşede açılan bira kapaklarıyla başlayan, hararetli sohbetlerimizin birinde tüm olanları anlattığımda kimse bana inanmadı.

edebiyathaber.net (8 Nisan 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r