Masthead header

“Mahcubiyet ve Haysiyet”i beğenenleri bekleriz | Onur Uludoğan

I

1990’lı yılların ikinci yarısında dünyayı daha yaşanır bir yer kılmaya çalışan bir grup üniversiteli öğrenci olarak toplantı yapıyorduk. Olanca ciddiyetimizle, kantin boykotunu, türban yasaklarına göstermemiz gereken tepkinin ne olması gerektiğini ve buna benzer konuları tartışırken sık sık “Ahmet yoldaşın bu görüşüne katılmıyorum.”, “Ayşe yoldaş bu konuda haklı olabilir ama konjonktür buna müsait değil.” tarzı cümleler kuruyorduk.

Toplantının ortalarında katılımcılardan biri dayanamayıp, “Arkadaşlar, kendimi Sovyet filmi çekiyor gibi hissediyorum, ‘yoldaş’ demesem olur mu?” dediğinde kendimizi tutamamış ve gülüşmüştük. Toplantının devamı biraz daha rahat bir atmosfer içinde geçmişti.

Yukarıda kinik bir üslupla anlatmaya çalıştığım anekdotun çok daha fazlasının ve iyilerinin, yıllar sonra Gün Zileli’nin anılarında ve Zafer Aydın’ın Sollamalar isimli kitabında yazıldığını görünce bir yandan şaşırmış bir yandan da insanın olduğu her yerde benzer durumların yaşandığını düşünmüştüm.

Bu ve benzeri olayların yalnızca Türkiye’de veya en fazla sosyoekonomik olarak Türkiye’ye yakın ülkelerde yaşanabileceğine dair inancımın bilinçaltımda sabit kaldığını ise Dag Solstad’ın Haziran 2020’de YKY etiketi ile yayımlanan “Lise Öğretmeni Pedersen’in Ülkemize Musallat Olan Büyük Siyasi Uyanışa Dair Anlatısı” isimli romanını okuyunca fark ettim.

II

1941 doğumlu Dag Solstad ile tanışmamız 2019 yılında dilimize kazandırılıp yayımlanan Mahcubiyet ve Haysiyet ile olmuştu.

25 Mart 2019’da Edebiyat Haber’de Mahcubiyet ve Haysiyet’i incelemeye çalıştığım yazımda:

“Mahcubiyet ve Haysiyet, dilimize oldukça geç kazandırılmış bir eser. Kitap, ilk olarak 1994 yılında yayımlanmış. Aradan geçen onca zamana rağmen, eskimemiş (eskimeyecek) bir yapıtla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Dag Solstad, tüm iyi edebiyatçıların yaptığı gibi, didaktik olma hatasına düşmeden, tek bir kişiden yola çıkarak insana, insanı anlatmayı başarıyor. Mahcubiyet ve Haysiyet’i bitirdiğimizde bize son derece uzak bir kültürün içinden bir bireyi anlatmasına rağmen, tüm insanlığın aslında tek bir ortak paydayı paylaştığını bir kez daha anlıyoruz.” cümlelerini kullanmıştım.

Lise Öğretmeni Pedersen’in Ülkemize Musallat Olan Büyük Siyasi Uyanışa Dair Anlatısı’nı okuyunca (Kitap, yazının devamında “Lise Öğretmeni Pedersen” olarak anılacak.) yukarıdaki tespitlerimin bu kitap için de geçerli olduğunu gördüm. Üstelik Lise Öğretmeni Pedersen, ele aldığı konu bakımından yerel olması kuvvetle muhtemel olayları anlatan bir roman.

III

Kitapta, Knut Pedersen’in ilk görev yeri olan Norveç’in taşra kasabasına, Larvik’e, gelişinden sonra yaşadıklarını okuruz.

Pedersen, aradan geçen uzun yılların ardından geçmişe dönerek yaşananları anlatır ve anlatısı bir noktadan sonra iç hesaplaşmaya dönüşür.

Pedersen, göreve başladığında herhangi bir politik görüşe sahip olmayan idealist bir öğretmendir. Kısa sürede evlenir ve çocuk sahibi olur. Belirli bir rutin içinde yaşamına devam ederken, 68 ruhunun ve öğrencisi Werner Ludal’ın etkisiyle komünizme sempati duymaya başlar ve süreç içinde Maoist bir parti olan İşçilerin Komünist Partisi (Marksist-Leninist)’in aktif üyelerinden biri olur.

Pedersen, aktif üyeliği sırasında İKP-ML’nin örgütlenme çalışmalarında, eylemlerinde, toplantılarında, eğitim kamplarında duruşu biraz eğreti kalsa da yer alır.

Pedersen’in duruşundaki eğretilik, kanımca, romanın en güçlü yönü olan kara mizah tarafını belirginleştirir.

Norveç gibi sosyal sınıflar arasındaki uçurumların derin olmadığı, gelir seviyesi olarak daima dünyanın ilk beş ülkesi içinde yer alan bir yerde proletarya diktatörlüğü kurmayı hedefleyen, Çin halkını ve kültürünü yüceltip Norveç kültürünü eleştiren, aydınları küçük görüp işçi sınıfını onların üstünde bir yere konumlayan İKP-ML ideolojisi; yaşam pratiği içinde ciddi olarak bocalar ve bu pratik, parti üyelerinin naiflikleri ile birleşince ister istemez komik olur.

 Lise Öğretmeni Pedersen’i okurken, halk ağzıyla konuşmaya çalışan eğitimli sınıfın yaşadıkları, yaşamına işçi olarak devam edebilmek için ciddi eğitimler alarak başladıkları kariyerlerinden vazgeçenleri, SSCB – Çin ayrışması ve bu ayrışmanın ortaya çıkardığı fraksiyonların aralarındaki gerilimler ve buna benzer yüzlerce detayın bir yandan, kendi deneyimlerimle örtüştüğünü görmem diğer yandan da Gün Zileli, Oğuzhan Müftüoğlu, Bülent Uluer, Sezai Sarıoğlu gibi sol hareket içinde yer almış ve yaşadıklarını sözlü ya da yazılı olarak anlatmış kişilerin verdikleri bilgilerle paralellik taşıdıklarını görmem, benim için bir hayli şaşırtıcı oldu.  

Eminim 2020 yılında bile, örgütlü mücadelenin içinde olanlar, Lise Öğretmeni Pedersen’de büyük bir ustalıkla kaleme alınanlara benzer şeyler yaşamaya devam ediyorlardır.

IV

Yukarıdaki alıntıda, Mahcubiyet ve Haysiyet’in 1994 tarihli bir roman olduğuna değinmiştim. Lise Öğretmeni Pedersen daha da eski bir roman. Kitap ilk baskısını 1982’de yapmış.

Her iki kitap için de aradan geçen onca yıla rağmen güncelliklerini korudukları tespitinin yanında başka kıyaslamalar da yapmak mümkün.

Her iki kitapta da bir öğretmen karakterinden yola çıkılarak dünyaya dair çok genel bir resme ulaşılıyor. Mahcubiyet ve Haysiyet’te bireysel yaşanmışlıklar merkeze alınır görünürken Lise Öğretmeni Pedersen’de bireyin hikâyeleri geri planda tutuluyor ve bir kuşağın ruhu anlatılmaya çalışılıyor. Bu açıdan bakıldığında her iki kitapta da yenik düşmüşlerin içine düştükleri açmazları okuduğumuzu söyleyebiliriz.

Dil ve anlatım açısından da her iki kitabın benzer olduğunu söyleyebilirim: Uzun cümleler ve paragraflar, anlatıcının zihin dünyasının çelişkilerini okurlara başarıyla yansıtan ifadeler, kitaplardaki karakterlerin itiraf etmedikleri yenilgilerinin okurlarca sezilmesini sağlayan ipuçları ve daha niceleri…

Mahcubiyet ve Haysiyet’te yenilen kahraman bir sinir buhranı ile işin içinden çıkmaya çalışırken Lise Öğretmeni Pedersen’de anlatılan karakterlerin her biri farklı çıkış yollarına savrulurlar ve bu savruluş onların içinde bulundukları açmazları belirginleştirir.

Mahcubiyet ve Haysiyet, Lise Öğretmeni Pedersen’den daha karanlık olarak nitelenebilir. Pedersen, bu anlamda kara mizahın arkasına sığınarak okura nefes alma imkânı verir. Bununla birlikte Mahcubiyet ve Haysiyet’in, sözü daha ekonomik kullanması nedeniyle okur üzerinde daha etkili olduğu kanaatindeyim.

Lise Öğretmeni Pedersen’in özellikle son sayfalarında Pedersen ile eski öğrencisi, yoldaşı ve arkadaşı Werner Ludal’ın bir orman gezisindeki sohbetleri ya da daha doğru bir söyleyişle, Werner Ludal’ın monoloğu, Lise Öğretmeni Pedersen’in Ülkemize Musallat Olan Büyük Siyasi Uyanışa Dair Anlatısı’nın biraz aksamasına neden oluyor.

Kaynak: Dag Solstad, Lise Öğretmeni Pedersen’in Ülkemize Musallat Olan Büyük Siyasi Uyanışa Dair Anlatısı, Çevirmen: Banu Gürsaler Syversten, YKY, Roman, 226 s. 1. Baskı Haziran 2020.

Onur Uludoğan – edebiyathaber.net (16 Temmuz 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r