Keşke o kadınlar dönüp kurtarsalar bizi | Havanur Taflan

Kasım 25, 2020

Keşke o kadınlar dönüp kurtarsalar bizi | Havanur Taflan

“Sıradan zekânın üzerinde bir kadınsınız, ancak yasalarımıza saygınız olmadığına dair tanıklık ettiniz. Bu toplulukta size yer yok.” Mahkeme salonunda böyle seslenir yargıç Emma Goldman’a. Evet, bu toplulukta ona yer yoktur. Onun da pek ihtiyacı yoktur buna. Çünkü kadınların dünyasında hiç silinmeyecek bir yeri kazanmıştır zaten. “Kadın Oy Hakkı” makalesinde: “Tarih, yalanların bir derlemesi olabilir; yine de içinde birkaç gerçek var ve gelecek için elimizdeki tek rehber onlar.” Tüm yaşamı boyunca tarihin içindeki gerçeklerden biri olmak için çalışır o da. Büyük fikirler ve hakiki insanlar tarih boyunca anlaşılmamış, büyük bedeller ödemişlerdir. Ama yola çıkarken bu bedellerin farkındadır.

Kadına özgürlük ve eşitlik! Cesur yürekler tarafından ilk haykırıldığında ne büyük umutlar ve özlemler uyandırmıştır bu slogan. Kendi kaderini yönlendirmekte özgür olacaktır kadınlar. İşte bu özgürlük için, önyargı ve cehalet dünyasına karşı her şeyi göze almış öncü kadınlardan biridir Emma Goldman. Henrik İbsen’in dediği gibi düşünür o da; özgürlük mücadelesi, sadece özgürlüğe ulaşmak değildir; insanlığın kurtuluş mücadelesidir.

“Yılan şahini bir türlü anlayamamaktadır. -Niçin bu tozun toprağın içinde karanlıkta kalmıyorsun da göklerde süzülüp cennete uçmaya niyetleniyorsun diye sorar.- Seni orada bekleyen tehlikeleri, pusuya yatmış olan gerilimleri ve fırtınaları bilmiyor musun? Seni avlayıp hayatına son verecek olan avcının silahını görmüyor musun? Fakat şahin yılanın söylediklerini hiç dinlemez. Kanatlarını çarpar gökyüzüne doğru yükselir, cennete doğru uçtukça şarkılar söyler. Günlerden bir gün yılan şahini yerde görür, kalbinden akan kanlarla yere serilmiştir. Yılan, ‘seni sersem, seni uyarmıştım. Sana burada karanlıkta, tozun toprağın içinde güvende kalmanı söylemiştim. Kimse zarar vermezdi sana burada’ der. Şahin son nefesini verirken söyler söyleyeceğini: Ben semaya çıktım, göz kamaştırıcı tepelerin üstünde uçtum, ışığa baktım, yaşadım, hayatımı yaşadım!” Aslında Maksim Gorki’nin bu hikâyesini insanlarla paylaşırken kendini anlatır Goldman. Ona göre; pek çok insan hayata bakar, ama onu yaşamaz. Onların gördükleri hayatın kendisi değil, sadece gölgesidir. Onların yaşamaya cesareti olmayan ve hayatın ruhunu anlamayan insanlar olduklarını söyler. Pek az insanın yüreği, bütün kalpleriyle benimsediklerinden vazgeçebilecek mertlik ve cesaretle doludur. Hayatın bedelini ödemeden, dibini görmeden, hayatın doruklarına hiçbir zaman tırmanılmayacağını çok iyi bilir o. 

17 yaşında, Çarlık Rusya’sından, aile baskısından ve zorunlu bir evlilikten kaçarak Amerika’ya göç eder. Aynı yıl, onun için Amerika’daki işçilerin çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi için yapılan grevler ve gösteriler sonucunda yaşanan ve dört işçinin hayatına mal olan ‘Haymarket Olayı’  varoluşuna en belirleyici etkiyi yapan olay olur. Bu olayın etkisiyle başladığı  siyasal yaşamında, yavaş yavaş anarşist safların kadın idolü haline gelir.

“Senin komşuların, onlar sadece ekmeğinizi çalmakla kalmadılar, kanınızı da mahvediyorlar. Devam edecekler. Uyanmadığınız sürece sizi, çocuklarınızı ve çocuklarınızın çocuklarını soymak için. Haklarınızı talep edecek kadar cüretkâr olun.” diye seslenir kalabalığa. Onun Amerikan hapishaneleriyle ilk karşılaşması bu korkusuzca seslenişiyle başlar. Açık sözlü bir pasifisttir Goldman. Savaşın emperyalist hükümetler tarafından başlatılan korkunç bir girişim olduğu ve bunun bedelinin fakir insanların çektiği (özelikle de kadınların) acılarla ödendiği gerçeğini hep açıklar korkusuzca.

Her zaman evrensel insan haklarını ve özgürlüklerini savunur ve devlet dâhil her türlü güç sistemine karşı çıkar. İnsanın hem bireysel hem de kolektif olarak gerçek kurtuluşunun otoriteden kurtulmasında yattığına inanır. Özgürleşmiş bireylerin özgür birlikteliğine dayalı yeni bir sosyal düzen hayal eder. “Ben inanıyorum, hatta aslında biliyorum ki, insanın düşündükleri ve yaptıkları iyi ve güzel olan ne varsa, bunların hepsi hükümetlere rağmen vardır, onlar sayesinde değil!”

Anarşizm, insanın ufkunu açıp onu serbest kılan ve özgürleştiren bir güçtür ona göre. Çünkü insanlara kendi yeteneklerine güvenmeyi, onlara özgürlüğe inanmayı öğretir; kadınları ve erkekleri herkesin özgür ve güvende olacakları bir toplumsal hayat için mücadele etmeye teşvik eder. “Bir gün, bir gün gelecek, kadınlar ve erkekler isyan edecekler, dağın zirvesine erişecekler, aşkın altın ışınlarının altında büyük, güçlü ve özgür olarak buluşacaklar, almaya, katılmaya, keyifli bir durumun tadını çıkarmaya hazır bir halde yaşayacaklar. Şayet dünya, gerçek yoldaşlığı ve tekliği doğuracaksa, böyle bir yoldaşlığın ve tekliğin kaynağı evlilik değil, aşk olacaktır.” diye söylerken istediğinin iki cins için de mutluluk getireceğine inanır.

Pahalı iç döşemeleri ile tüm fakir erkek ve kadınların rahat koşullarda yaşamasını sağlayabilecek o muhteşem saraylara, refah sahiplerinin evlerine bir bakın der bize. “Refah içindekilerin oğullarının ve kızlarının akşam yemeği partilerine bir bakın; tek bir tanesi suyla kuru ekmeğe talim eden açlık içindeki yüzlercesini doyuracak olan bunlar, lükstür. Günlerini kendi kendilerini tatmin etmeye yarayan yeni uğraşlar; tiyatrolar, balolar, konserler, yatçılık, süs ve gösteriş ile sefahat için delicesine bir arayışla dünyanın bir yerinden başka bir yerine koşuşturan o moda düşkünlerine bir bakın.”

“Hiç kimsenin sevgi dolu bir tek sözcük ve şefkat dolu bir ilgi sarf etmediği çocukları çıplak ve aç bir şekilde sokaklarda koşuşturan, cehalet ve hurafelerle büyüyen, doğdukları güne lanet yağdıran; asla bir parça temiz hava dahi soluyamadıkları karanlık, rutubetli bodrumlarda sefaletin tüm yükünü beşikten mezara sırtında taşıyanlara bir bakın.” Yirminci yüzyıl toplumsal sistemini bu iki resimle karşımıza koyarak, bu iki resmin ürkütücü karşıtlığının sorumlularını arar.

Ona göre tüm bunların suçlusu; suçsuz kadınların ve çaresiz çocukların soyulmasını, katledilmesini ve onlara şiddet uygulanmasını yasallaştıran sistemlerdir. “Siz ahlak sahibi erkek ve kadınlar, başlarınızı öte tarafa çevirmeyin. Önyargılarınızın sizi etki altına almasına izin vermeyin: soruna önyargısız bir açıdan bakın. Kuvvetinizi heba etmek yerine el ele verin ve bu bozuk, hastalıklı sistemin yıkılmasına yardım edin. Eğer eğer çocuklarım dediklerinizi seviyorsanız; onlar için olduğu kadar kendiniz için de kurtuluşu hedeflemeli ve özgürlüğü kurmalısınız.” İnsanlığın sesi bastırılmıştır ona göre. Bu yüzden hayatı boyunca adalet ve eşitlik için mücadele etmemiş, sıkıştırılmış bu kitleyi uyandırmaya çalışır. “Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı; kollarını kavuşturup oturmak ise çok üzücü…” diyen Minevra, “Çocuklarımızın bu yolsuzluk ve zorbalık dolu rejimde büyümesine izin veremeyiz. Buna karşı savaşmalıyız ve ben her şeyimi vermeye hazırım, gerekirse de hayatımı!” diyen Patria, “Belki de bize en yakın şey ölüm; fakat bu beni korkutmuyor, haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz.” diyen Maria Teresa (25 Kasımın sembolü üç kadın) gibi cesur ve kararlıdır Goldman.Hiçbir zaman yaptıklarından da pişman olmaz.

“Eğer hayatımı bir kere daha yaşamak zorunda kalsaydım, tıpkı herkes gibi minnacık ayrıntıları değiştirmeyi dilerdim tabi. Fakat benim önemli eylemlerim ve davranışlarımın hepsi açısından gönül rahatlığıyla söylerim ki, ben bu hayatımı yaşadığım gibi tekrar yaşardım.” diyerek yaşadıklarından taşıdığı gururu paylaşır bizlerle.

Sistemin içindekilerinin, bireyselliğin ve özgürlüğün düşmanı olduklarını korkusuzca haykırmaktan asla geri durmaz. “Kitleler talepleri ve etkileşimlerinde ham, eksik ve tehlikelidirler ve yaltaklanmaya değil; eğitilmeye ihtiyaçları vardır. Onlara hiçbir şey teslim etmemeyi dilerim ama onları bölüp parçalara ayırmak ve onlardan bireyler yaratmak isterim. Kitleler! Kitleler beladır.” Aslında kitlenin hiçbir çeşidini istemez. Yalnızca sevecen, duyarlı, başarılı kadınlar ile dürüst adamlar ister. Bir de dans etmeyi. Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir diye seslenmesi boşuna değildir.

Kadın hakları hareketi bugüne kadar pek çok zinciri kırmıştır. Ama yeterli midir? Hala kadın, Goldman’ın düşlediği özgürlüğe sahip değildir maalesef. Onun yirminci yüzyıl için çizdiği resme bugün yirmi birinci yüzyılda erkek şiddeti ile ölen kadınları da dâhil etmek gerekir. (Dâhil edeceğimiz daha çok şey var oysa.) Aradan geçen onca zamana rağmen değişmeyen bir yazgının içinde çabalamaktadır kadınlar hala. Tarih bize her ezilen sınıfın özgürlüklerini efendilerinden kendi güçleriyle söküp aldıklarını göstermektedir. Bu yüzdendir ki onun felsefesi direnmek ve almak üzerinedir. Bireye ve özgür insanların birleşerek mücadele etme yeteneklerine inanır. “Özgürlüğe ulaşma gücü ne kadar artarsa o kadar özgürlüğe yaklaşılacaktır”. Bir insanın hedefine ulaştığını söylediğinde, bu onun bittiği, gelişiminin o noktada durduğu anlamına gelirken o sürekli devam etme yolunu seçer. Her zaman bir akış ve sürekli gelişme halinde çaba göstermeye devam eder.(Hayatının büyük bir bölümünde gözetim altında olan Goldman, o kadar sık ​​tutuklanır ki, okuyacak hiçbir şeyi olmadan hapiste oturmaktan korktuğu için gittiği her yere bir kitap taşır.)

Kadın ona göre; kendi ayakları üzerinde durarak, kendi sınırlanamaz özgürlüğünde direterek, karşı koymayı öğreninceye dek özgürleşmiş olamayacaktır. Bu yüzden kadının bağımsızlık bildirgesini yayımlar. Tüm kadınların altına imza attıkları kendi kurtuluşları olan bildirgedir bu. Mutlak bir özgürlüktür kadın için istediği. Kendi devrimini yapan, kendi devriminde dans eden kadınlardır özlediği.

Goldman’ın dediği gibi hepimiz özgür oluncaya kadar mücadelemiz bitmeyecek. Bunun için bu kadınları, kararlılıklarını ve cesaretlerini hiç unutmadan; inatla (yaşadığımız her şeye rağmen) kadın dayanışmasını örmeye, seslerimizi yükseltmeye devam etmek zorundayız hepimiz. Tarihi yeniden yazmak için buna mecburuz.

Kadınlar; birlikte cesaret ve kararlılıkla kendi devrimizi yapabilirsek eğer, İŞTE O ZAMAN KENDİ DEVRİMİMİZİN SARHOŞLUĞUNDA DANS EDEBİLİRİZ. Dans edemeyeceksek, bu Goldman’ın dediği gibi bizim devrimimiz olmayacaktır zaten.

Eskiden olduğum kadınları özlüyorum./Âşık olanı, maceracı olanı

 Birlikte kutba gittiğim kadınları özlüyorum/ bana eşlik eden cesareti

 Keşke o kadınlar dönüp kurtarsalar beni. (Ursula Le Guin)   

Kaynaklar:

https://www.lib.berkeley.edu/goldman/

Emma Goldman, Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir, Agora Kitaplığı

Havanur Taflan – edebiyathaber.net (25 Kasım 2020)

Yorum yapın