İlk Adımlar: Nazlı Doğan Özsöz | Hande Emekçi

Temmuz 3, 2026

İlk Adımlar: Nazlı Doğan Özsöz | Hande Emekçi

Söyleşi serimizin bu haftaki konuğu, 2026 Duygu Asena Roman Ödülü sahibi, Alakarga Yayınları’ndan çıkan “Yüreğin Kabarmış” adlı ilk kitabı ile Nazlı Doğan Özsöz.

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?  Kitaplarla ve yazmakla olan ilişkiniz nasıl başladı?

Merhaba, öncelikle teşekkür ediyorum sorular için.

Çocukken okumaya bayılan bir çocuk değildim işin aslı, tek yaptığım şey çok uzun saatler oyun oynamaktı. Lise çağlarında nitelikli dergileri, kitapları ve yayınevlerini bulma çabam sayesinde başladım okumaya. İyi edebiyat dergileri beni iyi kitaplara götürdü haliyle sonra oradaki o zevkli kanalı buldum ve yaşamımın bir parçası haline getirdim. Yazmak da okumanın bir uzantısı gibi beraberinde gelir ya hep, bende de öyle oldu. Kendi kendime bir şeyler karalıyordum, o dönemde de İzmir’de bir sinema kursuna gidiyordum. Oradaki canım hocam bana yetenekli olduğumu söyleyip dramatik yazarlık bölümünü duyup duymadığımı sordu. Tiyatronun oyunculuktan ibaret olduğunu zannediyordum o zamanlar. Bölümün dersleri tam istediğim gibi hem pratik hem tarihsel hem de entelektüel kanallara sahipti. O yıl sınava girdim, kazandım, sonra yazmakla ilişkim bazen zayıflasa da hiç kesilmedi.

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma sürecinde neler yaşadınız?

Kitabı ilk olarak 2020 yılında yazdım, yayınevlerine gönderdim, geri dönüş alamadım. İyi ki de almamışım. Fakat o hikâyeden vazgeçmemiş olmama daha da çok seviniyorum şimdi. Bazı metinler tekrar tekrar çalışıldığında daha iyi sonuçlar doğabiliyor. Yeniden çalışmak için Irmak Zileli’nin roman yazma atölyesine katıldım, o dönemde kendisinin kitaplarını henüz okumuş ve çok etkilenmiştim. Onunla birlikte romanın fikrini, inşasını yeniden gözden geçirdim. Yeni baştan yazmak için de Irmak’la birebir çalışma yapmaya başladık, yaklaşık 6 ay içerisinde de bitirdim.

Fikir eve bakma itkisiyle doğdu aslında. Kendimi anlama arzusuyla yol çıktığım bir dönemde, büyüdüğüm evdeki dinamikleri anlamanın bana iyi geleceğini sezdim. Sanırım bir şeyleri halletmem, her yönüyle anlamam gereken bir dönemdi. Ev de eril zihniyet karşısında yüreği kabaran kadınlardan ibaretti işte… Hal böyle olunca kurmacanın motoru bunun üzerinden çalıştı. Aklımda evdeki eril gücün yani babanın bedeninin başında duran anne ve kız bir tablo gibi canlıydı. Ayrıca bu kız kalp ameliyatı geçirsin istiyordum. Yürek/kalp metaforu da biraz buradan beslendi aslında.

Kitabınızı tamamladıktan sonra yayınevi bulma süreciniz nasıl geçti? Kitabınızı basmaya karar veren yayıneviyle yaşadığınız süreç nasıldı?

2023’ün Haziran’ında roman bitti ve beğendiğim tüm yayınevlerine belirli aralıklarla dosyamı yolladım. Neredeyse tam iki yıl boyunca bunu yapmayı sürdürdüm, onlarca yayınevinin hiçbirinden olumlu yanıt alamadım hatta çoğu yerden yanıt dahi alamadım. Çok yıpratıcıydı benim için. Vazgeçmiştim artık dosyadan, birkaç aydır hiçbir yere göndermiyordum. Yazmakla ilişkim de zedelenmişti. Derken bir gün Irmak Zileli aradı ve Alakarga yayınevine yollayıp yollamadığımı sordu, yollamamıştım. Hadi bir burayı da deneyelim dedi. Hiçbir beklentim olmadan dosyayı gönderdim 2-3 gün içerisinde olumlu dönüş yapıldı, aynı hafta sözleşmemizi imzalamıştık. Şairin dediği gibi iyi şeyler yine birdenbire olmuştu.

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz? Kitapta sizi en çok etkileyen bölüm hangisi?

Yüreğin Kabarmış Defne ve annesi Nefin’in, evin babası Yahya’nın yerde yatan bedeninin yanında durdukları birkaç saniyelik bir anda başlıyor, Defne’nin gözünden bilinç akışı yöntemiyle çeşitli zaman ve mekânlara sıçrayıp romanın sonunda yeniden o ana dönüyor. Bir çember çiziyor yani. Bu sıçrayışlarda Defne’nin yalnız bırakılmışlığının öyküsünü aile kavramı üzerinden okuyoruz diyebilirim.

Yazarken beni duygusal olarak en çok zorlayan bölüm hastane ve ameliyat sahneleriydi sanırım. Gerçi Defne’nin çocukluk anılarındaki o yalnızlık duygusunun da zaman zaman zorladığını söyleyebilirim.

İlk kitabı yayımlamanın en büyük heyecanı ve en büyük zorluğu neydi? Kitabınız yayımlandıktan sonra aldığınız tepkiler nasıldı?

Bence en büyük zorluk yayımlanana kadarki süreçti. Yıllar süren bekleyiş yıldırıcıydı sahiden. Yayımlandıktan sonra okuyanlardan hep birbirine benzer dönüşler aldım ve bu dönüşler genelde tanıdık bir çocuklukta ortaklaştırdı hepimizi. Sanırım aynı coğrafyada yaşamanın beraberinde getirdiği o ortaklıktan bahsediyoruz. Benzer şeyleri yaşamış olmanın hem ağır hem de hafifleten yanı. Herkesin bir ihmal, istismar hikâyesi var ya da herkes bir eril iktidar figüründen, kadını da kendisine benzeten tarafından şikâyetçi. Milyonlarca anne-kız, baba-kız hikâyesi olsa da hep aynı yerlerden kanayan o benzerlik ve gerçeklik duygusuydu beni sarsan.

 İlk kitabınızı yayımladıktan sonra yazarlık konusunda düşünceleriniz değişti mi?

Değişmedi aslına bakarsanız ama belki genişledi diyebilirim. Hikâyem birilerinin kütüphanesine sızıp da onlarda bir karşılık bulunca, ne bileyim yaşamaya başladı sanki. Bana dair olan, bize dair oldu. O nedenle sorumluluğu da arttı. Ama bir yük gibi hissetmiyorum bu sorumluluğu, sahiplendiğim ve keyif aldığım bir şey oldu.

Yeni bir kitap için çalışmalarınızı sürdürüyor musunuz? Henüz kitabı yayımlanmamış yazarlara tavsiyeleriniz neler olur?

Evet, yeni kitap çalışmam var hali hazırda, fakat henüz yalnızca okuma yaptığım ve not aldığım bir aşamadayım. Yolum var yani.

Tavsiye verebilecek bir noktada görmüyorum kendimi ama şunları söyleyebilirim belki; her şeye ulaşmanın zor olduğu bu dönemde vazgeçmek bir çözüm değil. Tırmalamak, tüm kapıları zorlamak ve dirençli olmak gerekiyor. Büyük yayınevlerine ulaşmak zor olabiliyor, butik ama nitelikli kitaplar basan yayınevleri başlangıç açısından güzel kapılar aralayabilir.

Yorum yapın