
Yaz,
dereleri, çayları,
gölleri,
ırmakları…
Buharlaştırırken.
Yolumuz
tatil beldesine sapar sapmaz,
sağa çekiyorsun arabayı hemen.
Mola veriyoruz,
hiç gereği yokken.
Oysa.
Ne çişimiz gelmiş,
ne susamışız.
Ne karnımız aç,
ne canımız çay istiyor.
Ne de,
uykusamışız.
Hele ki bu kadar yaklaşmış,
neredeyse kıyıya
varmışız.
Çıkıyoruz arabanın
klimatik serinliğinden.
Diyorum ki
içimden…
Bu ne şimdi bu?
Hiç gereği yokken…
Sıcak, iyotlu bir yel yalıyor yüzümüzü.
Güneş tam tepede.
Ortalık katıksız bir
cehennem.
Bulunduğumuz yerin sağından,
kurumuş bir dere yatağından.
Ah!
diyerek,
yazık!
Nasıl da deli akardı
o zaman!
Enlemesine
yürüyoruz.
Yazıklanmamıza kapılıp.
Sen ve ben.
Mat beyaz kumların
üzerinden.
İrili ufaklı,
yuvarlak hatlı,
gri,
taşların
aralarından.
Geçmiş baharların,
ve gelecek.
Acaba?
Coşkun akan su yollarından.
Her tarafımız yapış yapış terden.
Hiç gereği yokken.
Hani o tatilimizde…
Kaç yıl oldu acaba!
Yine burada,
karşıya geçemediğimiz,
korktuğumuz…
Delice akan o suyun,
şimdiki
yokluğu üzerinden.
Yürüyoruz.
Taşların arasında dolana dolana,
kumları ayaklarımızla
tozutarak..
Bu kez ulaşıyoruz,
olmayan derenin
öte yakasına.
Sonra bir an durup,
bana dönüyor,
hadi, diyorsun.
Gözlerinle,
yamaçlarında dumanı hâlâ
tüten,
yanık dağları
gösteriyorsun.
Hep merak etmiştik ya,
manzarayı..
O kocaman incinin,
nasıl göründüğünü.
Zirveden.
Belki de,
sırf bu yüzden.
Karşı koyamıyorum sana.
Hiç gereği yokken.
Yanmış ormanın içinden.
Kararmış ağaç ölülerinin arasından,
küle dönmüş topraktan,
ilerliyor,
tırmanıyoruz yükseklere.
Elele.
Sen ve ben.
Ah!
diyerek,
yazık!
Yeni yanmış galiba bu tepeler.
Tırmanıyoruz.
Geçen gelişimizde…
Beş sene olmuş mudur?
İçine giremediğimiz,
geçit vermeyen,
sık, yemyeşil ormanların,
yokluğu içinden.
Sadece ayak seslerimiz…
Ürktüğümüz yabani hayvanların,
kaybolmuş izlerinden.
Hiç gereği yokken.
Bakıyoruz en tepeden.
Kumsala.
Kalacağımız tesis nefis görünüyor.
Denize sıfır.
Açık bir midye kabuğu,
içerisinde
bembeyaz
incisi.
Otelimizin,
-seyahat acentesindeki
görevlinin,
büyük bir gururla,
söylediği gibi-
modern,
aynı zamanda
doğayla son derece uyumlu,
harika,
muazzam mimarisi.
Küle bulanmış üstümüz başımız.
Toz toprak içinde.
Saçımız, elimiz, ayaklarımız.
Parmağındaki külü,
burnumun ucuna sürüyorsun.
Hikayemize başlık,
burası acayip sıcak,
daha ilk günden
yandık,
diyorsun.
Gülüşüyoruz.
Hadi bakalım!
Bir selfi.
Storilik.
Sevimli.
Komik.
Bir de müthiş sahil manzarası.
İçinde şık otelimiz.
Panaromik.
Güçlü bir rüzgar esiyor birden.
Gözümüze, genzimize kaçıyor
ayaklanan gri küller.
Öksürüyoruz.
Yaş geliyor
gözlerimizden.
O da nesi!
Kadraja yanık bir ağaç girmiş.
Onca özene rağmen.
Canımız sıkılıyor.
Hiç gereği yokken.

















