Masthead header

Çaykovski’den keman konçertosu | Uğur Ersöz

Dünya sanatına nice büyük besteciler, yazarlar, yönetmenler ve ressamlar kazandırmış olan Rus Sanatından Kaliteli ve hiçbir zaman ölmeyen müzik konusunda da Romantik dönemin en önemli bestecilerinden Pyotr İlyiç Çaykovski’yi sayabiliriz.

Edebiyatta Tolstoy, resimde Kandinsky, sinemada Tarkovsky ilk akla gelen isimlerden sayabiliyorsak klasik müzikte de en az bu saydıklarımız kadar Çaykovski de bestelediği baleler, konçertolar, senfonilerle ölümsüzleşen Rus sanatçılardandır. 53 yıllık hayatında toplamda yedi senfoni, iki opera, üç bale, üçü piyano biri keman olmak üzere dört konçerto üç yaylı dördül ve çeşitli oda müziği eserleri arasında en tanınmışlardan biri olan Keman konçertosu D major Op.35’tir.

Çaykovski’nin 1878 baharında İsviçre’de Cenevre gölü kıyısındaki Clarens’de hiç görmediği mektup arkadaşı olan maddi destekçisi Nadejda von Meck’in davetlisi olduğu günlerde yazdığı ve 11 Nisan günü tamamladığı Keman Konçertosu’nun kaderi de üç yıl önceki piyano konçertosununki gibi oldu…

Besteci, Antonina Milyukova ile sadece üç ay süren evliliğinden kurtuluşu Avrupa’ya kaçmakla bulmuş, ruhsal dengesine yeniden kavuşmuştu. Bu arada genç Rus kemancı Joseph Kotek’in sürekli isteği üzerine bir keman konçertosu üzerinde çalışmaya başlamış, ünlü Joseph Joachim’in öğrencisi olan bu virtüözün de teknik yardımıyla süregelen çalışmalarını 19 Mart tarihli mektubunda von Meck’e şöyle anlatmıştı: “…Birinci bölüm bitti, yarın ikinciye başlıyorum. Havamdayım ve bu rahatlıkla, zamanın nasıl geçtiğini fark etmeden kolayca çalışabiliyorum.

25 gün içinde tamamlanan eserin ilk yorumu için üç yıl gerekti: 1875’teki keman ve orkestra için Melankolik Serenad’da olduğu gibi bu konçertoyu da Leopold Auer’e (1845-1930) ithaf eden besteciyi, ünlü virtüöz ve keman öğretmeni şu sözlerle reddediyordu: “Dostum, eseri keman için tekrar düzenledikten sonra getirin; onu bu haliyle kimse çalamaz.” Konçerto ancak üç yıl sonra Viyana’da çalınabildi. 4 Aralık 1881’de Hans Richter yönetimindeki orkestra eşliğinde filarmoni konserlerinde seslendirdiği esere tepki büyük oldu. Konserin provasında, sadece yazım hataları düzeltilebilmiş, konçerto doğru dürüst çalınmamıştı bile. Bu nedenle orkestra tüm partisini ancak duyulabilir gibi, pianissimo (çok hafif sesle, çok yavaş) yorumlamış; solist alkışlanmış ama eser yuhalanmıştı.

Zamanın en acı dilli eleştirmenlerinden olan Eduard Hanslick’in yazısında şu satırlar da vardı: “Çaykovski pek sık rastlanan bir yetenek değil; O, tanıdığımız eserlerine göre zevksizliği ve zorlama deha gösterisiyle, orijinallikle kabalığın, mutlu esinle sonsuz ukalalığın garip bir birleşimiydi. Bu keman konçertosu da öyle! Ayrıca keman da çalınmadı, yolundu, morarıncaya kadar pataklandı. Tüyler ürperten bu güçlükleri falsosuz çalabilecek kahraman var mıdır bilinmez ama, kemancı Brodsky, bizden az olmamak üzere bu işkenceye katlandı… Slav hüzünlü adagio bizi biraz sevindirir gibi geliştiyse de, yabani ve adi çehrelerin görüldüğü, kaba küfürlerin duyulduğu finalde, hatta bu yabanilerin kafayı çektikleri ispirtonun kokusunun burnumuza geldiğini hissettik. Ressam F. Vischer’in dediği gibi, böylece ilk kez, koktuğu işitilen müzik parçalarının da var olabileceğini acıyla düşünebileceğiz…” Wagner ve Bruckner’i de sert yazılarıyla hırpalayan Hanslick, böylece müzik tarihinin, belki de en çirkin eleştirisinin sahibi olmuştu…

Brodsky’nin cesursa çalmayı sürdürdüğü konçerto, önce Londra’da, sonra da Avrupa’nın diğer kentlerinde fazlasıyla başarı kazandı. Hatta sonunda Leopold Auer de eseri beğenerek repertuarına aldı ve başlıca savunucuları arasına katıldı.

Toplamda üç bölümden oluşan bu eser aslında bize en tanınmış bölümünü 6.dakikadan itibaren duyurmaya başlıyor ve tüyleri diken diken ediyor hem solo hem de orkestral yorumunda. Yaylı çalgılar ana temayı her tekrar edişinde dinleyeni o kadar heyecanlandırıyor ki; bir kere dinlemek katiyen yetmiyor insana. Aradan onlarca yıl geçse de aynı heyecanla çalınıyor ve dinleniyorsa o eserin ölümsüzlüğü Çaykovski’nin Keman Konçertosu’ndaki gibi bizi her defasında çok yoğun bir şekilde  etkileyip ve sonunda da insana “Vay bee” dedirtebiliyor.

Uğur Ersöz – edebiyathaber.net (25 Aralık 2013)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r