Masthead header

Büşra Ersanlı’dan “Kitaplarla Dayanışma”: Kadın Olmak ve Uzak Doğu’m

2000'lerin başından beri Türkiye'de kadın hareketi içinde aktif olmama rağmen Zeynep Oral'ın "Kadın Olmak"ını neden daha önce okumadım? Üstelik Zeynep de hep yakınımdaydı. Cevabı basit aslında henüz toplumsal cinsiyeti bilinçli bir biçimde öne çıkarmamıştım.

Kadın Olmak çok basit bir söz gibi, zaten kadının rolleri de belli, çocuk bakmak, yemek yapmak, yaşlı-hasta bakmak, gerektiğinde "bey"ine mali destek için çalışmak…

1980'lerde meseleye bu şekilde yaklaşan kadın sayısı eminim bugünkünden hayli fazlaydı.

Zeynep Oral kitabını 1985'de yazdı, yani geleneksel kadın algısının daha yaygın olduğu bir dönemde! 1990'larda ve 2000'lerde kadın örgütleri, kadınların sosyal ve siyasal özgürlük mücadelesi büyük artış gösterdi; nitelik olarak da çeşitlendi, uzmanlaştı.

Kadın olma hakkı bir büyük konferans katılımı aracılığıyla  tüm karmaşıklığı, tüm sorunlarıyla yansıyor bu kitapta henüz bu gelişmeler tam anlamıyla olmadan.

Zeynep Oral için de, Türkiye'deki kadınlar için de bir tanıklık ve aynı zamanda bir kavrayış süreci. Hem bu açıdan hem de 1985 Nairobi Dünya Kadın Konferansı'nı baştan sona izleyerek ortadaki her sorun başlığını 15 bin kadının katılım sürecinden geçirerek sunabilen bir kitap olması açısından önemli Kadın Olmak.

2000'lerin başından beri Türkiye'de kadın hareketi içinde aktif olmama rağmen ben bu kitabı neden daha önce okumadım?

Üstelik Zeynep de hep yakınımdaydı, üstelik Nairobi'ye, Pekin'e gittiğini de biliyordum; toplantıların önemini de….

Cevabı basit aslında henüz toplumsal cinsiyeti bilinçli bir biçimde öne çıkarmamıştım. Bir yandan erkeklerin üstünlük alanlarına çevremde pek izin vermemeye çalışıyordum ama bu konuda bilgilenmeye geçememiştim.

Bir yandan da 1980'ler boyunca doktora tez araştırmam için de yurt içi ve yurt dışı kütüphanelere, okumalara yetişmeye çalışıyordum. Sonra 1990'larda Orta Asya ve Kafkasya'ya kayan araştırmalar ve kitapların derlenmesi…

Zamanın akıp gitmesiyle sadece araştırmalara yönelik okumalara izin veren hayli bozuk gözlerim. Şimdi bir kadın rehine olarak Bakırköy Kadın Cezaevinde okuyamadıklarımı okuyabiliyorum.

Ve hep Zeynep'i düşünüyorum. Yirmili yaşlarının daha başlarında Paris'te gazetecilik okuyup döndüğünden beri hep çalıştığını, çok çalıştığını ve hala çalıştığını.

Güzel, zarif, coşkulu gazeteci ablam Zeynep Oral, ablalarımın yakın arkadaşı. Bir yıl Milliyet'te Altan Öymen ile araştırmacı olarak çalıştığım sırada  Zeynep Oral, Milliyet Sanat'ı çıkartıyordu. Ben 1983'te İngiltere'de öğretim görevlisi olarak ve tez çalışmalarıma başlamıştım.

Zeynep ise durmak bilmeyen enerjisini 1980'lerin ortasında Nairobi/Kenya üzerinden tüm kitaba taşıyordu.

Tüm konu başlıklarını (savaş, şiddet, yoksulluk, görülmeyen emek, göç, ucuz hizmet vs. vs.) önceki ve o günkü bilgilerle kitaba yedirmiş Zeynep, sade, samimi ve coşkulu insanlara has bir uslüpla bilgi ve bulguları araştırarak, uygun noktalara yerleştirmiş. [Yaşanan konuların etraflı anlatımı bana araştırılan konuların etraflı anlatımından daha zor gelir. Bu da herhalde gazetecilikle akademisyenlik arasındaki bir fark.]

Kadınlarla ilgili sorunlara, konulara örgütlenmelere ve toplantılara ufak bir sırıtmayla tepki veren tüm erkeklerin ve onların egemen dünyasından kopamayan kadınların kısa, keskin, hafif ve yayvan bu sırıtmasını doğal bir anlatımla kırabilmiş Zeynep Oral.

Hatta yer yer dondurabilmiş açlığın, yoksulluğun, militarizmin, Latin Amerika kayıplarının (faili meçhullarinin), göçün tahribatının, savaşın kadını araçsallaştırmasının tüm canlı örneklerini aktararak.

Bu tarihi konferansı canlı canlı yansıtmak tüm dünyadaki eksik, kavruk bir siyasi temsile sahip tüm ülkelere, hükümetlere ciddi bir kınama içeriyor.

Zeynep Oral kitaba en son 2008'de eklemeler yapılmış ki bunlar kitap boyunca da yer yer işaret edilen Türkiye bilgileri: Hem temsildeki ve bazı yasal gelişmelere işaret ediliyor hem de kötüleşen durumlara.

Örneğin istihdam oranındaki azalmaya ve kadına yönelik şiddetin artmasına. Türkiye'yi ele almadan önce Pekin ve New York Konferansları hakkında da bilgilendirme yapılıyor.

Kadın Olmak kitabı daima güncellenecek bir kitap, N.Ç. Davası'ndan sonra ve onun gibi adaletsizlik noktasında sembol olmuş birçok olaydan sonra.

Bir de belki 1930'larda geliştirilen kız çocuklara yönelik eğitim  projelerinin izini sürmek Türkiye'deki eğitim amaçlarını daha derinden eleştirel ele almayı da gerektirebilir. Dersim olayı gibi…

Kadınların, kız çocuklarının, her siyasi, ideolojik çatışmalar içinde araçsallaştırıldıkları daha da belirginleşir. Asla kaçamıyacağımız durumlar var ve Türkiye ancak evrensel'in içinde bu tabloyu kavrayabilir.

Gene Zeynep Oral'ın Uzak Doğu'm kitabı tutkuyla yazılmış, aşkla gezen ve gezdiren ama çoğu yerinde Kadın Olmak'ın ana konularıyla bağlı; yani savaşla, yoksullukla, kadın ticaretiyle ve kadının hem emekle yaşatıp hem de kendini kurban verdiği geleneklerle.

Kadın Olmak kitabından çok sonra yazılmış. Yönlendirmeyen yanı, doğal anlatımı aynı derecede güçlü: duygulu, meraklı sade bir gezgin, sanat edebiyat bağlantılarıyla bilmediğim bir dünyayı yaşatabildi.

Aynı zamanda çocuksu bir yanı da var, savaştan kaçmaya çalışırken hep yakalanan…

İki kitabın en güçlü ortak konusu militarizmin, savaş ekonomisinin dünyanın büyük çoğunluğunu başta kadınlar olmak üzere nasıl tahrip ettiğidir.

Bu gerçekliği güzelliklerle defetmeye çalışan bir iyimserlik – ki hepimizin buna çok ihtiyacı var, kitaptaki anlatımı Hiroşima'dan Kyoto'ya taşımış. Ne var ki bu güzel şehirde geyşa'nın ( geiko= güzel sanatların çocukları) ensesinin erotizmin donuk noktasına işaret edişi bizi Nairobi'ye geri götürüyor gene.

Yani kadın yine, yeniden inceltilmiş "sanatlaştırılmış" da olsa çok pahalı bir hizmet alanından çıkamıyor ve daima nesne olarak bırakılmak isteniyor.

Bu durum da siyasi temsil noktasındaki büyük eksikliği yani kadının zekasının, yaratıcılığının, analiz ve karar gücünün katkısının ne denli kenara itilmiş olduğunu gösteriyor.

Bir yandan Vietkong'un yarattığı tünel ülke, bir yandan Vietnam'daki "edebiyat tapınağı", bu ülkede yapılan işlere, uzmanlaşmalara göre insanların isim değiştirme geleneği…hepsi yanyana.

Öğrenci olaylarından korkulduğu için  iki yıl boyunca kapalı tutulmuş ünüversitelerin ülkesi… Bu ülke Myanmar (Burma).

Yine çocuk fahişeler sektörünün "gelişmişliğiyle" Bangkog. En önemlisi de tapınaklarla dolu bu ülkelerde tüm inançları yerine getirmek için en çok gelenek hizmeti sunan kadınların tapınaklara girişlerini kısıtlayan kurallar: hamile olmak, aybaşı olmak, kocası yeni olmüş olmak gibi.

Kadın Olmak kitabına sürekli dönüş gerekecek, gerekiyor… Kadınlar hala savaş aracı olarak kullanılıyor, her türlü pazarlık için rehin alınıyor, şiddete uğruyor ve sürülüyor.

Yazan: Büşra Ersanlı, bianet (02 Nisan 2012)

Büşra ERSANLI iletisim@busraersanli.com

Ç o k   O k u n a n l a r