Masthead header

Asuman Portakal’a 4 soru | Mehmet Özçataloğlu

1. Neden çocuklar için yazıyorsunuz?

Renklerle oynamayı seven biri olarak kelimelerin de birer renk olduğuna inandığım, dünyayı çocuk gözüyle görmeyi ve çocukları sevdiğim için yazıyorum. Yetişkinlerin fazlasıyla karmaşık dünyasındaki yorgunluklara iyi geliyor onlara yazıp çizmek. Umudumu diri tutuyor.

“Dünyayı çocuk gözüyle görmeyi özleyen serçe yüreğimin çırpınışıdır resim. Aklımın ve yüreğimin, boyaya bulanıp renklere, nakışlara bürünmüş isyanıdır.”

Henüz çocuklar için üretmediğim yıllarda, ilk resim sergimin davetiyesine yazdığım bu iki cümle sadece resim değil, çocuk yazını alanındaki yolculuğumu da açıklıyor.

“Çocuklar için yazamazsınız. Fazlasıyla karmaşıktır onlar. Sadece ilgilerini çeken kitaplar yazabilirsiniz.”

Dünyaca ünlü Amerikalı yazar ve ressam Maurice Sendak’ın bu cümlesi kalem oynattığımız alanın ne kadar zorlu olduğunu gösteriyor. Olumlu ve olumsuz yanlarıyla çağımızın ruhunu, karmaşasını, ritmini hızla yakalayan bir okur kitlesine yazıyoruz. Onların ilgisini çekecek kitaplar yazmak için çok yaratıcı olmak gerekiyor. Bu da kesintisiz öğrenme, yaratıcılığımızı geliştirme ve araştırma sürecinde olmayı zorunlu kılıyor. Benim için sürekli oyunda kalma ve oyun kurma hâli bu, heyecan verici.

Çoğu zaman Fernando Pessoa’nın “Hissetmek ne renktir acaba?” cümlesinin peşine düşerim. Şimdiye kadar hiç bilinmeyen bir renk yaratmak olası mıdır? Sanat yolculuğunda her şeyin mümkün olduğuna inanan biri olarak, yeni renkler arayışında gerekli olan malzemenin çocuk yazınında da gizlendiğine inandığım için yazıyorum.

2. Okuduğunuz ilk çocuk kitabı hangisiydi? Siz de ne gibi izler bıraktı?

Okuduğum ilk çocuk kitabını hatırlamıyorum. Jules Verne’nin kitaplarını severek okurdum. Çizgi romanlara bayılırdım. Teksas, Tommiks, Tenten, Redkit bana hem okumayı hem resim çizmeyi sevdirdi. Ayşegül serisine, özellikle Marcel Marlier’in resimlerine hayrandım. Ferenc Molnar’ın Pal Sokağı Çocukları romanı beni çok etkilemişti. Renklerin, çizgilerin ve kelimelerin büyülü dünyasında dolaşan bir çocuk için, Jerzy Kosinski’nin Boyalı Kuş romanını okumak çok sarsıcıydı. Erken yaşta okuduğum bu romanın etkisinden uzun süre kurtulamadım. Savaşın acımasızlığını kimsesiz bir çocuğun gözünden anlatan bu kitabı lise yıllarında tekrar okudum ve aynı duyguları yeniden yaşadım.

3. Bu kitabı keşke ben yazsaydım dediğiniz kitap oldu mu?

Gogol, Dostoyevski, Franz Kafka, Edgar Allan Poe, Jack London, J.D. Salinger, Italo Calvino, Marguerite Yourcenar, Yaşar Kemal, Sait Faik, Oğuz Atay, Ece Ayhan, Gülten Akın sevdiğim sanatçıların başında geliyor. Dünya edebiyatına Holden Caulfield gibi bir karakter armağan eden J.D. Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklarromanı ise unutamadığım kitaplardandır. Bulunduğu çevrenin sahte dünyasıyla uyuşamayan bir ergenin yaşadığı sorunlarla baş edememesi yüzünden çöküşünü anlatan sarsıcı bir roman.

Çocuk edebiyatı alanında ise, Asa Lind’in Kumkurdu, Rene Goscinny’nin Pıtırcık serisi, Lewis Carroll’ın Alice Harikalar Diyarında romanı, Michael Ende, Evgene Trivizas ve Patrick Ness’in kitapları her zaman elimin altındadır.

Resim sanatıyla da ilgili olduğum için resimli kitapları ve ressam yazarları da takip ediyorum. Chris Van Allsburg, Shaun Tan, Maurice Sendak, Eric Carle, Felicita Sala sevdiğim sanatçılardır.

Sevgi ve hayranlık duyduğum yazarların yapıtları için “Keşke ben yazsaydım!” demek yerine onlardan öğrenmeyi yeğlerim.

4. Çocuklara yönelik kitaplardan en son hangisini okudunuz? Kitapla ilgili düşüncelerinizi kısaca belirtebilir misiniz?

Henüz ülkemizde yayımlanmayan Keller Donner’ın resimli kitabı The Day the Lines Changed (Çizgilerin Değiştiği Gün), isimli yapıtını beğeniyle okudum. Sanatçı, Covid-19 hastalığını ve dünyaca yaşanan salgının neden olduğu zorlu süreci “Koronavirüs” ya da “Pandemi” kelimelerini kullanmadan anlatmış. Yeşil bir çizginin yaşamı üzerinden kurgulanan hikâye “Yeşil çizgi mutlu bir çizgiydi.” cümlesiyle başlıyor. Keller Donner, ürkütücü ve karmaşık bir konuyu kısa ve umut dolu cümleler eşliğinde etkili kolaj resimlerle çocukların ilgiyle okuyabileceği bir metne dönüştürmüş.

Stefan Beuse’nin yazdığı ve Sophie Greve’nin resimlediği Ay’daki Keçi ya da Anı Yaşamak kitabını da hikâyeye eşlik eden resimlerin tadını çıkara çıkara okudum.

“Eğer Ay’da yalnız bir keçiyseniz, elinizdekiyle mutlu olmayı bilmeniz gerekiyor. Aksi hâlde, boyundan büyük oluyor hayal kırıklıkları. Öte yandan, telaşlı olmak da hiç yaraşmıyor Ay hayatına. Telaş şimdiye kadar kimsenin işini kolaylaştırmamış ki zaten.”

Beuse’nin bilge keçisi, kapitalist sistemin yumurtladığı “An’ı yaşamak” kavramının aslında “her şeyi tüket!” aldatmacası olduğunu söylerken, küçük şeylerle yaratabileceğimiz mutluluklardan da söz ediyor bize.

“Keçi bilge bir keçi olduğundan, doğru soruları sormanın, anında hazır cevaplara ulaşmaktan çok daha önemli olduğunu elbette biliyordu.”

Stefan Beuse’nin Ay’daki Keçi kitabı sadece hikâyesindeki şiirsellikle değil, güzel resimleriyle de sarıp sarmalıyor okurunu.

edebiyathaber.net (23 Eylül 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r