Masthead header

Semih Gümüş: “Asıl sorun doğru okuma biçimi edinmektir”

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Semih Gümüş’ün Yazar Olabilir miyim? (Yaratıcı Yazarlık Dersleri) adlı yeni kitabı yalnızca yazmak isteyenler için değil, yazmayı iş edinmişler için de kılavuz özelliği taşıyor. Twitter üzerinden gelen bazı soruları da yönelterek kendisiyle kitabı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik:

Yazmaya yeni başlayanlara neler önerirsiniz?

Önce durup neleri nasıl okuduklarını düşünmelerini öneririm. Her şey buradan başlıyor. Yazarların yazarlardan, kitapların kitaplardan çıkacağına kuşkusuzca inanıyorum. İkinci soru da şu: Okuduklarımız kendi seçimimiz mi, yoksa başkalarının önerdiklerini ya da en çok karşılaştıklarımı mı okuyoruz? Bu arada, artık bütünüyle görevci bir anlayışla, okuduklarımın nasıl yazıldığına ve her sözcüğünden nasıl yaralanacağıma bakarak okumalıyım. Okuduklarımızı kendimiz yazıyormuşuz gibi okumak da çok yararlıdır. Elbette asıl sorun doğru bir okuma biçimi edinmektir. Yalnızca hikâyesine bakarak değil, nelerin nasıl yazıldığına bakarak okumak, her zaman öğreticidir. Metnin bütün öğelerini birbirinden soyutlayarak anlamak, sonra o öğeleri bir bütün yapıyı oluşturacak biçimde okumak: doğru okuma biçimi bunu içselleştirmekle olur. Yazmak, bu derin okumanın yanı sıra ilerlemelidir. Bir tür, okuyarak yazma diyebileceğimiz bir yazma eylemi içinde olmaktır bu. Başka türlü olamaz.

Genç yazarların geçmişten koptukça kendileri olacağını savunuyorsunuz. Bu bağlamda sormak isterim: Geçmişi bilmek, ondan kopmaya engel olabilir mi?

Yeterli bir edebiyat kültürüne sahip olduğunuzu düşünüyorsanız, geçmişte yazılanları iyi okuyarak da ondan bağımsız kalabilirsiniz. Ne ki, geçmiş gölgesi öylesine ağır ve güçlü ki, ille de geçmişe dönük tutmak, genç yazarların kendileri olamamasına, geçmişe bağlı kalmasına neden oluyor. Ben bu yüzden yaratıcı yazarın geçmişten kopmasının sakıncası olmadığını düşünüyorum. Kaldı ki, genç bir yazar geçmişten bütün bütüne hiçbir zaman kopamaz, kaygılanmaya gerek yok. O da bu toplumun ve bu edebiyatın parçası.

Hikâye içermeyen anlatıların günümüzde bolca üretilmesini neye bağlıyorsunuz?

Kolaycılığa bağlıyorum. Evet, hikâye yazınsal bir metnin en önemli öğelerinden değildir, ama öteki bütün biçimsel öğeleri ustalıkla kotarılmış bir metnin aynı zamanda merakla okunan bir hikâyesi de olması, onu çok daha güçlü kılar. Merakla okunan, içinde yaşananların değişerek bir yerden başka bir yere gittiği hikâyeler yazmak, ustalık ve çok çalışmayı gerektirir, oysa hikâyeyi umursamamak, işleri düpedüz kolaylaştırır ki, bu tür öykülere ve romanlara daha çok rastlıyoruz.

Öykü ile roman arasındaki ayrımları birkaç cümleye sığdırmak gerekse ne söylersiniz?

Öykü tepeden tırnağa sanattır, başka türlü varolamaz. Roman ancak büyük yaratıcıların elinde sanat oluyor. Öykünün kusursuz olması gerekir ve öyle olmak zorundadır. Yoğunluk; dilin ritmi, sesi gibi içbiçim özellikleri; tek sözcüğün bile eksik ya da fazla olmaması; ayrıntılar üstüne kurulmak gibi özellikler öykünün olmazsa olmazlarıdır. Romanda da aranır bunlar, ama çok az ratlanır.

Süslü cümleler konusundaki yaklaşımınız nedir?

Edebiyatta tahammül edemediklerimin başında süslü cümleler gelir. Ne yazık ki üstesinden gelinmesi zor bir illet bu. Üstelik yalnızca yeni, genç yazararda değil, adı sanı duyulmuş yazarlarda bile rastlanıyor süslü cümlelere ki onlar da edebiyatın cevherini kaybettiklerinde başvuruyorlar bu illete.

“Benden geçti” diyenler için sormak gerekirse, yazmaya başlamanın yaşı var mıdır?

Yaratıcı yazıya başlamanın yaşı hem var, hem yoktur. Erken başlamak yolu alabildiğine açar. Geç başlayanları işi elbette daha zordur. Gelgelelim ben her zaman ve her yaşta iyi metinler yazılacağına inanıyorum. Örnekleri az değildir. Yazarın kendisinde başlayıp bitiyor bu. Edebiyatın özünde ne olup ne olmadığını bilenler, aynı zamanda çok çalışıyorlarsa, geç yaşlarda da çok iyi metinler yazabilir elbette, niçin olmasın.

@symbioticfusion Ne yazmak istediğime, nasıl başlayacağıma karar veremiyorum. Yazar olabilir miyim?

Roman mı, öykü mü, şiir mi, deneme mi, önce buna karar vermelisiniz. Sonra da her şeyin edebiyatın konusu olduğunu unutmamalısınız. İki kişinin karşılıklı bakışmasının da öyküsü yazılır, bir sokağın kokusunun da. Ama önce okumakla başlamalı, nitelikli bir okuma biçimi içinde nelerin nasıl yazıldığını öğrenerek. Sonra da kararlıysanız ve çok çalışıyorsanız, hiç kuşkunuz olmasın ki, yazarsınız.

@Nuray­_Kaçar Yazarlık düşünüyorum ve merakım şu: Deneme yazmak bu yüzyılda ilgi görüyor mu? Roman yazmak kaçınılmaz mıdır?

Neyin ilgi görüp görmediğine bakarak yazmaya karar vermeyin. İlgi görmek istiyorsanız edebiyat bunun yollarını açmaz size, başka şeyler yapmaya çalışın. Siz yalnızca yazın, deneme ya da roman, önemli değil. Kendinize en yakın hangi türü görüorsanız, hangisini seviyorsanız, o türde okumayı yoğunlaştırarak yazın.

@taraskonlu Yazı yazanların yazar olup olmadığını yayınevleri mi belirliyor, piyasa mı? Yazar, eleştirmen ve yaratıcı yazarlık kursları bu sürecin neresinde?

Yazı yazanları yazar olup olmadığını kendileri belirler. Yayınevleri yalnızca kendi yayımlayacaklarını seçer. Piyasa da popüler olanı, popüler edebiyatı ilgilendirir, nitelikli edebiyatla herhangi bir ilişkisi yoktur. Eleştimenler ya da öteki yazarlar da bu süreçte önemli bir yere sahip değildir. Siz yalnızca yazdıklarınızla baş başasınız, başka hiçbir şeyin sizi ilgilendirmemesi gerekir. Yaratıcı yazarlık atölyelerinde yazarlık öğrenilmez, ama orada yazarlığın yolunu yordamını öğrenir, sağlam ipuçları edinir, yanlış bakış açıları ve alışkanlıklar yerine doğru olanları geçirirsiniz. Sonrası size kalır.

Söyleşiyi gerçekleştiren: Emrah Polat – edebiyathaber.net (13 Temmuz 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z