Masthead header

Yola çıkan kendini tanır | Karin Karakaşlı

Müge İplikçi, sürükleyici çocuk kitabı Acayip Bir Deniz Yolculuğu’nda, Antik Çağ teknolojisiyle inşa edilmiş, kürekli, yelkenli Kibele teknesinin Akdeniz yolculuğunu muhteşem ve bir solukta okunan bir serüvene dönüştürmüş.

Okul ve deniz sözcükleri kolay kolay yan yana gelmez. Genelde birbirinin tam zıddı şeyleri çağrıştırırlar. Okul düzen ve kuralsa, deniz istisna ve özgürlüktür. Okul rutinse, deniz tatildir. Okul ciddiyetse deniz kıkır kıkır kahkahadır. Çağrışım listesi böylece uzayıp gider. Ama iyi bir kitap denizden bile daha özgürdür ve işte bu yüzden okulla denizi bir araya getirebilir. Tıpkı Müge İplikçi’nin Acayip Bir Deniz Yolculuğu kitabının yaptığı gibi…

Müge İplikçi, dert edindiği konuları edebiyatın özgürlük boyutunda yepyeni hakikatlere yoğuran ve yaratıcılığıyla hep ama hep şaşırtan bir yazar. Zaten çocuklar da yaratıcılık konusunda çıtaları en yüksek okur kitlesi. Tam bu yüzden İplikçi’nin çocuk edebiyatı da sınırları olmayan, imkansızı tanımayan yapısıyla küçük okurlara ve elbette içindeki çocuk ruha sahip çıkabilmiş yetişkinlere gerçek bir macera vadediyor.

Kibele bütün üniformalara karşı

Acayip Bir Deniz Yolculuğu’nun çıkış noktasında gerçek bir hikaye var. 360 Derece Tarih Araştırmaları Derneği’nin deniz arkeolojisi çalışmalarından biri olan Foça-Marsilya, Tarihe Yolculuk projesi, bu kitabın ilham kaynağı. Kitaptaki kahramanların yanı sıra başrolü paylaşan Kibele, Antik Çağ teknolojisiyle inşa edilmiş, kürekli, yelkenli bir tekne ve onun Akdeniz’e yaptığı yolculuk, Müge İplikçi’nin kaleminde, bir solukta okunan, okuyanı da anında dirilten muhteşem bir serüvene dönüşmüş. Tek yapmanız gereken, kendinizi bırakmak. Her şeyinizle akışa teslim olmak. Sonrasını deniz bilir, ve anlaşılacağı üzere herkesin denizi kendinedir.

Maltepe’deki Ayhan Sayın İlköğretim Okulu’nda sıradan bir okul günü… Çocuklar aşı olacak. Anılarınızı şöyle bir yoklarsanız, okul için sıradan olan bu aşı günlerinin çocuk dünyasındaki travmatik karşılığını mutlaka hemen anımsarsınız. Terli avuçlar, cesur görünme çabası, çığlıklar ve göz yaşı… Eşinin ölümünden sonra denize küsen eski kaptan-yeni servis şoförü Selim Amca, bir minibüs dolusu çocuğu, böyle bir aşı gününde okula götürüyor. Yol boyu çocuklar Kadirbilmez Market’in depolarından çıkan, eski bir savaş teknesinin kopyası, Kibele adlı gemiden bahsediyorlar. Hakkında türlü hikayeler uydurulan bu gemi eşliğinde acı gerçeğin limanına, yani okula gelindiğinde ise, birden tuhaf bir şey oluyor. Çocukların aşı korkusu yüzünden döktükleri gözyaşları sel oluyor ve onları denize ve Kibele’ye kavuşturuyor. İşte bu noktada da her çocuğu kendi gerçeğiyle yüzleştiren yolculuk başlamış oluyor.

Edebiyatını ezber kurallar ve sığ kalıplara karşı sarsılmaz bir temel üzerine kuran İplikçi, düzenin bireyi sindirme denemelerine karşı tavrını, muzip bir dil de kuşanarak bu kitabında da hissettiriyor. Nice maceradan sonra varılan Marsilya limanında memurun eksik belgeleri gerekçe gösterip bir türlü giriş izni vermemesi üzerine, öğrencilerden Ebru memura üzerlerindeki okul üniformasını gösterip kaçak olamayacaklarını belirtiyor. Sonrasına Ebru’nun bizimle paylaştığı sır, düzene kara mizah bir selam niteliğinde: “Bazıları üniformalara pek düşkündür, hatta en zayıf yanlarıdır bu! Bir keresinde dedem söylemişti, dünyanın her yerinde aynıymış bunlar.”

Eski zamanlardan çıkıp gelen ve çocukların eşliğinde Akdeniz yolculuğuna girişen Kibele, iyi ve kötünün, yalan ve doğrunun, yalnızlık ve dayanışmanın çekişmesine tanık oluyor. Kitabın baş kahramanı Kerem, aşı alerjisinden duyduğu korkuyu, Selim Amca denize küskünlüğünü, Ebru ötelenmişliğini, Kadirbilmez öfkesini sınıyor. Okur olarak bizler de içimize yol alsak, bir kendimizle kalsak nelerimizle ödeşiriz onları düşünüyoruz usul usul.

Hayatı iyisi ve kötüsüyle, çıkışı ve inişiyle kucaklamanın erdemini hatırlatan Acayip Bir Deniz Yolculuğu, gemilerin sadece ağlayarak değil, gülmekten katılarak akıtılan yaşlarla da yol alabileceğini müjdeliyor. Tıpkı anlatıcının dediği gibi: “Neşenin herkese iyi geldiğine, bütün tıkanmış yolların onunla açılabileceğine kim inanırdı!”

Ama şişme Zodyak bot Zod’un deli gelip Kerem’le sohbet ettiği bir yolculukta baştan her şeye inanmak gerekir. Ve Zod, denizi ve karayı kıyaslarken aslında tam da hayatı daha akışkan yaşama ihtimalinin o özel doğasından söz eder: “Denizde her şey yuvarlaktır. Deniz karadan farklıdır. Karada her şey çerçevelidir. Ezberdir. Bilinenin aynıdır. Ama denizde her şey bir anda olur. Değişir. Hiçbir şey aynı değildir denizde.”

Keşfetmeye teşvik eden, insanı kendi içindeki eksiklikler ve karanlıklarla şefkatle yüzleştiren Acayip Bir Deniz Yolculuğu, yaz vaktiyle kendinize, çocuklarınıza, minik arkadaşlarınıza ve yetişkin dostlarınıza verebileceğiniz en özel hediyelerden biri. Sedat Girgin’in özenli çizimleri ve özgün tasarımıyla hayal gücünü kamçılayan kitap, Günışığı Kitaplığı’nın bildik kalitesini yansıtıyor bir kez daha.

Acayip Bir Deniz Yolculuğu’nu okudukça görülecek şeylerden biri de kimsenin yolculuğunun diğerine benzemediği gerçeği. Herkes macerasını başka türlü sürdürecek o denizde. Ve mutlaka bu kitap eşliğinde kendisine ait, bugüne dair hiç paylaşmadığı bir hikayeyi anlatacak sonunda. Meğer en acayip yolculuk da buymuş… O fırtınalı benlik okyanusunda girişilen zorlu rota, pusula olarak ruhlarını belleyenlerin atlatabilecekleri zorluklarla dolu. Olsun varsın, her zorluk kendi çocuksu, keyifli ödülünü de getirecek. Ve en önemlisi insana o çok ihmal edilmiş, hor görülmüş kendisini geri verecek. Daha ne olsun?..

Karin Karakaşlı – Sabah Kitap (20 Temmuz 2012)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r