Masthead header

Yere düşen kitap | Havanur Taflan

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum diyerek yazdı kitabını. Susturamadığı sesinin sonucuydu bu. 1960’ların insanı Esther’in (kendisini aslında) üzerinden günümüz kadınlarının, belki de erkeklerinin ortak sıkıntılarını anlattı hikâyesinde.

Kimlik arayışı peşinde ürkütücü bir yola giren duyarlı ve hevesli bir genç kadının üniversite yıllarını, erkeklerle ilişkilerini, yaşadığı çöküşü, intihar girişimlerini ve gördüğü psikolojik tedavilerini mizahi bakış açısını unutmadan (onda olmayan tek şey) içtenlikle işlediği bu hikâyede kendi vardı aslında.

Kadının yaşadığı dünyayı cam bir fanusa benzeterek bütün meseleyi özetledi Plath. Kadınları anlamayan erkeklerin yaratığı travmalar vardı hikâyesinde. (Onun hayatında da babasının ve kocasının yaptığı.) Hapsolmuş bir yaşam, gelgitler, başarıya ulaşmak uğruna göze aldıkları, alabildikleri çevresiyle olan uçurumları vardı Sırça Fanus’ta. Aslında tüm kadınlar vardı. Herkesin itiraf edemediği anlaşılamamaktan kaynaklı yalnızlığı, tüm kadınların bir o kadar görünür bir o kadar görünmeyen yaşamları vardı.

“Bir insan topluluğuyla konuşmaktan nefret ederim. Bir toplulukla konuşurken her zaman içlerinden bir tanesini seçip sözlerimi ona yöneltirim. Ve konuştuğum sürece, ötekilerinde, gizliden gizliden bana bakıp hakları olmadan dinledikleri duygusuna kapılırım. Nefret ettiğim bir şey daha varsa oda insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup ‘iyiyim’ demenizi beklemeleridir.” Oysa o hiç bir zaman iyi hissetmedi kendini.

Ne kadar da bana benziyor dedi kadın. Alışkanlığıydı kitaba başlamadan arkasını okumak. Kendisini bir türlü okumaya veremedi. Bugün tarif edemediği bir huzursuzluk vardı içinde. Işığı söndürmek için yatağından doğruldu. Bir türlü uyuyamadı dönüp durdu yatakta. Uyumalıydı yarın çok erken kalkması gerekti. Ama direniyordu beyni uyumamak için. Başucundaki saate baktı, saat üçtü. Evin sessizliğini, dışarıdaki gürültüler bozdu birden. Doğruldu, kocasına baktı, öyle yayılmış, hiçbir şeyden habersiz nasılda uyuyor diye geçirdi içinden. Hava çok sıcaktı. Evin tüm pencerelerinin açık olmasına rağmen bir esinti bile yoktu içeride. Tüm bunları düşünürken dışarıdan gelen seslere daha da kulak kabarttı. Adamın biri öfkeyle bağırıyordu:

“Çık git evden…”

Çok cılız bir kadın sesi. Konuşup konuşmamak arasındaki sesle “Ne olur…” diye yalvarıyordu.

Balkona doğru yöneldi. Yüreği öyle tarifsiz bir acıyla ağırlaşmıştı ki zor yürüdü balkona kadar.

Gecenin  sessizliğinde alkollü bir adamın küfür dolu sözleri, kapıların çarpma sesleri, korkmuş bir kadının cılız sesinin ağırlığı…

“Zavallı kadın” dedi içinden. “Hadi çık o fanustan çık”.

Bağrışmalar sürüp giderken, sokaktaki hiçbir pencerenin kıpırdamadığını gördü. Tüm bu umarsızlığa öfkelendi. Sokak çaresiz bir kadının yakarışlarıyla doldu gene. Ne acı yüklüydü sesi. Çaresizliğin verdiği kederle yüklüydü. Kapının dışına mı atılmıştı?.. Kadının ağlama sesi daha da yakından duyulur olmuştu çünkü. Balkondan hiçbir şey göremiyordu. Bir radyo piyesi gibi dinliyordu tüm olanları. Ne yapsam polisi mi arasam diye düşündü. Adamı bir güzel dövmeli diye geçirdi içinden. Salondaki telefonun yanına gitti. Fakat birden sesler kesildi. Besbelli adam sızmıştı. Kadın birkaç saat rahat edecek diye düşündü. Yatak odasına yöneldi. Sonra vazgeçti tekrar balkona çıktı. Gecenin sabaha dönüşündeki o aydınlatıcı yüzüne rağmen içindeki huzursuzluk öyle ağırlaşmıştı ki. Sandalyeye oturdu gözlerini kapadı.

Bir adam sobalı bir ev, bir kadın…  Adam kadına bağırıyor. Saçlarından sürüklüyor kadının. Bir köşede bir çocuk korkuyla kulaklarını tıkamış onlara bakıyor. Kadın seninle evlendiğim güne lanet olsun diye ağlarken, adam dinmeyen öfkeyle vurmaya devam ediyor. Daha dikkatle baktı onlara, kimdi bunlar nereden gelmişlerdi gözünün önüne. Kadın “Annem bu” dedi, dikkatli bakınca ona. Adama baktı… “Babam…”

Kafasını çevirdi korkudan dili tutulmuş olan çocuğa baktı birden.

“Benim o…” dedi, “benim…” Hıçkırıklara boğulurken…

Elindeki kitabın yere düşmesiyle irkildi. Kâbusun etkisindeydi. Titreyen eliyle yere düşen kitabı aldı. Kitabın kapağını kapattı.

Kapakta Sırça Fanus Sylvia Plath yazıyordu.

Havanur Taflan – edebiyathaber.net (10 Ağustos 2020)

  • Mehmet Aluc - 11/08/2020 - 18:42

    Yere düşen değil kitap hitaptır
    Kitabı süsleyen hitaptır anlatıdır
    Kitabı süsü görmeyen daha neyi görsün
    Kitap dediğin dağı pamukla taşıyandır
    İçindeki hitabı gönlü aşkla bağlayandır
    Şimdi bu gözle bak kitaba düşürme yere
    Düşerse yere güzellikler serilmez derim bin kere gönüllere
    Mehmet Aluçcevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r