
Birleşik Krallık’ta Premier Lig futbolcularından üst düzey yöneticilere, gece vardiyasında çalışanlarla yeni ebeveyn olmuş bireylere kadar pek çok kesimin uyku sorununa çözüm getiren Stephanie Romiszewski’nin yazdığı “Az Düşün, İyi Uyu”, kaliteli bir uykuya geçişin düşüncelerden azade olarak gerçekleşebileceğini teorik ve pratik yöntemlerle anlatan rehber niteliğinde bir kitap.
Gün içinde ne kadar yorgun olursanız olun, gece uyku vakti geldiğinde kafanızı yastığa koyduğunuzda zihninizdeki tilkiler tura çıkıyorsa, mis gibi bir uykuyu unutun. Zira bunun altında yatan neden, “Sorun uyuyamamak değil, uyuma çabası”dır. Bunu söyleyen de Birleşik Krallık’ta Premier Lig futbolcularından en üst sınıftaki CEO’lara, yeni ebeveynlerden vardiyalı çalışanlara kadar uyku konusunda sıkıntı yaşayanlara tertemiz bir uykunun nasıl çekileceğini gösteren uyku uzmanı Stephanie Romiszewski. Ve Romiszewski’nin tüm dünyada büyük ilgi uyandıran kitabı “Az Düşün İyi Uyu”, artık Türkçede. Say Yayınları’ndan Özlem Özarpacı tarafından çevrilen “Az Düşün İyi Uyu”, uyumayı, teorik planlamalardan ziyade, “psiko-biyolojik bir özgürleşme” yöntemiyle olanaklı hâle getiriyor.
Stephanie Romiszewski, kitabının omurgasını şu hipotez üzerine kuruyor: İnsanların uykusuz kalmasındaki sebep, biyolojik bir yetersizlik değil, uykuyu bir “ödül” olarak gören kaygıdır. Günümüzün modern insanının uykuyla bir savaş hâlinde olduğunu belirten Romiszewski, o anki uykuya geçiş sürecinde bireyin zihnin sonraki güne ulanan stresli sorularla dolu olduğunu ancak uykusuzluktaki asıl sebebin bunlardan ziyade genel olarak düşünme eyleminin kendisinin altında yatan fizyolojik stresin olduğuna dikkat çekiyor. Bu yüzden de düşüncelerle aramızdaki savaşı bir kenara bırakıp üstbilişsel bir yerden konuya eğilmek gerektiğinin altını çizen yazar, meseleye hakimiyetleri kendinden menkul kişilerin, özellikle sosyal medyada üzerimize boca ettiği “uyku hijyeni” kuralını toptan ortadan kaldırır çünkü ona göre bu kurallar insan zihninde “ortoreksiya” gibi bir takıntının baş gösterdiğine dikkat çeker.
Yine bunlara ek olarak, iyi bir uykunun akşamları odamızda yaydığı alengirli kokular, papatya çayları ya da loş ışıklarla değil; sabahları aynı saatte uyanıp biyolojik saati sabit bir ritimde tutmakla geleceğini savunur.
Herkesin genetik olarak uyku ihtiyacının farklı olduğunu belirten yazar, “uyku kalitesi” ile “uyku süresi” arasındaki farkın arasına kesin bir çizgi çizer. Buna göre; önemli olan kesintisiz ve derin uykudur, saat doldurmak, adı üstünde “saati doldurmaktır”. Ayrıca birkaç gece uykusuz kalmanın ya da bölük pörçük uykunun sağlığı kalıcı olarak bozmayacağına parmak basan Romiszewski, vücuttaki ayak uydurma yeteneğinin sonraki gecelerde birer “uyku borcu” niyetine dengelendiğini söylüyor.
Kitabında yalnızca teorik çalışmalara yer vermeyen Romiszewski, okura ömrü boyunca yardımı dokunacak somut ve pratik yöntemler de sunar. Örneğin, gün içindeki yaşadığımız stresli anları yatağa sokmamak gün içinde kendi belirlediğimiz 15 dakikalık bir “endişe seansı”ndan bahseder. Buna göre; yatak, zihinsel anlamda sadece uykuyu ve cinselliği içinde barındırmalıdır.
Stephanie Romiszewski, “Az Düşün İyi Uyu”da, modern çağın içindeki bilgi kirliliği ve performans kaygısının uyku odalarımıza kadar sızdığı bir süreç içinde okura iyi uyumanın yollarını göstermekle beraber, biyolojik ritmin öneminden dem vurarak “uyumak için çabalamayı bırakmanın” her şeyden mühim olduğuna kanaat getirir. Uykusuzlukla beraber, uyumaktan da çekinen herkese, teorik ve pratik yöntemlerle derin ve deliksiz bir uyku çekmenin yöntemlerini sunan kitap, tıpkı adı gibi “az düşünüp, iyi uyumayı” salık veriyor.


















