Masthead header

Şüphenin gölgesinde | Burak Soyer

Banu Mumcuoğlu’nun yazdığı ‘Şüphe Atlası – Çözülme’, aşkın önüne geçemeyen beş kişinin sarmaşık gibi birbirine bağlı hikâyesini merkeze alırken, insanın tutku, hırs, intikam gibi tehlike yaratacak duyguları arasında gidip gelerek son sayfasına kadar kendini merak ettirmeyi başarıyor. 

“Silah patladı. Kimse ölmedi o kurşunla ama ölmek aslında neydi? Silah sesi zamanda asılı kaldı. O zamanın bir öncesi bir de sonrası olacaktı. Azra aşka olan inancını bıraktı o anın gerisinde. Cevaplar koydu cebine ve devam etti hayatına, ama aynı Azra mıydı artık? Haluk evliliğini ve parlatılmış apoletlerini… Ender sistem “şeytan”ı olmayı… Deniz aşkını… Seren ne bıraktı geriye? Peki geçmişte bıraktıkları mı onları, onlar mı geçmişlerini sınayacaklardı o zamanın sonrasında…” Azra, Haluk, Ender, Deniz, Seren… Birbirinden zehir zekaya sahip beş kişi. Ortalarında çoktan patlamış ve şarapnelleri her birinin en ince yerine isabet etmiş bir “aşk bombası”. O “aşk bombası”nı oraya koyan hırsları, doyumsuzlukları… Banu Mumcuoğlu’nun kaleme aldığı, Arte Yayınları etiketiyle okurlarla buluşan Şüphe Atlası – Çözülme, beş kişinin arasındaki birbirine kopmayacak halkalarla bağlanmış entrika dolu bir ilk roman. 

Reklam sektörünün Buz Adam’ı Haluk ve bir derginin editörlüğünü yapan Azra’nın kıskanılacak derecedeki mutlulukla süren evlilikleri, Haluk’un iş için gittiği İzmir’de, reklam şirketinin kreatif direktörü Seren’le yakınlaşması sonucu tehlikeli bir dönemece doğru ilk sapaktan girer. Ancak hayatın tesadüflerle olan birlikteliği, o sırada İstanbul Cihangir’de sabah kahvesini içip işe doğru yola koyulan karısı Azra için de geçerlidir. Azra tam bir sokağa girerken üzerine dökülen kahveyle ne olduğunu anlayamazken, kafasını kahvenin sahibine doğru kaldırdığında karşılaştığı gözler hiç de sıradan değildir. Deniz adlı bu yarı Fransız yarı Türk, yıllar sonra Azra’nın karşısında dikilen eski aşkından başkası değildir. Mekanın farklı, kalplerin ve zamanın ise aynı yönde ilerlediği bu dört kişinin hayatı için tehlike çanları çoktan çalmaya başlamıştır. Haluk ve Seren, özellikle Seren’in sadece anlık bir şey olduğu üzerindeki ısrarı sonucu olayı kapatmaya çalışırken bu olayın tam tersi Azra ve Deniz için vuku bulmaya başlar. Azra’nın kalbinde bir yara olan Deniz’in onun karşısına çıkarak yarasını tekrar deşmesi Azra’yı tehlikeli sulara yöneltmeye başlar. Deniz’in İstanbul’da olduğu süre boyunca ayrılmayan iki eski aşık bir yanda anıları yad ederken diğer yandan istemsizce birbirine karşı alev alan vücutlarına ket vuramazlar. Haluk ve Seren de her ne kadar durumu normal çizgiye çektikleri konusunda mutabıkken Seren’in Haluk’a karşı olan takıntısı tavan yaparak ilerler. Kitabın “yedek oyuncusu” Ender ise tam bu dönemde “oyun”a dahil olarak bu dört kişiyi kendi ekseni etrafında döndürmeye başlar. Artık kartlar çoktan açılmıştır ve kimse bu oyunda blöf yiyecek kadar kafasız değildir. 

Banu Mumcuoğlu’nun ‘Şüphe Atlası – Çözülme’ kitabı, her ne kadar aşk ve entrika dolu bir roman gibi okunsa da yazarın olay ve karakterleri çok iyi oturtması ve her karakteri olay kurgusu içinde tahlil etmesi romanın yönünü bambaşka bir yöne çeviriyor ve insanın içinde bir kıpırdadı mı, önü alınamayan ‘sakat’ duyguların yol açabileceği riskli bölgelere giriş yapıyor. Devamı da gelecek olan ‘Şüphe Atlası – Çözülme’, okuru sonuna kadar peşinden sürükleyen bir ilk kitap. 

edebiyathaber.net (21 Kasım 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r