Yakalayan, gören, anlayan, bağlantılar kurandır editör. Bir metnin adeta restorasyonunu yapandır.



Buradan başlarsak, bir editörün metinle baş başa kaldığında yapması (yapmaması) gerekenleri konuşabiliriz
- Titizlik onun işinin bir parçasıdır.
- Bağlantılar kurmak metnin bütünlüğünü görmek için kaçınılmaz olandır
- Konusal ve bilgi yetkinliği kaçınılmaz.
- Editörün alımlama ve yorumlama gücü metni çapaklarından arındırır.
- Editör yalnızla yazılıp önüne konulan metinle değil, yazar(ıy)la da iletişim kurandır.
- Dile hakim olması yalnızca yanlışları doğruları görmek/göstermek için değil, önündeki metnin kurgudaki ahengini görmek, metnin sesini/ritmini, dilsel uyumu düzenlemek kaçınılmaz olandır.
- Yazarın gör(e)mediğini gören, bütünleştiremediğini bütünleştiren, anlatının dilsel yapısının akışını düzenleyendir.
Bu anlamda editörü “üst-göz” olarak görmenin yanı sıra, uyarıcı/yönlendirici ve eleştirel bakışla yazara/metne eşlik eden olarak biri gözüyle değerlendirebiliriz.
Kuşkusuz editör metni/anlatıyı yeniden yazan, metin üzerinde düzeltiler yapan değildir. Üstelik bir editör her kitaba aynı bakış yöntemle bakamaz, bunu irdeleyemez. Bu da editörlük mesleğinin kendi içinde ayrımlarını getirir kaçınılmaz olarak.
Yayınevleri(miz) “dizi editörlüğünü nihayet kabul ederek konusunda uzman kişilere bu dizileri teslim eder. Yani bir tarih dizisinin editörüyle, edebiyat dizisinin editörü aynılık taşımaz. Nasıl ki bir felsefe dizisi, müzik, sinema dizileri o konuların uzmanlarına teslim ediliyorsa; onları yalnızca ortak payda da buluşturan özelliklerde bir tek yöntem vardır: dil bilinci, bilgisidir. Ama unutmayalım ki her bir alanın kendine özgü terminolojisi, kavramları vardır. O nedenle zaman zaman karşılaştığımız, “ben iyi okurum, tabii ki editörlük yaparım,” ya da “yazan biriyim, benden elbette editör olur” yaklaşımları bunun apayrı bir meslek olduğunu unutmanın safdilli sözleridir bence.
Elbette ki iyi okurluk kaçınılmaz. Ama bunu her şeyi okuyan bir okur anlamında da almamak gerekir. Bu ara “çeviri editörlüğü”ne başka bir yazımda değineceğim için bu konuya girmiyorum. Burada “gazete editörlüğü”ne ise hiç girmiyorum.
Seksenin üzerinde kitabım yayımlandı. Yayınevi yönettim, birçok editörle çalıştım. Yüzlerce kitap yayımladım. Bunların içinde anlatabileceğim sayısız örnekler var. Birini burada örnek olarak vermek isterim. Dünya Kitapları’nda Hilmi Yavuz’un “Söz’ün Gücü” deneme kitabını editörüne teslim ederken ona kısaca şu önerilerde bulunmuştum:
- Mutlaka Hilmi Yavuz’un birkaç deneme kitabını önceden okumalısın.
- Onun düşünce yapısını, yazma biçimi, dilsel tutumunu görmelisin, hatta bunlara yaparken notlar almalısın.
- Yazarla konuşarak yol almalısın, metinleri okurken sorabileceğin soruları önceden çıkarmalısın, hatta tartışabileceğin yerler/konular varsa bunları da kendisine aktarmalısın…vb.
Editörümüz, sanırım bunların çoğunu yapmamış olacak ki; Yavuz’un kullandığı birçok “özel” sözcüklerin yerine kendince “yeni Türkçe “ sözcükler yerleştirmiş, bunu da bir “editörlük” hüneri olarak Yavuz’a sunmuştu. Benzer bir durumu başka bir açıdan Erhan Bener’in “Çıldırtan Yağmurlar” romanında başka bir editörle yaşamıştık. Hilmi Yavuz, “mütebessim” biçimde bunu karşılamıştı, ama Erhan Bener’in öfkesi adeta deprem gibiydi!
Editörlük Zor Zenaat!
Kuşkusuz editörlük sabırla ve bilinçle yapılabilecek bir meslek. “Yaparım abi,” denilerek kolları sıvayanlara bir örnek vermek isterim: Gene aynı dönemde bir editörlük ilanı vermiştik. Şu özellikleri önceliğimizdi; İngilizce, Almanca bilen meslekte en az iki yıl deneyimli editör…
İnsan kaynakları ön görüşmelerden sonra yönlendirdiği bir genç kızımızla konuşurken, iki dildeki yetkinliğini akıcı bir Türkçeye anlatmıştı. “Ama deneyimizin yok,” dediğimde şu yanıtı almıştım:
“Deneyim dediğiniz nedir? Siz bana fırsat vereceksiniz ki, ben de bir yerden başlayıp bu mesleği öğrenerek deneyim sahibi olayım.”
Bu unutamadığım diyalog üzerine, kendisine; “yarın hemen başlıyorsunuz,” dediğimi hatırlıyorum.
Evet, hiç kimse doğuştan yazar ve başka bir şey olmadığı gibi, editör de olamıyor.
Dünya Kitapları deneyimim sırasında benim gözüm kulağım olan koordinatörümüz Sibel Yıldız (Castro) ile yaptığımız editör toplantılarımızda, her bir editörün önünü çalışmalarında yapmaları gereken/yapmamaları gerekenleri bir liste olarak yazıp önlerine koyduğumu hatırlıyorum. Notlarımın arasında bu listeyi bulduğumda burada sizinle de paylaşacağım.
Konuyu bir başka boyutuyla gene ele alacağım.

















