Masthead header

Sinan Yaşar: “En büyük ilham kaynağım çocukluğum.”

Söyleşi: Serkan Parlak    

Sinan Yaşar’la Tudem tarafından yayımlanan son romanı “Küçük Toplayıcının Büyük Macerası” hakkında konuştuk.

Sinan Bey, son romanınız “Küçük Toplayıcının Büyük Macerası” okurla buluştu. Çocuk edebiyatı özelinde kurmaca türlerle olan ilişkiniz, yazma serüveniniz ve son romanınızın ortaya çıkış sürecini sizden dinleyelim.

Merhaba. Yazı çalışmalarıma on altı, on yedi yaşlarımda başladım. Edebiyat dergileri ve fanzinlerle de bu yaşlarda tanıştım. Her hafta kitabevlerine gidip yazım yayımlanmış mı heyecanını yaşamak o zamanlar benim için çok önemliydi. Hâlâ da öyledir. Çocuklar için yazmaya da öğrencilerim sayesinde başladım diyebilirim. Bir gün Türkçe dersinde yazdırdığım gotik bir hikâyeden çok etkilendiler. O kadar beğendiler ki her gün birer sayfa yazmaya devam ettik. Sene sonuna geldiğimizde bir kitap kalınlığında hikâye yazdığımızı gördük. 

Bir öğretmen olarak çocukların kolay kolay kitap beğenmediklerini çok iyi bilirim. Hal böyleyken yazdırdıklarımın beğenilmesi beni çocuk kitabı yazmaya teşvik etti, o sene ilk kitabım üstüne çalışmalara başladım.

Çocukluğum bir köyde, doğa ile iç içe geçti. Çıkılmadık ağaç, girilmedik dere bırakmamışımdır. Bu sebeple doğa genlerimde var diyebilirim. Hâlâ da her boş anımda kendimi mutlaka ormana atarım. Son kitabımı da bir bağ evinde karantina altındayken yazdım. Orada kalmak beni çocukluğuma götürdü. Doğa ile yeniden bu kadar yakın olmam Küçük Toplayıcının da kapısını aralamış oldu.

“Küçük Toplayıcının Büyük Macerası”nda olup biteni, romanın merkez karakteri Kahraman’ın bakış açısıyla görüyoruz. Her iki bölüm sonunda yazarın sesini duyuyoruz. Küresel ısınmayla birlikte kıtlık ve göç başlıyor. Mevsimlerle birlikte gökyüzü ve rüzgâr değişiyor. Atmosferi iklim krizine dair belirtiler, çözüm arayışları, endişeler ve sorular oluşturuyor. Her ne kadar okuma ve yazma deneyimleri, işçilik ve gözlem gücü önemli olsa da “Küçük Toplayıcının Büyük Macerası” için taslaklarınızı oluştururken ilham kaynaklarınız neler oldu?

Açıkçası yazılarımı oluştururken hiçbir yerden ilham almamaya ya da esinlenmemeye çok gayret ediyorum. Hatta daha önce yazdıklarımla kesişmesinler diye eski kitaplarımı da dönüp dönüp okuyorum. Bu açıdan bakarsak en büyük ilham kaynağım çocukluğum diyebilirim.  

Romanınızın merkezinde üç çocuk kahraman var: merkez karakter Kahraman ve arkadaşları Duygu ile Bilge. İklim krizine ek olarak romanın öteki temel izleği arkadaşlık. Evler arası telefon ve telsizlerle görüşmek de dahil olmak üzere çocukların arasında güçlü bir iletişim var. Kaybolan kedilerin peşinde bozkırın ortasındaki çiftliğe gidiyorlar. Kahraman’ın kedileri serbest bırakması, bulduğu yeni taşla birlikte geliştirdiği taş ve tohum koleksiyonu üzerinden merak duygusu daha da artıyor. Sonunda yolları kütüphaneye ve kitaplara çıkıyor. 

Sinan Bey, elinizdeki malzemeyi kurgu için yeniden üretip dönüştürürken nasıl bir süreç işliyor; mekânlar, diyaloglar, dil-anlatım ve özellikle roman kişileri söz konusu olduğunda?

Kitaplarımı yazmaya başlamadan önce çoğu yazar gibi kafamda kurguluyorum. Genel çatıyı oluşturduktan sonra yazmak benim çok eğlenceli ve kolay hale geliyor. Çok fazla karakter kullanmayı tercih etmiyorum. Karakter sayısı arttıkça çocuklar kitabın içine girmekte zorlanıyor. Olayları çekirdek bir kadronun üzerine inşa ediyorum. Bu kitabımda karakterlerin isimlerini Carl Gustav Jung’ın kişilik kuramından yararlanarak belirledim. Üç kahraman da bu açıdan bakıldığında isimlerinin hakkını veren kişiler. 

Üslup benim için çok önemli bir öge. Yetişkin kitaplarında da çocuk kitaplarında da hep şu imzayı ararım: Bir kitabın kapağına bakmadan rastgele bir sayfasını açıp okuduğunuzda, kitabın kime ait olduğunu doğru tahmin edebiliyorsanız bence o yazar dil ve anlatım açısından kendisini ispatlamış demektir. Bunu düşündüğümde Roald Dahl ve Samed Behrengi aklıma gelen ilk isimler oluyor. Dilerim ileride ben de bunu başarmış olurum.

Mekân seçimlerimdeyse bugüne kadar hep kasabayı tercih ettim ve ormanları. Kasabalar küçük akvaryumlar gibidir. Başından sonuna bir çırpıda varabilirsiniz. Bu özelliği kitabı yazarken oldukça işe yarıyor. Örnek vermek gerekirse bir çocuk bisikletine atlayıp kasabanın bir ucundan öteki ucuna kısa sürede varabiliyor. Diğer açıdan bu küçük akvaryumun içinde yaşayan bütün insanlar birbirini tanıyor. Bu da kurguyu daha kolay hale getiren bir etmen. 

Dünya ve Türkiye özelinde iklim krizi, savaşlar, göçler, ırkçılık ve temel eşitsizlikler üzerinden çocukları düşündüğümüzde edebiyat özelinde sanatın katkısıyla salgın günlerini daha az hasarla atlatabilmek ve bu gidişata dur demek için taş üstüne taş koyabilmek için harekete geçebilmek mümkün mü sizce? 

Harekete geçmek mümkün olsa da bunun çok büyük bir etki yaratacağını düşünmüyorum. Bu tarz konularda talanı durduracak olan tek merci maalesef karar vericiler. Hem bir öğretmen hem de baba olarak duyarlı çocuklar yetiştirmek için çok çaba harcıyorum. Kısaca Aziz Nesin’in söylediği sözü gerçekleştirmeye çabalıyorum: “Çocuklara daha iyi bir dünya bırakmak yerine, dünyaya daha iyi çocuklar bıraksanız, sorun kendiliğinden çözülecek aslında.”

Sizce çocuk edebiyatı söz konusu olduğunda romanda, öyküde, şiirde döneme göre bazı konular ve izlekler ön plana çıkıyor mu?

Bence hem yetişkin hem de çocuk edebiyatında (şiir hariç) bu dediğiniz -tasvip etmesem de- gerçekleşiyor. İklim krizini ise ben dönemsel bir olay olarak kabul etmiyorum. Çünkü insanoğlu çok uzun süreden beri dünyayı talan ediyor ve etmeye de devam edecek. Bu açıdan baktığımda dönemsel bir konu üzerine yazdığımı düşünmüyorum. Ne kadar istemesem de büyük ihtimalle otuz sene sonra da iklim krizini konuşuyor olacağız. Bu konuya bir ekleme daha yapmak isterim. Kitaplarımı oluştururken ana planda asla bir mesaj kaygısı gütmüyorum. Asıl gayem çocuklara okumayı sevdirmek ve sürükleyici kitaplar yazmak. Bunu başardıktan sonra çocukları bazı konularda bilinçlendirebiliyorsam, onlara ufuk açabiliyorsam ne alâ… 

Sinan Bey, çocukluk dönemizde neler okudunuz, sizi etkileyen başucu kitaplarınız var mıydı?

Yaşlı Adam ve Deniz, Küçük Kara Balık başucu kitaplarımdı diyebilirim. Küçük Kara Balık’ın her zaman daha ileriyi görmek istemesi, hep kendi aklına güvenmesi, cesur cümleleri beni çok etkiledi. Bir de dayımın bana hediye ettiği ansiklopedik kitabı hatırlıyorum. Bizim çocukluğumuzda okullarda haftalık dağıtılan dergilerden parçalar keserek hazırlanmış ansiklopedi kalınlığında el yapımı bir kitaptı. O zamanlar benim için Google görevini üstleniyordu. 

Önümüzdeki dönem için masanızda neler var? 

Şu an Küçük Toplayıcının Büyük Macerası’nın ikinci kitabını yazıyorum. Ondan sonra yazacağım kitaba henüz karar vermedim.

edebiyathaber.net (20 Mayıs 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r