Sayfaların arasına gizlenmiş, yerçekimsiz bir okumaya hazır mısınız? | Özlem Aytek

Şubat 7, 2024

Sayfaların arasına gizlenmiş, yerçekimsiz bir okumaya hazır mısınız? | Özlem Aytek

Theodore Sturgeon’ın, uzun zamandır okumayı istediğim, bilim kurgu dalında ödüllü romanı “İnsandan Öte (More Than Human)” adlı eserini okuyup inceledim ve merak edenler için paylaşmak istiyorum. Mürekkep ve kâğıtla nice başyapıtların dünya edebiyatına kazandırıldığı dönemlerden yadigâr; sayfaları bitmemesi dilenerek çevrilen eserler arasından bir bilim kurgu klasiği… İlk baskısı 1953 yılında yayımlanmış. Kitap, yazarın “Bebek Üç Yaşında” adlı kısa romanının revize edilmiş, “Muhteşem Aptal” ve “Ahlak” bölümleri ile genişletilmiş.

Yazar, masumiyetin yumuşak ve saf dokusuyla zekânın keskin kıvrımlarını, zihnin derinliklerinde sessizce ortaya çıkmayı bekleyenlerin yüzeydeki zihinle çeliştiğinde neden her şeyin birbirine karıştığını, akılları zorlayacak bilim kurgu ögeleriyle birlikte yazıya döküyor. Yazar okura, aldığı tüm ödüllere değer bir okuma şöleni sunmuş. Birikiminden okura aktaracakları için kolay yolu seçmemiş, açıkça anlatmamış, dipnotlar kullanmamış. Aktaracaklarını cümlelerin arkasına gizlemiş, okuru düşündürmeyi, mantık süzgeçlerini, hayal güçlerini harekete geçirmeyi ve merak dozunu her seferinde daha üst çıtaya taşımayı yeğlemiş. Olay örgüsünün özünü ve birikimini karakterlerine paylaştırmış tek tek… Bunun sonucu olarak biz okurlar, sayfaları çevirirken düşünüyor, sorguluyor, etkileşim çarkını çeviriyor ve yazarın birikiminden hatırı sayılır bir lokmayı kapıveriyoruz. Kesinlikle okuruna değer katan, anlamlı bir okuma…

İlk sayfalardan itibaren beni ele geçiren en önemli özellik ilginç karakterler oldu… Sayfaları çevirdikçe birer birer ortaya çıkan bu tuhaf karakterler biraz şaşırtarak, biraz ürperterek merak dozumu giderek yükselen bir seviyeye taşıdı… Her bir karakterin birbirinden özgün yetenekleri var ve karşıma ilk çıktıkları sayfalarda okumamı yavaşlatıp onları daha iyi tanımanın keyfini çıkardım. Karakterlerin tuhaf ve olağan üstü yeteneklerini birleştirerek oluşturdukları yapıya odaklanmanın gerekliliğinin altını çizmek isterim. Evet, gerçekliği bükerek BİR oluyor, tek bir organizmaya dönüşerek hareket edebiliyorlar. Böylece insan evriminin bir sonraki aşaması olan, yetişkin bir homo gestalt bilincine erişiyorlar. Karakterler bir araya geldikleri andan itibaren her satırın kitabın ilerleyen bölümlerinde yaşanacak olaylarla bir ilişkisi var ve bu nedenle her kelime ayrı bir önem taşıyor. Bu bağlamda yazarın kıvrak dokunuşları kendisini hissettiriyor çünkü detaylardaki zenginlik asla bir kargaşa yaratmıyor.

Kitap üç bölümden oluşuyor ve “Muhteşem Aptal” adı verilen ilk bölümde karşımıza çıkan “Aptal” karakteri, dünyayı tümüyle değiştirecek yerçekimsizlik jeneratörünü icat edecek kadar inanılmaz telepatik yeteneklere sahip genç bir erkek. Yeteneğinin ve yapabileceklerinin farkında olsa da o bunu yapmıyor ve insanlardan uzak durmayı yeğliyor. Bir hayvanın özelliklerine; masumiyetine ve zerafetine sahip. Yiyecek bulduğunda besleniyor, tercihleri, kelimeleri yok… Hiç kimsenin, hiçbir şeyin farkında değil. Günün birince yolu Evelyn Kew adlı genç bir kızla kesişiyor ve onunla hem zihinsel hem de fiziksel bir bağ kurmayı başarıyor. Evelyn, ablası Alicia ve babaları Bay Kiew’in hikâyesi de insanı sayfaların içine çekip adeta kilitliyor. Eşinin ölümü üzerine biri yeni doğmuş iki kız çocuğunu, kasvetli evlerinde büyüten Bay Kiew, kızlarını kötülükten uzak tutmayı takıntı haline getirerek onların yaşamını katı kurallar üzerine inşa etmişti. Bir keresinde 16 yaşına gelen kızı Alicia’ya: “Bir kadınla baş başa kalan bir erkeğin aklını kaçırdığını, bedeninden zehirli bir ter çıktığını, bu teri kadına sürünce de kadının derisinde dehşet yarattığını” açıklamıştı. Alicia, sekiz yaşındayken babası ona karanlıkta banyo yapmayı öğretmişti. “Böylece babasının o muhteşem resimlerindeki beyaz gözler onu kör edemeyecekti. Kardeşi Evelyn ise kötülüğün ne olduğunu bile bilmiyordu…

“Aptal” karakteri Kiewlerin arazisinde yaşadığı talihsiz olaydan sonra uzun zaman boyunca kendisine yardım eden bir çiftçi aile olan Bay ve Bayan Prood’un yanında kalıyor. Burada adı “Yannız” oluyor ve az da olsa konuşmayı öğreniyor. Yannız, bu çiftlikten ayrıldıktan sonra olağan üstü özellikleri olan Janie ve Bonnie ile Beanie adındaki ikizlerle tanışıyor ve hayatları birleşiyor. Kitabı okurken bu bölüme geldiğimde tadını çıkarmak için ağır ağır okudum. Daha sonra aralarına Bebek katılıyor. Bu, gerçekte Bay ve Bayan Prood’un hasta olan dünyaya gelen bebekleri.

“Bebek Üç Yaşında” adlı ikinci bölümde yetimhaneden kaçan Gerry de karakterlerimizin arasına katılıyor. Bu, yazarın hayal gücünün ürünleri ve metaforlarıyla okuru şaşkına çevirip aklını başından alacağı bölüm oldu. Yazar, okurun mantığını zorlayan bir olay örgüsü ve bilimkurgu ögeleri sunuyor. Sayfalar aktıkça olaylar öyle bir hal alıyor ki yazarın bu olayları ve karakterleri birbirlerine nasıl ilişkilendireceğini, nasıl bağlayacağını, hatta bunu başarıp başaramayacağını görmek için heyecan duyuyorsunuz. Kitabı odaklanarak okuma gerekliliğinin dozu her bölümde bir aşama daha artıyor. İlk bölümde yaşanan olaylar ikinci ve üçüncü bölümde yaşanacaklarla giderek artan bir etkileşim içinde. İkinci bölümün sonuna doğru yazarın cümlelerin arka planına sessizce gizlediği çıkarımları birer birer yakalamaya başlıyorsunuz ki bu da yazarın birikiminden okura ustaca bir teknikle aktardığı değerli hediyeler oluyor.

Kitabın üçüncü kısmı olan “Ahlak” bölümünde olaylar ve karakterlerin öyküleri ilmek ilmek işleniyor ve tamamlanıyor. İkinci ve üçüncü bölümde yeni karakterler karşımıza çıkıyor ve bilimkurgu detayları sınırları zorluyor. Bu bölüm şaşırtıcı sürprizlerle dolu ve bu okuma kesinlikle akıl ve mantık yürütme konusunda okuru aktif hale geçiriyor. Homo gestalt tamamlanırken ahlak, etik, vicdan gibi değerlerle entegre oluyor.

Genel olarak okuma keyifli oldu çünkü yazar, okura herhangi bir olguyu empoze etmiyor. Kitabın dili sade, açık ve anlaşılır. Başarılı çeviri, okumayı sürükleyici kılıyor. Kitapta yaşanan olay örgüsünün nasıl gelişeceğini ve son bulacağını son sayfalara gelene kadar tahmin edemiyorsunuz. Bu da okumanın merak, heyecan ve istekle devam etmesini sağlıyor. Ben bu kitabı iki oturumda okuyup bitirdim ve yazarın bana aktardıkları üzerine uzun uzun düşündüm. Bakış açıma yeni bir pencere açıldı diyebilirim…

Herkese keyifli okumalar diliyor, kitapta en sevdiğim diyaloglardan birini sizlerle paylaşarak yazımı bitiriyorum:

 “Bebek’e sorsana bebek gibi konuşabilen yetişkin bir insana ne denir diye.”

“Masum diyor.”

O, sessiz uğultuları duyabilen bir alıktı. Kız da bir yetişkin olarak bu dili konuşabilen bir masumdu.

“Bebeye sor bir alık ile masum yakınlaşınca ne olur.”

“Birbirlerine değseler bile masum artık masum olmaz, alık da artık alık olmaz dedi.”

Düşündü. Bir masum var olabilecek en güzel şeydi. Hemen kendisine sordu, Bir masumun güzel olan yanı ne ki? Cevabı ise ilk kez neredeyse Bebek’inkiler kadar hızlı geldi: Beklemektir güzel olan yanı.

edebiyathaber.net (7 Şubat 2024)

Yorum yapın