Funda Uçuk Er: “Eğer çocuk kalbinin bir anahtarı olsaydı sanıyorum ki bu anahtarın adı “oyun” olurdu”

Şubat 7, 2024

Funda Uçuk Er: “Eğer çocuk kalbinin bir anahtarı olsaydı sanıyorum ki bu anahtarın adı “oyun” olurdu”

Söyleşi: Ayşe Yazar

Son yıllarda artan kanser vakaları, obeziteye bağlı hastalıklar, iklim krizleri ve doğal afetler hepimizi  dünyanın ve insanlığın geleceği üzerine daha fazla düşünmeye sevk etti.İşte böyle bir düşünmenin ürünü olarak değerlendirebileceğimiz, Hayy Kitap tarafından yayımlanan  Kerem ve  Neşeli Tohumları adlı kitap üzerine  Sevgili Funda Uçuk Er ile konuştuk.

Onca önemli konu arasından neden GDO ile ilgili bir kitap yazdınız?

Yıllardır doğal yaşama ve doğal beslenmeye inanan; kendi yoğurdunu, lor peynirini, kefirini evde kendi yapan bir kadın olarak yapay gıdalara hep mesafeli oldum. Hibrit ve GDO’lu tohumların insan sağlığına ve toprağın verimine zararlarından haberdardım.  Çocuklara da bu hakikatleri maceralı bir kurgunun satır aralarında fısıldamak istedim. Mısırı çok sevmemin etkisini de yabana atamayacağım tabi. Yaz tatillerinde yayla evimizde mısır haşlarken, bir yandan çocukluğumu hatırlatan o eşsiz koku ile mest olurken bir yandan da suçluluk hissettiğimi fark ettim. Onlara gıdaların bu zararlı formatını yedirmek istemiyordum bir yandan. Çocuklarım Liya ve Kerem mısır yemeye bayılır. Haşlaması, közde pişirilmişi ve patlatılmışı olmak üzere, mısırın her türlüsüne meftun ikisi de. Bu mart ayında çocuklarla ilk kez ata tohumları ekeceğiz ve yaz geldiğinde de hiç suçlu hissetmeden, eciş bücüş, şekilsiz küçük koçanlı ama leziz ve sağlıklı mısırlarımızı afiyetle yiyeceğiz inşallah.

Çocuk kitaplarınızda akran zorbalığı, yüksek hassasiyete sahip çocuklar gibi konuları da işlediniz. Eğitimci olmanız bu kitaba nasıl yansıdı?

Bu hep böyle miydi bilemiyorum ancak çocuklar artık birbirlerine ve birbirlerinin yaralarına karşı çok acımasız. Eğitimci yanım bu sahnelere fazlasıyla tanık oluyor. İstiyorum ki çocuklar bu kitaplar yoluyla, eğlenceli bir kurgunun içinde bu olaylara tanık olsunlar ve bu çocuklarla, onların hissettikleriyle bağ kurabilsinler. Zira çocuklar kitapları yalnızca okumaz, o kitabın kahramanı olur, onun bütün hissettikleriyle de duygudaş olurlar. Bu nedenle kitaplar çocukların kalbine girmek için harika bir patikadır. Didaktik bir dille doğrudan mesaj vermeyi değil de, böylesini daha anlamlı buluyorum. Bir de özellikle yüksek hassasiyetli ya da DEHB’li çocukların toplumumuzda pek konuşulmadığını hatta yaşadıkları güçlüklerin de göz ardı edildiğini düşünüyorum. Kerem DEHB’li bir öğrenci ve tayini çıkan öğretmeni onu sıranın en arkasına oturtuyor mesela. Çünkü onda dikkat eksikliği var ve yanlış değerlendirildiği için tembel etiketi yapıştırılıyor üzerine. Oysa Kerem üstün zekalı bir çocuk.  Tıpkı tembel oldukları düşünülerek okuldan atılan dâhiler Albert Einstein, Ludwing van Beethoven ve Thomas Edison gibi. Kerem’in şansı Neşe Öğretmen’e rastlamak oluyor tabi sonra.

Neşe Öğretmen çocuklarla tanışırken bunu oyunla yapıyor. Atasözleri ile ilgili oyunlara da yer veriyorsunuz. Çocukların kendilerine verdikleri eğlenceli isimler metni hayli hareketlendirmiş. Oyun bu kitabın neresinde?

Oyun, çocuk gelişiminde yeri doldurulamaz bir rol oynar. Çocuk, oyun yoluyla aslında gerçek yaşam becerileri kazanır. Örneğin, oyunda sırasını bekleyerek, sabretmeyi ve hazzını ötelemeyi, yenildiğinde hayal kırıklığını ve yeniden denemeyi öğrenir. Ben de bir eğitimci olarak derslerimde oyuna geniş yer veririm. Daha oyunun adını duyunca dahi çocukların hazır bulunuşluk düzeyinin arttığını gözlemleriz. Yıldönümünü andığımız 6 Şubat depremlerinden sonra çocuklarımızın yaşadıkları travmayı oyun oynayarak iyileştirmeye çalıştıklarını gözlemledik. Kuleler yapıp yıktılar oyunlarında örneğin. Dolayısıyla görüyoruz ki oyun çocuğun dünyasının her yerinde. Eğer çocuk kalbinin bir anahtarı olsaydı sanıyorum ki bu anahtarın adı “oyun” olurdu. Ben de naçizane bu kitaplarımda bu anahtarı kullanarak çocukların kalbinde bir yer edinmeye niyet ettim sanıyorum.

Kerem’in babası atasözlerini kullanmayı çok seviyor. Atasözlerinin yanında milli kültürümüze de dikkati çeken detaylara yer veriyorsunuz. Bu üslubunuz üzerine konuşmak isterim.

Kızım ilkokulda okurken öğretmeni ona ezberlesin diye atasözleri ve deyimler listesi vermişti. Fark ettim ki çocuk yaşam içerisinde kullanmadığı ya da yaşamın bir parçasının anlatıldığı bir öyküde okumadığı atasözlerinin anlamını daha zor öğreniyor. Bir bağlam içinde karşılaşmadığı atasözleri ile ilgili de hiçbir fikri yok. Sonuç olarak Kerem de ilkokul çağındaki çocuklar için yazıldı. Nihayetinde beş kitaplık seri tamamlandığında okurlar eğlenceli bir bağlam içinde Kerem’in babası vesilesi ile birçok atasözü ve deyim öğrenmiş olacaklar. Atasözlerimizi, deyimlerimizi ve milli kültür öğelerimizi dilimizin zenginlikleri olarak tanımlıyorum ve kitaplarımda kullanmaktan büyük keyif duyuyorum.

Kitabı okuyan çocuklar GDO’lu besinler hakkında bilinçlenecekler fakat dikkatlerini çekmek ve kitabı okumaları adına farklı bir çalışma yaptınız mı?

Yeni nesil çocuklarının dikkatini çekmek için artık sanıyorum ki bütün duyularına birden hitap etmek gerekiyor. Bu doğrunun ışığında ben de Kerem için bir şarkı yazdım. Müzisyen sevgili Ezgi Candan besteledi ve seslendirdi. Hatta çok bilinen o video sitesinde de klibi yayınlanıyor şimdi. Şarkıyı çabucak ezberlediklerini görmek oldukça şaşırtıcı. Katıldığım okul davetlerinde çocukların hep bir ağızdan,

“Gdo gdo

Yemeyiz biz onu yoo yoo!” sözlerini duymak oldukça heyecan verici.

Bir de kitapları imzalarken ata tohumu hediye ediyorum her birine. Bahar aylarında filizlenen tohumlarının ve yaz aylarındaki ürünlerinin fotoğraflarını göndermeye söz veriyorlar. Bu yıl azımsanamayacak sayıda çocuk, çok sayıda ata tohumu ekecek. Tıpkı Kerem, Osman, Rıza ve arkadaşları gibi kendi ektikleri bitkiden ürün alıp hasat yapmanın keyfini yaşayacaklar.

Kitabınızın adı ve Kerem karakteri bunun bir kitap serisi olacağını düşündürdü. Kerem’in yeni maceralarını okuyacak mıyız?

Yukarıda da belirttiğim gibi “Kerem ve Maceraları” kapsayıcı başlığı altında 5 kitaplık bir seri olacak inşallah. Hatta şu anda serinin ikinci kitabını yazmaya başladım bile. Yeni kitaplarda da heyecan, merak unsuru ve macera artarak devam edecek. Ebeveynlerin ve eğitimcilerin tereddütsüzce bütün öğrencilerine okutmak isteyecekleri içerikte bir seri olmasını temenni ediyorum.

edebiyathaber.net (7 Şubat 2024)

Yorum yapın