Masthead header

Sarılalım mı? | Meryem Ermeydan

“Bazen sadece her şeyin yolunda olduğunu hissettirecek sıcacık bir kucak ararsın…’’

Korona günlerine her gün yeni bir sayfa ekleniyor. Kapılarımızı kapattığımız günlerde açık bıraktığımız pencerelerden kalbimize yeni farkındalıklar giriyor. Sanırım bahar kokuyor.

Dillere pelesenk olan bazı kavramların elimizden alınmasıyla anlıyorum; artık elimizde olmayanların aslında hayatımızın temel direkleri olduklarını. Mahrum bırakılma hissine kapılmamak için dirensem de nafile çırpınışlardan öteye geçemezken yeni anlamlar yükleniyor hayatıma. Sonra bir farkındalık giriyor penceremden içeri: Meğer ben ne kadar sarılgan bir insanmışım, diyorum okuduğum bir çocuk kitabının kapağını kapatırken. Çocuklarıma, eşime, kendime sarılıyorum, gözyaşlarımı sessizce yutarken. Kalbim maviye boyanıyor, portakal çiçeği kokusu geliyor Akdeniz’den Marmara’ya.

Birbirimizle aramıza sosyal mesafeler koyduğumuz şu günlerde dokunmak, sarılmak özlediğim ve elimden alınan sıcacık tatlı bir anı. Serde insanlık var; karşılaştığımız her yeniliğe ayak uydurmak daha biz doğmadan kodlanmış  genlerimize. Bir çözüm buluyoruz elbet her yeni soruna bir çare. Şimdilerde birbirimize dokunmadan, sevdiklerimizin kokusunu içimize çekemeden, sarıldığımız bedenlerin sıcaklığını hissedemeden sanaldan sarılıyoruz (muş gibi yapıyoruz).

Hayatımıza yenilikleri buyur ederken, bir yandan da hayat hakkındaki benzetmelere her gün bir yenisi ekleniyoruz. ‘Hayat bir kitaptır ve her birimiz kendi kitabımızın kahramanıyız’, ise bunlardan sadece bir tanesi. Ben de bugün sizlerle yeni bir kitap paylaşmak istiyorum. Sayfaları ve yazarı, hatta resimleri bile olan, gerçek bir kitap. Hem de bir çocuk kitabı.

Simona Ciraolo’nun yazıp resimlediği, özgün adı ‘Hug me’ olan Zeynep Sevde’nin çevirisiyle yayınlanan kitap, sürükleyici kurgusu, yalın dili, yer yer mizah unsurları ve sıcacık anlatımıyla dikkat çekiyor. Taze Kitap etiketiyle tam sayfa resimleri, büyük boy, kuşe kağıda özenli bir baskıyla çıkan Sarılalım mı? kitabının, minik okurlar kadar resimli kitap seven yetişkinlerin de yüreğine dokunuyor.

Simona Ciraolo, yazdığı kitapta toplumların aile ve arkadaş ilişkilerini ince bir eleştiri diliyle aktarıyor. Farklı olma, ötekileştirme, kendini değerli hissetme, anlaşılmama duygusu gibi birçok temel kavrama yer veriyor. Yazar, kitabını yazdıktan sonra kitap artık okurun anladığı ve hissettiğidir fikrinden yola çıkıyorum. Kitabı çıktığı ilk haftalarda okumuş ve çok sevmiş bir okur olarak kitabın başlığının etkisi altında  ‘sarılmak’ özlemiyle bu satırları yazıyorum.

Ponçik, ailesiyle birlikte yaşayan yavru bir kaktüstür. Çok köklü bir aileden gelir. Tüm akrabaları ilişkilerinde sosyal mesafeye dayalı, kişisel alanlarına saygılı, fazla samimiyetten hoşlanmayan özelliklere sahipler. Bunun yanı sıra yapış yapış davranmayı saygısız bulurlar. Kısacası Ponçik’in mükemmel (!) ve kusursuz bir ailesi vardır. Dolayısıyla o da diğer tüm aile bireyleri gibi ileride çok önemli biri olacaktır…

Oysa Ponçik’in, aile bireylerinden çok farklı bir özelliği var. Bu özelliği onu kendi ailesinde ve yaşadığı çevrede anlaşılmaz biri haline getirir. Ponçik aile bireylerinin özelliklerinin farkında olup onları çok iyi tanır. Fakat bir yandan da onu rahatsız eden durumla da başa çıkmak için çözüm bulmayı ister. Peki nedir onu bu kadar rahatsız eden sorun? Sıcacık bir kucak ve sarılmak…

Günlerden bir gün Ponçik, sarıldığı bir balona dikenleri yüzünden farkında olmadan zarar verir. Asla zarar vermek gibi bir niyeti yoktur. Çok büyük bir üzüntüye kapılır.

“Ve bu haldeyken bile ailesinden kimse onu kucaklamıyordu.

Biri sarılsaydı kendini çok iyi hissedecekti halbuki.’’

Fakat beklediği kucağa bir türlü kavuşamaz. Üzüntüyle karşılaşmak herkeste farklı tepkilere neden olur. Kimileri kabul eder onu, kimileri uzaklaşmak için ondan kaçmak ister. Ponçik, üzüntüsünden uzaklaşmayı ister. Kendini yaşadığı yere ait hissetmez ve evden uzaklaşmaya karar verir. İşler beklediği gibi gitmez. Aynı üzüntüyü bir daha yaşamamak için bu kez tedbirli davranır. Dikenleri kimseye zarar vermesin diye kendine herkesten uzakta bir ev yapar.

“Küçük evinde günler geçip gidiyordu.

Ponçik kendini çok yalnız hissediyordu.

Ama bilmediği bir şey vardı…’’

Günlerden bir gün çok uzaklardan ağlayan, üzgün, kendisi gibi yalnız Minnoş’un sesini duydu. Minnoş da kendisi gibi yalnız yaşayan bir taştı. Ponçik, bu sesi duyduğu gün ne yaptı dersiniz? Evet, bildiniz: Minnoş’a sıcacık bir kucak açtı ve ona sarıldı.

Umarım Covit 19 günleri bir an önce geçer. Biz de eskisi gibi sorgusuzca yeniden birbirimize sımsıkı sarılırız. Korkmadan, kaygılanmadan ve korunmadan…

İçinde derinleşecek birçok kavrama yer veren “Sarılalım mı?” çocuklarla felsefe soruşturmaları yapmak için çok güzel bir kitap. “Sarılmak herkeste aynı duyguyu hissettir mi? Hangi durumlarda sarılma ihtiyacı duyarsınız? Kimlere sarılmak size kendinizi iyi hissettirir? Sizce sarılmak her zaman iyi hissettirir mi? Sizce dokunmadan sarılmak mümkün mü?’’ vb. sorularla sadece ‘sarılmak’ kavramı üzerinden bile keyifli sohbetler yapılabilirsiniz. Çocuk kitaplarını bir de bu açıdan okumak hem çocuklara hem de yetişkinlere yeni kapılar açabilir.

Meryem Ermeydan – edebiyathaber.net (11 Mayıs 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r