Masthead header

Popüler olmak isteyen yazar adayına öneriler 5

• Sizi en kolay yoldan popüler yapacak türün roman olduğu konusunda asla tereddüde düşmeyin. Şiirdir, öyküdür, denemedir, böyle türlerle oyalanmanın hiç gereği yok. Altyapınızın oluşmadığını, kültürel birikiminizin yetersiz olduğunu, roman hakkında hiçbir teorik ve teknik bilgiye sahip olmadığınızı düşünmeyin. Çağımız, bunlara gerek duyulmayan bir çağdır. Sanat akımları, roman kuramı, romanın tarihçesi, Türk ve dünya edebiyatlarında romanın geldiği yer gibi bilgiler, sizin üne ulaşmanızı geciktirmekle kalmaz, yaratıcı cesaretinizi yitirmenize de yol açabilir. Bunların tümünden habersiz olduğunuzu yüzünüze vurmaya kalkan bir densiz çıkarsa siz de onun postmodernizmden hiçbir şey anlamadığını haykırın. Haykırın diyorum; çünkü haklı gibi görünmenizi sağlayacak biricik etken, sesinizin ondan yüksek çıkması olacaktır. Bu gibi şeylerle zaman yitirmeden bir an önce bilgisayarınızın başına geçin ve yazmaya başlayın. Ne yazacağınız konusunda aklınıza bir şey gelmiyorsa yaşadığınız son çılgın geceyi anlatmakla işe başlayabilirsiniz. Erotik olması için uğraşmayın; daha kestirme yoldan gidin; pornografik olmasını sağlayın. Öyle deneyimleriniz yoksa bir biçimde kulağınıza çalınmış olanları kullanın. Onlardan da aklınızda kalan bir şey yoksa uydurun. Uydurma yeteneğiniz de yoksa böyle olduğunu bildiğiniz bir kitabı açıp oradan birkaç sayfa apartmakla işe başlayın. Eskilerin “intihal” dediği hırsızlamalara postmodernizmde esinlenme adı verildiğini unutmayın. Postmodernizmde bunlar ayıp ya da günah değildir. Rahat olun. Kopyalarken zihninize bir “küşayiş” geldiğini fark edeceksiniz. Gelmiyorsa gelmesini sağlayacak, zihni açan, aklı cilalayan, yaratıcılığı kamçılayan yollara başvurabilirsiniz. Bunlar da romanın ilerleyen sayfalarında pornografiye çeşni katacak malzemeler olarak size geri dönecektir.

• “Hayatın ve sanatın gerçeği” diye bir şey yoktur. Siz varsınız, hatta açık söylemek gerekirse sizin gerçeğiniz diye bir şey bile yoktur. Her ne kadar başkalarından farklı, özgün ve biricik olduğunuza inanıyorsanız da işin aslının böyle olmadığını siz de içten içe gayet iyi bilmektesiniz. Standardize edilmekten hoşlanmamanız, standart bir tip olmadığınız anlamına gelmez. Çağın gerektirdiklerinin farkında olup ona göre biçimlenmiş biri olarak benzerlerinizle bire bir örtüşen özelliklere sahipsiniz. Bunu kimselere açıklamasanız da kendiniz bilin, diye söylüyorum. Birey olarak ne kadar değişik olmaya çalışırsanız o kadar birbirinize benzediğinizin farkındasınızdır umarım. Postmodernizmi ilke edinmiş biri olarak romanın da tıpkı yaşam gibi tüketildiğini çoktan beri biliyor olmalısınız. Kimse başkalarını ve sizi kandırmaya kalkmasın: Kalıcılık diye bir şey yoktur. Romanınızın ömrü de okunma süresi kadardır.

• Sizi birilerinin “postmodern” diye ilan etmesini beklemeyin. Ya etmezlerse! Kendiniz söyleyin bunu. Çağımızın sanat anlayışının postmodernizm olduğunun altını kalın kalın çizerek hem de. Bunu söylerken postmodernizmin, emperyalist kapitalizmin sanata yansıma biçimi olduğunu bilmiyorsanız öğrenmenize zaten gerek yok; bilmeme masumiyetinizi sonuna kadar yaşayın. Yok, biliyorsanız sakın ola bunu söylemeye falan kalkmayın; bilmiyormuş gibi davranın. Birileri, postmodernizmin, bireyin kendisine, ülkesine, dünyaya ve doğaya yabancılaşmasına yol açtığını söyleyecek olursa buna da kulaklarınızı sımsıkı kapayın. Eline kalem alan herkesin topluma karşı sorumluluğu olduğunu söylemeye yeltenen birileri çıkarsa bunları da umursamayın. Toplumcu bir tavır benimseyecek kişilerden değilsiniz siz. Unutmayın ki romanda toplumcu mesaj verme kaygısı geçen yüzyılda kaldı; siz bu yüzyılın genç romancılarından biri olarak asla böyle bir yükümlülük taşımıyorsunuz. Bunun farkında olun ve gevşeyin. Zaten kimse de sizin romanınızı toplumsal konular karşısındaki düşüncelerinizi, kaygılarınızı, önerilerinizi öğrenmek için okumayacaktır. Aklınıza gelen her şeyi, herhangi bir sıralama kaygısı gütmeden arka arkaya dizebilirsiniz. Yazdıklarınızın birbiriyle uyum içinde olması gerekmez. Hatta ne kadar aykırı ucu bir araya getirmeyi başarabiliyorsanız o derecede postmodern sayılırsınız. Hesabınızı postmodernizm konusunda kimsenin bir şey bilmediği üzerine kurabilirsiniz. Öyleyse, benimle birlikte yineleyin şimdi: “Hiç kimse postmodernizmi benden daha iyi biliyor olamaz.” Nasıl? Kendinizi daha güçlü, daha bilgili, daha donanımlı hissediyorsunuz, değil mi? İşte bu kadar!
• Türkiye’de popüler olmak istiyorsanız İngilizce yazın. Bu size garip gelebilir, hatta birtakım geri kafalılar, Türk edebiyatında yer almak için ille de Türkçe yazmak gerektiği iddiasında bulunabilirler. Hatta bu satırların yazarının da yıllar yılı öne sürdüğü iddia budur. Siz onlara aldırmayın. Bu satırların yazarına da aldırmayın. Kelin merhemi olsa kendi başına sürer. Hemen şamar gibi bir soru yöneltin, bakalım verecek cevap bulabilecek mi? Kendisi kitap yazacak kadar İngilizce mi bilir? İngilizce yazdı da popüler mi olamadı? Yetinmeyin, bir de bu yandan sorgulayın: “Türkçe de Türkçe!” diye onca yırtındı da başı göğe mi erdi? Türkiye’de roman yazmak için Türkçe bilmenin gerekmediğini öğrenme zamanı hâlâ gelmedi mi? Siz siz olun dediğini yapın, gittiği yoldan gitmeyin. Her şey ortada! Şimdiden böyle yapan bir iki yazarımızın başarısı, yeterince gözler önünde değil mi sizce? Önümüzdeki zamanlarda onların açtığı popülerlik yolundan gitmeye heveslenen çok kişi çıkacaktır. Niye siz bu kalabalığın başlarında yer almayasınız? Hem elinizi çabuk tutmanızda yarar var. Arkadan gelen kuşaklar popülerliği yakalamak için Çince yazmak zorunda kalabilirler. Bütün dünyada hâlâ ABD’nin borusu öterken siz de ABD’nin dilini en etkili biçimde kullanmaya çalışın. Bununla yetinmeyin, kitaplarınızı Amerika’da bastırmanın yollarını arayın. Amerikalılar kitaplarınızı bayıla bayıla okuyacağı için değil. Ortalama bir Amerikalının okuma listesinde ilk sırayı diyet kitaplarının oluşturduğunu gözden uzak tutmayın. Hollywood yıldızlarının yatak odası maceraları bile bu listede kendisine ikinci sırada yer bulabilmekteyken sizin ne yazdığınızı merak etmelerini beklemeyin. Hayallere kapılmanın gereği yok. Gerçekçi olun. Siz Amerikalı okuru değil, Türkiyeli okuru tavlamak için İngilizce yazmaktasınız. Romanınızın İngilizceden çevrilmesinin sağlayacağı prestiji, doğrudan Türkçe yazarak asla elde edemeyeceğinizi aklınızdan çıkarmayın.

• İngilizce bilmiyorsanız işiniz zor. Umudunuzu kaybetmenizi istemem; ama açık konuşmak zorundayım: Türkiye’de İngilizce bilmeden yaşanmaz. Daha şimdiden yaşanmadığını görmüyor musunuz? İleride, kutsal müttefikimiz ABD ile bugünkünden bile sıcak ilişkiler kurulduğunda İngilizcesiz olunamayacağı kafanıza iyice dank edecek. Zaten yeterince gecikmişsiniz daha da geç kalmadan işe girişip İngilizce öğrenmeye başlasanız iyi olur. Öyle meramınızı anlatacak kadar falan değil, romanlarınızı İngilizce yazacak kadar. Unutmayın, meramınız zaten bu: Popüler olmak.

• Bütün bu nimetlerden yararlanmak için bir ayağınızın (hatta iki ayağınızın birden) Amerika’da olması gerekir. Üstelik bu durumda Türkiye sizi, Türkiye’ye her gelişinizde, hep burada yaşamış birine göstereceği ilginin on katı, yüz katı, bin katı fazlasıyla karşılayacaktır. Ayrıca kapağı Amerika’ya atmak, sanıldığı kadar zor değildir. Şu anda ABD’ye eğitim harcamaları kapsamında en çok para ödeyen ülkeler arasında Türkiye başı çekmektedir. Demek ki orada zaten pek çok gencimiz bulunmakta. Size de onların arasında bir yer bulunabilir. Kaldı ki ABD zaten durmaksızın sizi çağırmakta. Okullarınızdaki duvar ilanlarından el ilanlarına, internetteki sizi çalışmaya ve Amerika’da yaşamaya çağıran duyurulara kadar, beyninize bağlı bütün duyu organlarınıza seslenen çağrıları dikkate alıp harekete geçebilirsiniz. “Green Card” çekilişlerine katılma olanağı da işin cabası. Bütün bunlardan daha kesin ve daha kestirme yollar da elbet bulunabilir. Her popüler olmak isteyen gencin bu ayrıcalığa ulaşamayacağını bilmekle birlikte asıl kestirme yolun ne olduğunu kulağınıza fısıldamazsam en can alıcı sırrı söylememiş olacağım. Bu sırrı kendime saklayarak sizi bu fırsattan mahrum etmek istemem. İşte o can alıcı sırrı açıklıyorum: Şu anda politika icabı ABD’de bulunan ve Türkiye’ye döneceği kutlu günü sabırla bekleyen zatı muhteremin himayelerine girmek. Zor uygulanabilecek bir yöntem olmakla birlikte sonucundan en emin olacağınız yöntem de budur. Siz yalnız Türkiye’de iktidara gelecek politikacıların ABD’de eğitildiklerini mi sanırsınız? Türkiye’de edebiyat alanında iktidara yürümek isteyenlerin yolu da Amerika’dan geçmektedir. Bu gerçeğe bir an önce uyanın. Uykulu gözlerinizi aralayıp çevrenize biraz bakarsanız benim görebildiklerimden fazlasını göreceğinize eminim.

feyzahepcilingirler.com

5 Eylül 2012

  • H D - 05/09/2012 - 13:43

    Başka bir dil bilmenin neresi sakıncalı? Çok iyi yabancı dil bilenleri eleştirenlerin çoğunluğunun Türkçesi , eleştirdileri insanlarınkinden daha da kötüdür. Başka bir dil öğrenirken kendi dilinizin inceliklerini fark edersiniz. Yabancı dili iyi derecede bilenlerin diksiyonu ve dilbilgisi Türkçeden başka dil bilmeyen çok insandan daha iyidir. Kİİİİİİ; İnglizce öğretmenleri ilkokul 8’e kadar TÜRKÇE DERSİ VEREBİLİR: Çünkü EN AZ Türkçe öğretmeni kadar kendi diline vakıftır. BU ilgisiz-alakasız aforizmaları geride, arkada kalmışlığın aforizması olarak görüyorum. Bİr şeyleri yakalayamamış olmak… Zaten dili kullanabilmek bir yetenektir. Her yırtınan iyi konuşamaz.cevaplakapat

  • Erte Oyar - 05/09/2012 - 14:27

    Sayın HD,siz Feyza Hanım’ı bir daha okuyun lütfen. Hiç dil öğrenimine karşı çıkar mı. Söylediği çok başka.Dikkatle irdeleyin lütfen. Selamlar.cevaplakapat

  • Deniz - 19/12/2013 - 22:57

    Feyza Hanım gibi dilinin ayakta kalması için yıllardır savaş veren bir edebiyat emekçisine haddini bilmeden “yırtınan” deme cüretini gösterebilmiş sayın HD,
    birincisi, eleştirilen konu bir yabancı dili çok iyi derecece bilmek/konuşmak değil, bir Türk edebiyatı eserinin sırf farklı ve popüler olmak adına Türkçe olarak yazılmamasıdır. Oldukca ironik bir durumdur. Bunu görememek ve görebilenlere “arkada kalmış” yaftası yapıştırmak ise en iyi tabirle sığlıktır ki yazıda bahsedilen pop-yazar adaylarına yakışacak bir tutumdur.
    İkincisi, artık ilkokul öğrencileri bile öğrendi ki “ilgi” ve “alaka” aynı manaya gelen iki sözcüktür, ya birini kullanırsınız, ya ötekini. Sanırım İngilizce öğrenmenin anlam ve önemi üzerine coşkuyla atıp tutarken kendi dilinizin en basit kurallarını dahi es geçiyorsunuz, öğrenin lütfen. Cahil cesareti korkulacak bir şeydir buna sahip olan için.cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r