Masthead header

Picasso ile Vallauris’te iki gün | Abidin Dino

Sarı pelür kâğıdına daktilo edilmiş iki sayfa.
Fransızca.
Kâğıt solmuş. Pelür daha da incelmiş. Üflesen yırtılacak gibi.
Abidin bu metni acaba bir dergide yayımladı mı?
Hiçbir bilgi yok. Ama sanmıyorum.
Fransızlar okumadıysa, Türkler okusun diye çeviriverdim.
Tam yarım yüzyıl sonra.

Ferit Edgü

26 Ocak 1953

Picasso, Vallauris’e döndü. Yokluğunda, tornada çekilen ve pişirilen vazoları görmek için.

Çanak-çömlek, Picasso’nun karşısında hazırola geçmiş, denetime hazır.
Picasso, oksitler, sırlar, emaylar konusunda tartışıyor. Her zamanki gibi teknik. Bir masanın üzerinde, çiçek bezeli çok güzel bir vazo görüp bunu kimin yaptığını soruyor. “Sizin yapıtınız” yanıtımı alınca, “Yok canım, ben bu kadar güzelini beceremem” diyor alçakgönüllüce.

Picasso ceketini çıkarıp atıyor. Üstünde mavi kazağı var, kollarını sıvıyor.
Çalışırken bir fırıncıya dönüşüyor; yoğuracağı çok hamuru, fırına süreceği çok ekmeği, çok müşterisi olan. Kendini işine vermiş; pek az hareket ediyor.
Madam Ramier bir vazoyu kopya ediyor, Agar tornanın başında. Malburet çamur yoğuruyor, Jean sırlan hazırlıyor, Madam J. sobanın başında, Picasso’nun yanıbaşına oturmuş, doğumdan söz ediyor uzun uzun. Hamile kadının saplantısı, doğacak çocuğu dünyanın merkezi konumuna getirmek. Picasso tüm bu konuşulanlardan şikâyetçi değil; duymuyor bile. Kendini tümüyle işine vermiş.

Picasso, birden, Agar’ın tornada çektiği ince uzun vazoyu görüyor. Bir av köpeği gibi hemen atlıyor üzerine, sıcağı sıcağına. İlk hareketi, vazonun boynunu sıkmak oluyor, sonra usul usul darbeler vuruyor, gözleri bir manyetizmacının gözleri; hareketleri, ameliyattaki bir cerrahın hareketleri.
Bir de bakıyoruz elinde bugüne değin yaptığı en güzel güvercinlerden biri; sonra bir ikincisi; sonra bir üçüncüsü. Tüm bunları gerçekleştirirken güvercin taklidi yapıyor, bir yandan da güvercinleri iyi tanıyan Agar ile güvercinlerin yaşamı üzerine bilgi alışverişinde bulunuyor.
Picasso ressam olmasaydı bir mim sanatçısı olurdu. Güvercinden söz ederken güvercin oluyor. Ben başka hayvanlardan söz açıyorum, kuşkusuz, onların da resmini, yontusunu, seramiğini yapacak. Keçiler ve güvercinler sırayı savdı, diyorum. Sıra şimdi diğerlerinde.
28 Ocak 1953

Picasso, güvercinlerine devam ediyor. Agar’la arasında güvercinler, daha doğrusu, genelde kanatlı hayvanlar konusunda büyük tartışmalar oluyor.
Picasso diyor ki, “Kuluçkaya yatan tavuğun yüksek ateşi vardır.” Bunu, tavukların yaşamı ve ölümü üzerine uzun bir söylev izliyor. Kanatlarını nasıl kuruttuklarını, manzarayı kafalarını kanırtarak nasıl tersten seyrettiklerini vb. tümünü taklit ederek.
Roma için beşinci güvercinini yapıyor. Yağlı çamuru çok seviyor, bir çocuk gibi oynuyor çamurla.
“Küçükken,” diyor, “hamurdan böyle şekiller yoğurur, sonra onları mutfaktaki ocakta pişirirdim. Kimi zaman mutfağı berbat edip, aşçı kadından paparayı yerdim.”

Madam Ramier, gene Picasso’nun bir vazosunu kopya ediyor. İnanılır gibi değil, karşısındaki vazoya bakmıyor bile. Bir tür medyum bu Madam Ramier. Picasso’nun bir vazosunun kopyasını yaparken Picasso’ya dönüşüyor. O çalışırken, Picasso dikkat kesilmiş izliyor; kendine bakıyor, kendini çalışırken seyrediyormuş gibi.
Jean’ın evi için yirmi iki dakikada gerçekleştirdiği fresk üzerinde konuşuluyor. “Bir küçük noktadan çıktım yola,” diyor. “Bir şövalye zırhının vidasından, onun çevresinde sürdürdüm istifi. Aynı şey Savaş ve Barış için de geçerli. Onda da küçük bir yuvarlaktan çıktım yola; yanılmıyorsam tekerleğin dingil deliğinden.”

Örümcekten filan söz ediyorum. Hemen başka bir konuya atlıyor; el işçiliğine, dizi kavramına getiriyor sözü. Dizi fikri bir saplantı gibi onda. Nesnelerin sayısını artırmak.
Haklılık nedenini şöyle açıklıyor: “Tüm bu çanak-çömleği bir eşeğe yükleyip pazara götürmek isterdim. Orda, tanesini yüz franktan satmak. Ama gel gör ki sanat tacirleri hemen haber alıp bu insanları bulacak, birkaç misli para verip bunları ellerinden alacak, sonra da gidip ateş pahasına gene koleksiyonculara satacaklar, dolayısıyla bu yaptığım hiçbir işe yaramayacak.”
Picasso daha sonra, görme yeteneğinden söz ediyor: “Görmek”, diyor, “çok çok zor. Kimi zaman görüyoruz, ama çok seyrek.”
Madam Ramier’nin kopya ettiği bir vazoyu bitirişini gözlüyor.
Hava karardı, herkes gitti. Picasso, çömlek atölyesinden ayrılmak istemiyor.
Yarım yüzyılın bu büyük bakış ustası, bu akşam, yorgun gibi.
“Biliyor musun, baykuşlar da yaptım,” diyor birden. “Köyde çocukken, keçiler, güvercinler yapardım. Bir de babamın ellerini. Keçileri yarım yüzyıldır resmediyorum. Bizim oralarda, herhalde sizin oralarda da öyledir, keçi çok önemlidir. Kimi zaman yenir, ama pek ender, o da hastaysa ya da bir kazaya uğramışsa. Sonra atlar, atları da çok resmettim, Barselona’nın atlarını. O kadar çok at vardı ki bir vakitler…”

Konuşurken bir güvercin daha çıkıverdi elinden. Picasso avluya çıkarıyor elindeki güvercini, yarın güneşte kurusun diye. Gerçek bir güvercin bu, Vallauris üzerinde uçmak için sabırsızlanan.
Tamam. Picasso, boynuna mavi yün atkıyı doluyor, başına siyah beresini geçirip, “Hadi eyvallah” diyor, “Evli evine köylü köyüne.”

Fransızcadan çeviren: Ferit Edgü

Bu yazı ilk kez Sanat Dünyamız dergisinin 89. sayısında yayımlanmıştır.

edebiyathaber.net (9 Temmuz 2012)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r