Masthead header

Özgür Özgülgün’e 4 soru | Mehmet Özçataloğlu

Fotoğraf: Doğa Onat

1.Neden çocuklar için yazıyorsunuz?

Kısaca kendimden söz edeyim. Ben öncelikle bir tiyatro sanatçısıyım. Mesleğimde uzun yıllardır sahneye çıkıyorum. Gerek yetişkinler için gerek genç dostlarımız için oyunlar sahneliyorum. Her yıl yeni projelerle varolmaya çalışıyorum. Mesleğimizin ustaları sahnedeki enerjimin çocuklarla uyum sağladığını söylüyorlar. Genç seyircilerimiz ile ortak bir dil yakaladık. Son derece keyifli etkinlikler oluyor. Herkes memnun ben daha çok memnunum.

Pandemi sürecinden önce okullarda son derece keyifli etkinlikler yapıyorduk. Yüzyüze tabii. Drama, Düşünce Becerileri ve okuma etkinlikleri. Canlı, etkili ve yaratıcı projelerdi. Okullarımızın zümre başkanları ile yaptığımız toplantılar sonrasında “Siz neden yazmıyorsunuz?” dediler ve birden kafamda bir fikir belirdi. Evet insan kendi yazdığı eserin etkinliğini daha kolay ve rahat yapar. Oturdum hemen yazma eskizleri yaptım. Okudum ve yazdıklarımı beğendim. Önemli olan genç arkadaşlarımın beğenmesi diye düşündüm ve yüksek sesle onlara okudum. Baktım ki hepsi beğeniyorlar hemen yayınevine editör arkadaşlara yolladım. Toplantılar sonrasında ortak karara varıp hadi bu yazdıklarımı seri halinde genç okuyucularımıza sunalım dedik. Yola koyulduk.  İyi ki de koyulduk sonuçları harika.

Çocuk kitapları diye nitelendirdiğimiz eserler takım oyunu gibidir. Sadece yazmak yetmez, resimleyen ve editör arkadaşların metne dokunmaları çok önemlidir. Her şeyi bazen iki ya da üç kere düşünmek gerek. Samimi olmak bu işin ilk şartıdır. Metnin hitap ettiği dostlar fazlasıyla akıllı ve enerjik. Onlar günümüzde tek tuşla tüm dünyayı takip edebilen jenerasyon.

Sahnedeki oyuncu kimliğime saygı duyan arkadaşlar, yazdıklarıma daha sevgi dolu yaklaşıyorlar. Bu beni fazlasıyla mutlu ediyor.

2.Okuduğunuz ilk çocuk kitabı hangisiydi? Sizde ne gibi izler bıraktı?

Şanslı bir jenerasyonun bireyiyim. Bizim zamanımız şimdi ki gibi hızlı ve bilgiye kolay ulaşamazdı. Ama okuma konusunda daha sağlam okurlardık. Okul, ev, mahalle, toplu taşıma fark etmeksizin deliler gibi okurduk. Çizgi romanlar ve mizah dergilerini bile takip ederdik. Okuma alışkanlığı genlerimizde vardı. Aileden kalan en büyük mirastı. Annem ve rahmetli babam sürekli okurlardı. Günlük gazeteler, haftalık siyasi-politik dergiler evimizden eksik olmazdı. Can sıkıntımız hiç olmaz açar bir eser içinde kaybolurduk. Dünya klasikleriyle daha ilkokul sıralarında tanıştım. İyi ki de tanışmışım. Çok şanslıyım.

Üniversite de tiyatro bölümünü kazanınca okumanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladım ve şükrettim. Okumadan, anlamadan yol almak sağlıklı değildi.

Uzun yıllar Can Yayınlarında haftasonu etkinlikleri yaptık. Rahmetli Erdal Öz bize tüm Can çocuk kitaplarını okuttu hemde haftasonu etkinlikleri içinde. Farklı bir konseptti. Yüksek sesle kitap okumak ve etkinliğini yapmak son derece keyifliydi. O zamanlar orada etkinlik yaptığımız dostlar şimdilerde büyüdü ve hepsi mesleklerinde saygın çocuklar oldular. Zaman zaman mailleşiyoruz.

Neyse biz gelelim ilk okuduğum daha doğrusu hatırladığım çocuk eserine. Samed Behrengi’nin KÜÇÜK KARA BALIK kitabına.

Benim için tarifi çok uzun olacak bir eserdir. Okumadan önce yazarı Samed Behrengi’nin hunharca öldürüldüğünü okuyunca şok olmuştum. Bir yazar neden yazdıklarından dolayı öldürülür ki? Hiç anlamadım.

Sonra kitabı okudum ve kurgusunun içinde kayboldum resmen bu kadar güzel nasıl yazılırdı? yazık değil mi bu güzel insana? Bizlere bu güzel hikayeyi ve satırları yazan biri neden hayatta değil ve onu bu dünyadan ayıran kişiler tüm insanlık adına nasıl böyle vahşice karar verebilirlerdi? Aklım almamıştı. Düşünen ve hep başka dünyaları merak eden bir kahramanın yaratıcısı nasıl olurda yaşamazdı. Şimdi bile düşününce tüylerim diken diken oluyor. Sonra hemen BİR ŞEFTALİ BİN ŞEFTALİ kitabını okudum okudukça sevgim daha çok arttı. Sonra sırasıyla tüm kitaplarını okudum. İyi ki de okudum. Çocuk edebiyatı için Samed Behrengi çok önemlidir. Doğu ile Batının sentezi gibidir. İyi ki yaşamış iyi ki yazmış hala okuyoruz ve tavsiye ediyoruz.

Burada sadece Samed Behrengi için yazdım sakın yanlış anlaşılmasın daha bir sürü dünya edebiyatına yön vermiş kıymetli eserler içinde alkış ve tavsiyeler vermek isterim. Öncelik Türk edebiyatımızdan olsun. Kendi edebiyatımıza öncelik verelim. Pek kıymetlidir bizim yazarlarımız. Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Rıfat Ilgaz, Orhan Kemal, Sait Faik, Halikarnas Balıkçısı, Muzaffer İzgü, Sabattin Ali, Tarık Dursun K, Ömer Seyfettin, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Zeyyat Selimoğlu, Bilgin Adalı ve adını burada anmayı unuttuğum her yazardan özür diliyerek listeyi uzatabilirim.

Yaşayan yazarlarımızdan Hasan Ali Toptaş, Ak Kardeşler (Sevim ve Behiç Ak), Cemil Kavukçu, Ayla Çınaroğlu, Ayşe Sarısayın, Mavisel Yener, Fuat Sevimay ve yine tüm aklıma gelmeyen saygın yazarlarımızdan özür diliyerek hepsinin eserlerini sevgi ile tavsiye edebilirim. Okumak lazım okumadan bilemeyiz ve farkına varamayız.

3.Bu kitabı keşke ben yazsaydım dediğiniz bir kitap oldu mu?

Ben çok okuyan ve gerçekten sıkı takip eden biriyim. Hani usta şairin dediği gibi, biri seçsem ikinin hatrı kalır…diye kimi seçsem diye düşünürken aklım hep Sait Faik Abasıyanık’a gidiyor. Tüm yazdıklarını büyük bir keyifle okuyorum. Tüm eserleri benim için başucu hikayeleri. Her akşam uyumadan önce mutlaka birini okur öyle dalarım rüyalara. O Türk edebiyatının rüzgar gülü gibidir. Ses gelir hikayelerinden “hişt hişt” der başka kimlerin öykülerinden ses gelir bilmem ki. Benim için çok önemlidir. Başucumdur.

Şimdilerde onun bir oyun derlemesini sahneleyeceğim o yüzden çok heyecanlıyım. Onu tüm kitaplarını keşke ben yazsaydım diyebilirim. Laf aramızda o kadar güzel yazamazdım ama en azından denerdim.

Bir insanı sevmekle başlar herşey…

4.Çocuklara yönelik kitaplardan en son hangisini okudunuz? Düşüncelerinizi belirtebilir misiniz?

Çok yeni okuduğum eser kendi kitabım oldu. Tiyatro Müzesi adlı eserimi online bir öğretim kurumunda arkadaşlara okudum. Acaba çok mu saygısızlık olur bilemedim ama inanın ki kendi kitabımı bu sefer keskin ve eleştirel gözle okudum.

Bir tiyatro sanatçısının kaleminden çıkan “Tiyatro Müzesi” kitabı, bildiği ve içinde yaşadığı ışıltılı sahne dünyasını genç arkadaşlara anlatan kurgudan oluşuyor. Metin adım adım ilerliyor. Yazar tanıdığı ve bildiği dünyanın kahramanlarını konuşturuyor. Tiyatro gibi gizemli bir dünyanın kapılarını aralıyor. Metin resmen tiyatro dünyasının içinde seyyahlık gibi. Hem gezdiriyor, hem öğretiyor, hem de eğlendiriyor. Tiyatro gibi. İnsanı insana insanca aktarıyor. Değer katıyor.

Günümüz modern eğitim dünyası için eğlenerek öğrenmek bu eserin içinde gerçekleşiyor. Tiyatroya meraklı çocukların, sahnenin gizemli dünyasının labirentlerinde vakit geçirmeleri kitap okumanın keyfini arttırıyor.

Bakalım zaman bizi haklı çıkaracak mı? Geri dönüşleri merakla bekliyorum.

edebiyathaber.net (2 Aralık 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r