Masthead header

Öykü: Yüz puan | Seher Tanıdık

Arabasının içinde oturmuş, marketin çıkış kapısına gözlerini dikmiş, ellerini ovuşturuyordu. Saatine baktı. Heyecanı yatışmıyordu bir türlü. İçinden bir ses ‘Bu sefer tamam,’ diyordu. ‘Bir yıl uğraştım ama bu sefer buldum galiba.’ Gözü yine saatine kaydı, gülümsedi. Yan koltukta duran yumurta kolisine baktı. Biraz önce markette tanıştığı adamın kapıdan çıkmasını bekliyordu. Yarım saat öncesine kadar her şey ne kadar olağandı.

Marketten alması gereken bir şey yoktu aslında ama ayakları onu her akşam olduğu gibi buraya sürüklemişti. Otoparktan market girişine doğru yürürken, arkadan esen rüzgârın savurduğu sarı saçları kırmızı rujlu dudaklarına yapışıyordu. Dağılan saçlarını alışıldık bir hareketle ensesinde topladı, işaret parmağı üzerinde birkaç kez doladıktan sonra sağ omzunun üzerine bıraktı. ‘Her hâlimle güzelim nasılsa,’ diye dudağının ucuyla gülümsedi. Girişteki cam kapı, uzun ince endamını yansıtarak doğruladı onu. Otomatik kapıya yaklaştığında emredercesine hızlı bir el hareketi yaptı. O an açılıveren kapıdan prenses edasıyla geçti. Yakında onun için bütün kapılar açılacaktı.

Market arabalarına yöneldiğinde karşıdan bir adamın yaklaştığını gördü. Uzun boylu, geniş omuzlu… Daha uzaktan iki puan cepteydi. Yüzüne baktı, yakışıklı sayılırdı. Etti üç puan. Yürüyüşünü yavaşlatınca, adamın arkasında kaldı. Adam sıkışmış metal arabayı kendine doğru çekerken ona çarptı ister istemez; ayağına bastı hafiften.  

Acıdan çok cilveli bir sesle “Ah!” dedi kız.

“Çok özür dilerim hanımefendi,” dedi adam içten bir endişeyle. Göz göze geldikleri anda “Bir yeriniz acımadı ya?” diye devam etti ilgiyle.

“Sorun değil,” dedi kız hayranlıkla. Adamın bakışları öyle etkileyiciydi ki, bu kadar kibar olmasaydı bile bu gözlerinin hatırına puan kırmazdı. Adam uzaklaşırken kafası karışan Özlem, parmaklarıyla puan hesabı yapıyordu. Uzun boylu, geniş omuzlu, yakışıklı, kibar; etti dört puan. Ya o gözler! Adamın kısık bakan siyah gözleri bir yerlerden tanıdık geliyordu. Nereden olduğunu hatırlayamasa da o gözlere bir yerine iki puan verdi. Etti altı puan.

Adam arka reyonlara doğru hızla ilerleyince arkasından bakakaldı. ‘Hay Allah! İyileri hep başkaları kapıyor zaten,’ diye üzüldü. Bir anda kaşlarının arasını doluşan çizgiler aynı hızla dağıldı. Bu kadar çabuk pes edemezdi. Boş görünmesin diye alışveriş arabasına bir koli yumurta atıp ‘Bakalım nereye gitmiş benim yakışıklı,’ diye söylenerek adamı takip etti.

Özlem şehrin bu tarafındaki büyük marketlere hemen her akşam bu saatlerde uğrardı. Civardaki gökdelenlerde çalışan yüksek maaşlı plaza erkeklerinin iş çıkış saatleriydi. Ona göre marketler, erkekleri tanımak için pratik mekânlardı. Kafelerde, partilerde alyanslarını çıkartan, göbeğini içine çeken erkekler, av sahası saymadıkları marketlerde kendileri gibi davranırlardı.

Gözlemlerine göre evli erkekler markette hemen belli olurdu. Ya ellerinde bir liste vardı, ya da akıllarında. Siparişleri hızlıca alarak doğruca evlerine koşarlardı. Bekâr erkekler ise alışveriş arabaları ile saatlerce dolaşır, ürünleri inceler, birini bırakır diğerini alırlardı. Alışveriş onlar için boş zaman geçirme şekliydi. Henüz evcilleştirilmedikleri belli olan bu bekâr erkeklerin içinden uygun bir koca bulabileceğine emindi Özlem. 

Adamı süt ürünleri reyonunda, ellerini beline dayamış ürünlere bakınırken gördü. O tarafa doğru yavaşça yürüdü. Yanına yaklaştığında hâlâ ayranların olduğu rafı inceliyordu adam. İyiye işaretti. Özlem usulca yan koridora girip oradan uzaklaştı. Olayı analiz etmesi için zamana ihtiyacı vardı. 

Kararını verince hızlandı. Eliyle koymuş gibi buldu yoğurt mayasını. Arabaya attı. Gülümseyerek adama doğru ilerledi. Hâlâ bıraktığı yerdeydi. Özlem, sütlere bakmak için yanında durduğunda omuzları birbirine değecekti neredeyse.

“Affedersiniz, yoğurt mayalamak için olan şu süte ulaşamıyorum. Müsaade eder misiniz?” deyince, adam elindeki şişeden gözünü ayırmadan yavaşça yana kaydı. Kız eğilip sütü aldı ve tekrar yükselince göz göze geldiler. Öyle gereksiz bir yakınlık vardı ki aralarında, yavaşça bir adım geriye çekildi Özlem. Adama gülümsemek istedi ama pek acemi bir gülüş gelip yerleşti yüzüne. Hani o an kendini uzaktan görse, ağzını topla kızım diyecek kadar sırıtıyordu neredeyse.

Yakıcı bir ateşin göğsünden yüzüne doğru hızla yükseldiğini hissediyordu Kaçıncıya oynuyordu bu oyunu ama ilk defa kalbi böyle çarpıyordu. “Aptal gibi görünüyor olmalıyım,” diye geçirdi içinden. Oyunun en can alıcı yerine gelmişti. Sıra adamdaydı. 

Hafifçe alt dudağını ısıran adam gülümsedi. “Siz? Ayağınız iyi, değil mi? Ben size çarpmıştım az önce,” dedi.

“İyiyim sağ olun,” derken başını yana eğdi Özlem. Kısa bir sessizliğin ardından, adam kızın elinde tuttuğu süte baktı. “Yoğurt mayalamak için ayrı bir süt mü varmış?” dedi. Yemi yutmuştu. “Elbette,” dedi kız, gülümsemesini toparlayarak. “Kutu sütlerden yoğurt olmaz çünkü. Süt ne kadar yağlı olursa yoğurt da o kadar sert olur,” diyerek genel kültürünü konuşturdu. Çok uzattığını fark edince sustu. 

“Bilmiyordum,” dedi adam dudak bükerek. Yaşı biraz küçük müydü ne? Kaşı gözüyle adamın elindeki şişeyi işaret etti Özlem:

“Siz hazır ayran aldığınıza göre böyle şeyleri bilmemeniz normal tabii ki. Ama çok rica ederim yoğurdunuzu evde yapın. Bakın hazır yoğurt mayaları da var artık. Çok kolaylaştı her şey.”

Az önce arabaya atıverdiği yoğurt mayasını aldı eline. Adama biraz daha yaklaşıp mayanın arkasındaki yazıları okurken, sıcaklayan bedeninden uçuşan parfümünün kokusu onun bile içini gıcıkladı. ‘Zavallı adamcağız,’ diye düşündü. ‘Muhtemelen söylediklerimi duymuyor bile.’

En sonunda “Bunlar zor şeyler değil, eşiniz de bilir aslında,” deyip sustu. Cevabı beklerken içi merakla kaynıyordu. Yüzünden kırmızı bir dalga geçen adam başını eğerken yedinci puanını almıştı ama o anda puan hesabını unuttu Özlem. Bayılırdı utangaç adamlara. Hemen sonra başını kaldırdı adam. “Sorabileceğim kimse yok ama sizin sağlıklı yaşam hakkındaki bilgilerinizden faydalanmayı isterim doğrusu.” 

“Neden olmasın?” dedi Özlem saklayamadığı bir neşeyle. Adamın bekâr olması tam üç puan değerindeydi.

“Ama şimdi acele çıkmam gerekiyor. Nasıl yapsak?” derken doğrudan adamın gözlerinin içine bakıyordu artık. Bir an için kaşlarını havaya kaldıran adamın gülümsemesini yakaladı. En sevdiği an buydu Özlem’in. Çok az erkek bu seviyeye gelirdi çünkü.

Eliyle ensesini ovuşturan adam “Ben size telefonumu versem, nasıl olur? Müsait olduğunuzda ararsınız,” dedi. Hemen ardından cüzdanından çıkardığı beyaz kartviziti kıza uzattı. “Olur tabi,” deyiverdi Özlem, kartı cüzdanına yerleştirirken.

Gitme zamanıydı. Neşeli bir “İyi akşamlar,” dileğiyle döndü, kasaya doğru ilerledi. Ödemeyi yaptı. Elinde poşetle arabasına yöneldi. Aldıklarını yanındaki koltuğa attı. Cüzdanından adamın verdiği kartı çıkardı hemen, ağzının içinden mırıldandı. “Kamuran Işıkoğlu, Arşiv sorumlusu. Bu nasıl bir iş ya? Neyse… Şu kapıdan bir çıksın, o zaman anlaşılır ne olduğu.” Park ettiği yerden marketin çıkışını göremediği için arabayı çalıştırdı, otoparkta küçük bir tur attı. Çıkış kapısını gören bir yere park etti.

Özlem saate baktı yeniden. Marketten çıkalı on dakikadan fazla olmuştu. O zamandan beri gözlerini kapıdan bir an olsun ayırmamıştı. Nihayet marketten çıktı adam. Aklı başka yerdeymiş gibi yavaş yürüyordu. Gözden kaybolacak gibi olunca Özlem onu kaçırmamak için arabayı çalıştırdı. Uzaktan takip etmeye başladı. Gri bir arabaya bindi adam. Gözleri kısıldı Özlem’in, kaşları çatıldı. Yumruk yaptığı elini sıkarken dişlerinin arasından “Bu araba en az yirmi yıllık bir külüstür,” diye söylendi. Emin olmak için bekledi. Araba geri geri geldi, dönüp yola çıktı. Otoparkın çıkışına doğru yöneldi. Gaza basıp yetişti Özlem. Arabanın yanından geçerken yavaşladı. Umutsuzca baktı arabaya, içindeki on puanlık yakışıklıya. Sonra gaza basıp uzaklaştı.

Radyoyu açtı, eskilerden bir şarkının remiksi doldurdu arabanın içini. Müziğin sesini açtı, daha da açtı. Ana yola çıktı. İlk kırmızı ışıkta adamın verdiği kartviziti çıkardı. İkiye böldü kâğıdı, hıncını alamayıp tekrar ikiye böldü. Kolunu açık camdan çıkarıp elindeki kâğıt parçalarını havaya fırlattı. Çıplak koluna rüzgârın değmesi hoşuna gitti, kapatmadı camı.

Yazık… Doksan puanlık mevzuda çuvallamıştı uzun boylu, geniş omuzlu, yakışıklı, kibar, güzel gözlü, utangaç, bekâr adam.

edebiyathaber.net (18 Kasım 2021)

  • İlker Çolak - 22/11/2021 - 23:15

    Çok alakasız olacak ama puanlama deyince eskiden heyecanla seyrettiğim eurovisyon şarkı yarışmaları geldi aklıma.
    On puanlık adama yazık olmuş. Tıpkı eurovisyonda bazen Türkiye ye yazık eden avrupa ülkeleri gibi. Emeğinize sağlık ne güzel yazmışsınız.cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r