Masthead header

Korkmayın, Tanpınar okuyun, muhafazakar olmazsınız

“Tanpınar okumak, onu anlamaya çalışmak bizi ne muhafazakar yapar ne de gerici. Sadece kendimize güvenimizi artırır. Bir proje olan tarih yerine bir süreç olan hafızaya yeniden güvenebiliriz böylece” diyen sosyolog Besim Dellaloğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı yeniden sosyolojinin gündemine getiriyor.

Sosyolog Besim Dellaloğlu farklı üniversitelerde Tanpınar üzerine dersler verirken öğrencilerin pek çoğunun sadece Tanpınar değil Yahya Kemal, Abdülhak Şinasi ve Peyami Safa gibi isimleri de okumadıklarını görür. Gençlerin bu yazarları okumama gerekçesi ise ‘muhafazakar’ oluşlarıdır. Aslında bu durum üniversite öğrencileriyle de sınırlı değil elbette. Ülkemizde bazı yazarlar kitaplarının yayınlandığı yayınevine de bakılarak ‘muhafazakar’ olarak adlandırılır. Ve bir yazar bu damgayı yemişse onun ne yazdığı, neyi tartıştığı, sözünü ettiği şeye hangi tavırla yaklaştığından çok neden söz ettiğine bakılır. Hüküm verildikten sonra da çoğunlukla ya görmezden gelinir ya da göz ucuyla bakılır. Dr. Besim Dellaloğlu, “Bence Tanpınar’ın ‘muhafazakar’ olduğu iddiası Türkiye modernleşme zihniyetinin ürettiği en önemli hurafelerden biridir” diyerek bunun nedenlerine odaklanıyor ve Kapı Yayınları’ndan çıkan Modernleşmenin Zihniyet Dünyası – Bir Tanpınar Fetişizmi adlı kitabında Ahmet Hamdi Tanpınar üzerinden modernleşme tecrübemize dair değerlendirmelerde bulunuyor. Türk sosyolojisinin başlangıcında Ziya Gökalp, Ahmet Hamdi Tanpınar, Namık Kemal ve Yahya Kemal gibi siyasetçi, edebiyatçı, düşünür ve sosyolog kimliğine sahip isimlerin varlık gösterdiğini ancak bugün bu geleneğin farkında olunmadığını hatırlatan Dellaloğlu, sosyolojinin yeniden edebiyatla buluşması gerektiğinin altını çiziyor.

Sosyoloji ‘edebiyat’ı neden unuttu?

Sosyolojinin uzun yıllardır yakınından geçmediği edebiyat alanına kapı aralayan Dellaloğlu, “Bu memleketi kurtarmak isteyenler roman yazdılar uzunsüre. Bu nedenle sosyolojinin en önemli mecrası edebiyattır bu memlekette. Peki sosyoloji dünyamız bunun ne kadar farkında?” sorusunu soruyor. Türkiye’de sosyolojinin akademik duvarları aşamadığını, bu yüzden de modernizm okumalarınazengin bir imkan sağlayan edebiyat alanına ilgisiz kaldığına dikkat çeken Dellaloğlu, önyargısız bir şekilde bu ülkeyi anlamak isteyenlere bir teklifte bulunuyor: “Tanpınar’ın rehberliğinde çocuksu modernleşmemizi bir modern olma sürecine dönüştürebiliriz belki de. Tanpınar okumak, onu anlamaya çalışmak bizi ne muhafazakar yapar ne de gerici. Sadece kendimize güvenimizi artırır. Bir proje olan tarih yerine bir süreç olan hafızaya yeniden güvenebiliriz böylece. Modern olmak sadece akılla değil aynı zamanda güçlü bir hafızaya gereksinim duyar. Tanpınar’ın çok iyi bildiği modernleşmecilerin ise hiç farkında olmadıkları tam da buydu. “Ortaöğretimde Osmanlıca dersi olmalıdır” dediğimde beni Cumhuriyet düşmanı olarak nitelemezsiniz belki, eğer Tanpınar okursanız. Kendilikte ısrar, bir kültürelcilik, bir milliyetçilik değildir. Batı düşmanlığı, evrenselcilik karşıtlığı hiç değildir. Tam tersine kendilik ısrarı evrensele katkıda bulunabilmenin koşuludur. Kendine güven, yerel ve evrenseli bağlantılandıran bir imkan yaratır.”

Keşke onu tanısaydım

Hafızasını sahiplenmek isteyen düşünür

“Türkiye’nin modernleşmecileri, Kemalistler, Marksistler Tanpınar okuyabilseydik kesinlikle daha geniş ufuklu Kemalist ya da Marksist olurduk” itirafında bulunan Dellaloğlu, “Geleneği modern olanın karşısına koyan bir zihniyet üretti bu ülkenin modernleşmecileri. Dolayısıyla bu refleks, geçmişle, gelenekle kişisel bir bağ kuran herkesi gerici ya da muhafazakar olarak nitelendirdi” diyerek Tanpınar’ın da bu algının kurbanı olduğuna dikkat çekiyor. ‘Peki Tanpınar ‘muhafazakar’ değilse nedir?’ şeklinde bir soru gelebilir akıllara. Bunun cevabını da şu cümlelerle veriyor Dellaloğlu: “Tanpınar bir Doğu-Batı uzlaştırıcısı değildir. Yerlici değildir. “Asrı saadet” ya da “Altın Çağ” arayışında da değildir. Tanpınar, geçmişi ve geleneği aslında şimdiyi zenginleştirmek için önemsiyordu. Yoksa onlara geri dönmek, bugünü tamamen onlara boğmak gibi bir yaklaşımı hiç yoktu. Ama onları bir kaynak olarak en azından şimdinin yedeğinde tutmak istiyordu. Belki de sadece hafızasını sahiplenmek istiyordu.” ‘Muhafazakar’ bir yazar olarak sınıflandırıp Tanpınar’dan uzak duranları usta yazarın kimliğiyle tanıştıran Besim Dellaloğlu, “Tanpınar’ın kendi hayatına dair hiçbir Müslümanlık belirtisi yok. Oldukça bohem bir hayat sürmüştür. CHP milletvekilidir. Hem de tek parti

döneminde. O halde niçin gelenekle, dinle bu kadar ilgilidir. Çünkü bu ülkede toplumsal zihniyet oradan kaynaklanır ağırlıklı olarak. Bu toplumu anlama gibi bir derdiniz varsa bir entelektüel olarak gerekirse kendinizi aşıp bu alanlara merakla, ilgiyle yönelmek gerekir. Dert edinmek gerek yani! Aydınlanmacı ve pozitivist bir önyargıyla toplumu bir anlama konusu olarak değil ama daha çok bir mühendislik malzemesi olarak algılarsanız o zaman bütün bunlara gerek yoktur zaten. Bu memleketin modernleşmecileri genelde topluma bu biçimde bakmışlardır” diyerek Tanpınar’ın bir münevver olarak aslında nasıl bir doğru bir çizgide ilerlediğine dikkat çekiyor.

Okumasak da onun dediği yere geldik

Tüm bu arayışlarından dolayı Tanpınar’a hakkını teslim etmek isteyen Dellaloğlu, “Bütün modernleşmeler trajiktir. Sürekli kendisi olmak ile başkası olmak arasında radikal seçimler yapma durumunda kalmak. Bizim modern olmamız için başka tür bir takvim, alfabe ve başka tür şapkaya ihtiyacımız olmuştur. Batılı böyle bir trajediyi yaşamamıştır. Bu ülkenin modernleşmesi bir tür kendimiz olmaktan utanmanın hikayesidir. Bu nedenle bizim memleketin modernleşmesinin biliminden çok sanatı yapılır. Tanpınar da bunun piridir bence. Tanpınar bu trajedinin yazarıdır” diyerek Tanpınar’ın Türkiye modernliğinin entelektüel temellerini oluşturabileceğini iddia ediyor. Türkiye’nin Modernleşme Krizi’ni Ahmet Hamdi Tanpınar üzerinden ele alırken Besim Dellaloğlu ilginç bir noktaya varıyor: “Türkiye’nin bir türlü modern olamaması, kendi modernliğini üretememesinin en temel nedenlerinden birimuhafaza etmek isteyenlerle, değiştirmek isteyenlerin hep kutupsal bir biçimde ortaya çıkmış olmasıdır. Oysa modernlik ancak değişerek devam edip, devam ederek değişmekle mümkündür. /…/ AKP’nin ‘biz değiştik’ diyerek ortaya çıkışı aslında modernliğin onlar nezdindeki kabulü olarak okunabilir. Türkiye’de modernleşme projesi de kaybetmiştir, onunamansız alternatifi Siyasal İslam da kaybetmiştir bu anlamda. Türkiye modernliği bu iki kaybın ürünüdür aslında. Bugün bir ‘kayıp’ olarak elde ettiğimizi Tanpınar, yıllar önce bir ‘kazanç’ olarak öneriyordu bize. Tanpınar’ı okumadık, ciddiye almadık ama bence sonunda onun dediği yere geldik.” Modernleşme ve modernlik konusunda kafası karışık olanların Modernleşmenin Zihniyet Dünyası’na göz atmasında fayda var.

Gülcan Tezcan

Kaynak: www.stargazete.com

  • mavara - 08/06/2014 - 15:45

    “Bizim modern olmamız için başka tür bir takvim, alfabe ve başka tür şapkaya ihtiyacımız olmuştur.” demiş yazar…
    Oysa ki, Amerika’da da İngiltere ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde de şapka ve kıyafetinden tutun geleneklere, eğitim ve dile varıncaya dek, “süreç içinde” değişiklikler olmuştur… ancak bunlar, bizden daha önce yaşanmış ve büyük ölçüde sindirilmiştir… (bundan utanmak/utanmamak mevzuu ise başka…) ancak, bu noktada yazarın meseleye nötr duruşunu kaybettiği hissediliyor…

    Saygılar…cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r