Masthead header

Orhan Veli, George Orwell ve yayıncı etiği | Metin Celâl

Orhan Veli, 14 Kasım 1950’de genç yaşta ölmeden önce, ölümünde 70 yıl sonra eserlerinin bu kadar çok ilgi göreceğini, onlarca yayınevince kitaplarının basılacağını duysa kulaklarına inanamazdı herhalde. İnternet kitapçısı Babil.com’un verilerine göre Orhan Veli’nin 30 yayınevinde 77 kitabı satışta.

Benzer durum George Orwell için de söz konusu. 21 Ocak 1950’de ölen yani 2021 yılı başı itibariyle ölümünün üzerinden 70 yıl geçmiş olduğundan eserleri telif hakkı ödenmeden basılabilen Orwell’in de 87 yayınevinden çıkmış 245 kitabı listelenmiş aynı internet kitapçısında.

Bu durum sadece Orwell ve Orhan Veli için geçerli değil, daha vahim durumda olanlar da var. Örneğin 3 yıl önce koruma süresi dolan Sabahattin Ali’nin 107 yayınevinde 524 kitabı çıkmış. Rekor Stefan Zweig’da 151 yayınevinde 833 çeşit kitabı var.

Klasiklerde yayın bombardımanı daha da artıyor. Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış’ından 60 çeşit var ve sayfa sayıları 194 ile 2132 arasında değişiyor. Victor Hugo’nun Sefiller’inden 108 çeşit basılmış ve sayfa sayıları 156 ile 1606 arasında değişiyor. Sayfa sayıları arasında fark olduğu gibi fiyatlar da farklı 3 liraya da 56 liraya da Sefiller almak mümkün.

Yasa manevi hakları, eser bütünlüğünü korusa da yayıncılar rekabet edebilmek için kanuna aldırmıyor ve eserleri istedikleri gibi kesip biçiyorlar. Fiyat farkı da böyle sağlanıyor. Tabii kesip biçmekle kalmıyorlar maliyeti ucuzlatmak için intihale de başvuruyorlar. Daha önce yapılmış iyi çevirileri alıp piyasa deyimiyle “takla attırıyor”lar. İşi öyle abartıyorlar ki çeviriye takla attıran editör ya da korsan çevirmen sonradan hak iddia edemesin diye kitaba çevirmen adı da yazmıyorlar. Yani Tolstoy Savaş ve Barış’ı Rusça değil Türkçe yazmış oluyor.

Vahameti anlamak için daha önce sözünü ettiğim bir araştırmayı buraya tekrar alıntılıyorum; 2009’da Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği ÇEVBİR üyesi deneyimli 5 çeviribilimci ve çevirmenden oluşan İntihal İnceleme Komisyonu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “100 Temel Eser” listesinde yer alan 10 eserin, 50 yayınevi tarafından yayımlanmış 154 basımını inceledi. Kitaplar şunlardı; İvan Turgenyev’in Babalar ve Oğullar’ı (11 basım), Jack London’un Beyaz Diş’i (14 basım), Cervantes’in Don Kişot’u (14 basım), Gustave Flaubert’in Madam Bovary’si (14 basım), Nikolay Gogol’ün Ölü Canlar’ı (10 basım), Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe’u (18 basım), Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı (12 basım), Victor Hugo’nun Sefiller’i (25 basım), Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı (14 basım), Honoré de Balzac’ın Vadideki Zambak’ı (22 basım). Amacı intihal ve kısaltma vakalarını olabildiğince belirlemek olan komisyon incelemelerinin sonucunda 154 basımdan 58 tanesinde yoğun intihal, birçok diğer basımda da ciddi ölçülerde kısaltmalar tespit etti.

Bu rapor kamuoyuna açıklandı, basında yer aldı. Peki sonra ne oldu? Hiçbir şey. FSEK’e göre eser sahibinin mirasçıları manevi hakları korumak için dava açabileceği gibi ilgili bakanlık yani Kültür ve Turizm Bakanlığı da bu hakları korumak için dava açabilir. Bu klasiklerin yazarlarının mirasçıları varsa bile dedelerinin, ninelerinin kitaplarının başına Türkiye’de böyle şeyler geldiğini bilemezdi. Geriye bakanlık kalıyordu. Onlar da bir şey yapmadılar. Haydi diyelim “Onlar yabancı, yerli ve milli değil, bizi ilgilendirmez, kendi ülkeleri korusun” dediler. Söz konusu, Yunus Emre, Karacaoğlan, Ömer Seyfettin, Mehmet Akif Ersoy, Sabahattin Ali ya da Orhan Veli gibi kendi değerlerimiz de olsa tavır aynı, bir şey yapılmıyor.  

Tabii ki yasa koyucunun, eser sahibinin haklarını koruması gerekenlerin bir şey yapmadığı görülünce iş iyice abartıldı. Artık mevcut eserleri kesip biçmekle yetinmiyorlar 70 yıl koruma süresi dolmuş yazarlar için “yeni” eserler de üretilmeye başladı. Yaşarken sadece beş şiir kitabı yayınlanmış olan Orhan Veli’nin farklı adlarda onlarca şiir kitabını görürseniz şaşırmayın.

Demek ki yayıncıların kendilerinin bir şey yapması gerek. Onun için bir yayıncı olarak “70 yıl konusunda etik bir tavır geliştiremez miyiz?” diye soruyorum. Avrupa’nın yasasını alıyoruz da neden etik değerlerini almıyoruz? Tabii ki bu konuda ilk görev yayıncı birliklerine, derneklerine düşüyor. Topu derneklere atıp bir süre için zaman kazanmak da mümkün kimseyi beklemeyip kendi etik kurallarını duyurmak da mümkün. İnternette küçük bir araştırma yaptığınızda Dünya’da birçok büyük yayıncının kendi etik kurallarını belirlediğini ve duyurduğunu görüyoruz. “Dürüstlük”, “Toplumsal Sorumluluk”, “Yasallık”, “Fırsat eşitliği”, “Yazara ve Esere Saygı” gibi kurallar getirmişler. O nedenle İngilizce, Almanca ya da Fransızca’da onlarca Hayvan Çiftliği ya da 1984 yok.

edebiyathaber.net (19 Mayıs 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r