Masthead header

Onur Bütün: “Queer kavramı tüm farklılıklar listesinin tamamını kapsayacak genişlikte bir cinsel çeşitliliği temsil ediyor”

Söyleşi: Meltem Dağcı

NotaBene Yayınları’ndan çıkan, Onur Bütün’ ün kaleme aldığı ve zengin içeriğine hayran kaldığım Feminist Okumalar/Cumhuriyet’ten Günümüze Edebiyatta Cinsellik ve Erotizm adlı kitaba dair geniş kapsamlı, üç bölüme ayrılan söyleşi dizisinin üçüncüsünü gerçekleştirdik.

Kitabın beşinci bölümünde cinsellik ve erotizm temasını işleyen queer metinlere (şiir, anlatı, deneme, öykü, masal, roman ve tiyatro) geniş yer verildiğini görmekteyiz. Örnek metinleri seçerken ve incelerken queer bölümler oluşturma fikri nasıl gelişti?

Kitabımın kuramsal ana bölümünde –ilk dört bölüm- yürüttüğüm tartışmaların edebiyattaki izdüşümlerini, örnek metinler üzerinden beşinci ana bölümde analiz etmeye çalıştım. Cinsellik ve erotizm temasını edebi metinlerde işleyen yazar ve şairlerin üretimlerini, Cumhuriyet’ten günümüze kadar geçen zaman aralığıyla sınırladım. Yazar ya da şairin baskın bir biçimde cinsellik ve erotizmi işleyişini baz alarak, öne çıkan metinlerin yanı sıra, kenarda kıyıda kalan, daha az bilinen metinleri de bu dönemleştirme içerisinde ele aldım.

Şiir, öykü, roman, masal, tiyatro edebiyatı, deneme, eleştiri ve anlatı türlerini mercek altına alarak, queer edebiyatla, tiyatro edebiyatının da edebi türler arasındaki yerini ve gelişimini incelemeye çalıştım. Özellikle tiyatro edebiyatının genel edebiyat literatürünün içinde görülmemesi, bu bölüme özel bir vurgu yaparak çalışmayı gerektirdi. Üzerine çalıştığım her bölümü-edebi türler bağlamında- öykü-queer öykü, şiir-queer şiir gibi eşit biçimlerde düzenledim. Türkiye edebiyatı tarihi ve eleştiri kuramı açısından bu eşitlikçi yaklaşımın ilk kez bir metinde ortaya çıkışı, queer kuramın ve hareketin, yazarları nasıl etkilediğinin de bir göstergesidir.

Queer kavramı tüm farklılıklar listesinin tamamını kapsayacak genişlikte bir cinsel çeşitliliği temsil ediyor ya da tanımlanamayan akışkan cinsiyeti… Dolayısıyla queer, cinsel çeşitliliğin, eşcinsel ile heteroseksüel gibi iki kategoriye indirgenmesine karşı bir duruş olarak kitabımda LGBTİ’leri de kapsayacak bir şekilde ele alındığı ve edebiyattaki örneklerinin incelendiği bölümleri ifade ediyor.

Hali hazırda queer metinlerden söz etmişken geçmiş dönemlerde roman/şiir ve diğer edebi türlerde cinselliği yaşayan kişilere sapkın gözüyle bakılan karakterler karşımıza çıkıyordu. Bunun tam tersinden de söz etmek mümkün. Şöyle ki cinselliğin işlendiği temel metinlerin örnekleri kitapta mevcut. Tam bu noktada feminist edebiyat eleştirisinin güçlenmesi çok önemli bir şey.  Bu başarıyla ilgili neler belirtmek istersiniz?

Kadınlar ve queerler, içinde yaşadığımız eril tahakkümün ve sömürücü sistemin değiştirilemez olmadığını düşünüyorlar ve içinde yaşadığımız tüm ilişki biçimlerinin aynı zamanda patriyarkal bir kurgu olduğunu da biliyorlar. Yalnızca edebiyatta değil tüm disiplinlerde ve gündelik hayatta kendimizi gizlemeden alternatif metinler üretebileceğimizi görüyoruz. Seçeneğimizin olduğunu bilmek, edebiyat eleştirisini de kökünden etkiledi, etkiliyor. Feminist bir gündem ve estetik algısını tanımlayabilmenin sonuçlarıyla karşılaşıyoruz. “Yeni bir yazma ve okuma bütünlüğü” ne sahip olmamız da feminist edebiyat eleştirisinin çok küçük yaştan itibaren eğitimde, yayımlanan kitaplarda, söyleşilerde ve daha önemlisi edebiyat metinlerinde hayat bulmasıyla ortaya çıkıyor.

Cumhuriyet Dönemi ve sonrasında kadın bedeni ve cinselliğin temsili kadın yazarlarımız bizim çok kıymetlilerimiz. Bugüne dönersek kadın bedeni, erotizm/cinsellik konularına temas eden ve feminist bağlamda öykü/roman/şiir yazan hangi yazarlarımıza dikkat çekmek isterseniz?

Bu konuda kitabımda özel bir yöntem kullandım. Her bölümün sonuna “Ek Okuma Listesi” yerleştirdim. Bu yöntemi, incelediğim metinlerin dışında okurun ne türden kaynaklara erişebileceğinin küçük bir kılavuzu gibi düşündüm. Artık çok sayıda kadın ve queer yazarımız, şairimiz ve eleştirmenimiz var. İlk aklıma gelenleri sayayım; Aslı Solakoğlu, Deniz Gündoğan İbrişim, Zeynep Ergun, Belma Fırat, Şengül Can, Gönül Kıvılcım, Senem Timuroğlu, Ebru Nihan Celkan, Burçin Tetik, Zeynep Kaçar ve daha niceleri…

Türkiye’de ikinci dalga feminizmin ve edebiyatın öncü ismi Leyla Erbil’i anmadan geçmek istemem, her ne kadar kendisini feminist olarak tanımlamasa da.  Eril dile yaslanmayan bir kadın dili ve edebiyatın var olduğunu görürüz. Bu dilin devam etmesinde yazınsal anlamda nelere dikkat edebiliriz?

Eril dilin değişimi Irıgaray gibi hem psikanaliz hem felsefe ile uğraşan, içine düştüğümüz tüm toplumsal iletişim kipleri üzerine düşünen kuramcıların son elli yıldaki çabalarıyla ve feminist hareketin müdahaleleriyle mümkün oldu. “Bayan” değil “kadın” önermesi bu dönüşümün yalnızca yüzeydeki kısmı… Irıgaray’ın “dişil dil” biçiminde tanımladığı ve yapısalcılıktan psikanalize doğru yönelen tartışmasına bakarken yürüttüğü çalışmadan bir örneği buraya taşımak isterim.

“Söylemdeki cinsiyeti ifade eden imler nasıl incelenir? Böyle bir çalışmayı gerçekleştirmek için önce Fransızca metinlerden oluşan bir örneklem oluşturdum. Kadın ve erkeklerle günlük durumlarda ve bir tedavi ortamında görüşmeler yaptım. Birkaç kadın ve erkek meslektaşın yardımıyla kadın ve erkek grupları aşağıda örneklerini verdiğim küçük dil sınavlarından geçirdim.

Aşağıda verilen tümleyici bir sözcüğü kullanarak basit bir tümce kurunuz: Bekârlık, evlilik, cinsellik, çocuk vb.” ya da “Aşağıdaki sözcüklerden birkaçını kullanarak basit bir tümce kurunuz: Can sıkıntısı-o-söylemek; elbise-kendi kendine-görmek; ev-anne, ev-masa vb.” ya da “Farklı gramer kategorilerine ait ve değişik anlamsal belirsizlik derecelerine sahip aşağıda belirtilen sözcüklerin tanımını yapınız, zıt ya da eşanlamını veriniz.”[1]

Son olarak, queer metin çalışmalarıyla ilgili güncel olarak dikkat çekmek istediğiniz noktalar nelerdir?

Bu konuda ipi göğüsleyen KAOS GL ve NotaBene Yayınları’nın harcadıkları emek özel bir yerde duruyor. Kadın Kadına Öykü yarışması düzenlemekten tutun, dergideki roman incelemelerine ve queer metin yayımlama gibi günümüz açısından kritik bir tercihle çalıştıklarını söylemeliyim. Bunun dışında bazı dergiler dosya konusu seçiyorlar; örneğin Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi’nin 89. Sayısı “Queer Edebiyat” dosyasıyla çıktı.

Başka bir örnekse şöyle; akademik çalışmalarını başta beden, sakatlık ve queer olmak üzere; feminizm, erkeklik, kadın ve toplumsal cinsiyet çalışmalarının Türkçe edebiyattaki izlerine yoğunlaştıran Sevcan Tiftik, Üretimhane’de Queer ve Çağdaş Türkçe Edebiyat başlığıyla bir atölye gerçekleştirdi. 4 oturumdan oluşan atölyede, queer teori ve edebiyat ilişkisi üzerine hem kavramsal açıdan hem de uygulamalı olarak kapsamlı bir çalışma yürüttü.

Bu türden çalışmaların artması, queer kuram ve edebiyatın görünürlüğü açısından önemli. Tüm dünyada yaşam bulan queer festivaller vb. organizasyonlar, sanatın ve edebiyatın gökkuşağı renklerini temsil ediyorlar. Yayınevlerinden, eğitime, iş bulma olanaklarından, göçe ve beslenmeye kadar uzanan eşitlik mücadelesinin edebiyattaki veçheleri de bu mücadeleyle eş zamanlı gelişiyor.


[1] Ben Sen Biz, Luce Irigaray, İmge Kitabevi, sy: 68

edebiyathaber.net (24 Eylül 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r