Masthead header

Okyanustaki mavi küre | Hatice Balcı

Ekonomik Haklar ve Eşitsizlik

Günümüzde, ABD ekonomisine baktığımızda çoğu sektörde bir iki şirketin egemenliğini görüyoruz. Piramitin tepesindeki zenginlerin en zenginleri daha da zenginleşirken yoksullar sayıca artıyor ve giderek daha da yoksullaşıyorlar. 2011 yılı verileri itibarıyla, yetişkin Amerikalıların 1/6’i ve çocukların da ¼’i yoksulluk çekiyor[1]. ABD’de yoksullar, evrensel insani değerlerin başında gelen “yaşam hakkı”nın güvencesi sayılan sağlık sigortasından da mahrumlar.  

Ekonomide yaratılan katma değerin parasal karşılığı toplum kesimlerine dengeli bir biçimde dağılabilecekken nasıl oluyor da ceplerimize ulaşmadan ufalanıveriyor? Aslında bu sonuca giden sebepleri az çok biliyoruz. Kamusal varlıkların, değerlerinin çok altında el değiştirmesi önemli nedenlerden biri mesela. Kamusal varlıklar düşük bedellerle birilerince satın alınıyor ve üzerinde tekel hâkimiyeti kuruluyor. Zira güçlü şirketler piyasaya girişleri engellemek, rekabetin yaratabileceği baskıları hafifletmek için türlü türlü yolları sürekli deniyorlar. Tekelleşme, sağladığı yüksek kârlarla özel/tüzel bu kişilerin zenginliklerine zenginlik katıyor. Zenginleşmiş seçkin hukukçuların çabaları da çok zenginleşmiş şirketlerin ortaya çıkmasının başka bir boyutu. Bu hukukçular, yasal boşluklar barındıran karmaşık vergi yasalarının hazırlanmasına yardım ediyorlar ve daha sonra da bu boşlukları kullanarak karmaşık anlaşmalar hazırlıyorlar.[2] Üstelik siyasi karar alıcıların cömertliği sayesinde, yasalarda kimsenin kolay kolay fark edemeyeceği ufacık bir değişiklik bile -adları anılsın istenmeyen- bu özel/tüzel kişilere milyonlarca dolar kazandırabiliyor.

Baronlar Savaşı

Yasemin Eren’in geçtiğimiz ay yayımlanan romanı İntikam Mevsimi -yukarıda anlattıklarımıza benzer biçimde-, dünya ölçeğinde kapital yaratan ama bir yandan da karanlık işleri veya ayrıcalıklarıyla gün geçtikçe daha da zenginleşen bireyler arasında geçen bir hikâyeyi anlatıyor. Hampton’larla birlikte Uzay Baronu Edward, Texas’lı Silah Baronu Henry ve Rusya devlet başkanı Daniel’in hikayelerini. Anlatı 2015 senesinin Eylül ayı ile açılıyor. İyi eğitimli Edward ve Henry’nin ailelerinden gelen yüklü servetleri ve nüfuzlu şirketleri vardır. Çocukluklarından itibaren bu zenginliğin varisleri olarak büyütülürler. Edward, işin içine son derece nitelikli üniversite eğitimiyle edindiği uzmanlığı da katarak Amerikan hükümetiyle yenilikçi uzay projeleri yürütmektedir. Güvenlik ve savunma sanayini de kapsayan şirket faaliyetlerini ABD’de, Mavi Küre diye adlandırdığı, okyanusun dibinde inşa ettirdiği bir yapıdan yönetmektedir. Edward hem özel hem de iş yaşamını büyük bir gizlilik içinde sürdürür. Şirketlerinin kamuoyu önündeki görünür yüzü amcası Bill’dir. Sektörün içinde yer alan dişli rakibi Henry bile o güne değin Edward’ın kimliğine ulaşamamıştır.

Romanın daha ilk bölümlerinde beş yıl geriye gideriz: 2011 yılında, dünyanın başta gelen zengin ailelerinden Hampton’lar, Henry ve Daniel’in birlikte planladıkları çok gizli bir operasyonla katledilirler. Daniel ve Henry halihazırda geldikleri noktayı, katliamdan sonra ele geçirdikleri Hampton’ların devasa malvarlıklarına borçludurlar. Öte yandan, Hampton’lar katliamdan kısa bir süre önce kahramanımız genç Edward ile bir ortaklığa girişmiştir. Aralarındaki  anlaşma gereği “Elon Musk”vari Edward’ın gelecekçi projelerine yüklü miktarda yatırım yaparlar. Bu yatırım kaldıraç etkisi yaratır ve Edward’ın şirketi uzay, güvenlik, yapay zekâ araştırmalarında öncü teknolojiler üretir. Edward’ın beklenmedik biçimde ve hızla çok güçlü bir rakibe dönüşmesi Henry’nin canını sıkar. Daniel ise Henry’yle baş başa yaptıkları görüşmelerden birinde Edward’ın ABD başkanlığına adaylığı ihtimalini ortaya atar ve Henry’nin bu fikri desteklemesini öğütler. Bu arada, ağır yaralıyken kıl payı kurtulan ve hayatta kalabilmek için son beş yılda bambaşka bir kimlikle yaşamını sürdüren Emma Hampton, Edward’la tanışır, birbirlerine âşık olurlar. İkilinin aşkı, Edward ile Henry ve Daniel arasındaki güç savaşlarında beklenmedik sonuçlara yol açacaktır.

Yazar romanında, gücün belli ellerde toplanmasının nelere yol açabileceğini taşıdığı yüksek gerilimle okuyucuya göstermeye çalışıyor. Fakat yine de bu güç savaşları arka planda kalıyor. Anlatı daha çok Emma-Edward aşkına odaklanıyor. Romanın ana gerilimi Emma’nın kimliği ortaya çıktığında bunun ne gibi sonuçlara yol açacağı ile Henry ve Daniel’in tekrar tekrar açığa çıkması muhtemel şiddet gösterilerinden doğuyor. Edward-Emma ilişkisinde ve Daniel’le Henry arasında geçen gizli konuşmalarda normal koşullarda bilemeyeceklerimizi öğreniyor, duyamayacaklarımıza tanıklık ediyoruz. Hükmetme hırsının yol açtığı zorbalıklara, yarattığı korkuya şahit oluyoruz. Nitekim Emma, İngiltere kraliçesinin güçlü desteğine sahip ama deşifre olmaktan korkuyor; bir Hampton ama sevdiği adama kimliğini açıklayamıyor.

Çatıdaki Helikopter

Edward-Emma aşkı anlatıda öne çıktığına göre biz de okumalarımızı bu ilişki üzerinden yapalım. Roman boyunca oturduğumuz binanın çatısında, birer tanrı ve tanrıçaymışçasına yaşamlarını sürdüren bu genç çiftimizle komşu olsak da bodrum katına doluşmuş vaziyetteyiz. Sıkış tıkış odalarımızdan yukarıdaki komşularımıza ulaşmakta zorluk çekiyoruz. Hep birlikte nefes aldığımız o yapının merdivenlerini kullanmak yerine çatısından helikopterle havalanıyor olmasaydı, belki de Edward’a yaklaşmamız mümkün olabilirdi; fakat olamıyor. Arada bir merdiven basamaklarında gezindiğini duyabiliyoruz duymasına ama tanrıça Afrodit’in soyundan geldiğinden o güzelim Emma’yla da oturup iki çift laf edemiyoruz. Hal ve tavırlarındaki mükemmellikle, kusursuz güzelliği ve sınırsız yetenekleriyle, güçlü iradesiyle, başarıları ve erdemleriyle bu dünyaya ait olmayan biri gibi duruyor karşımızda Emma.

Hikâye akıp giderken ayakta kalabilmiş Hampton’ımızın yalnızlığına içleniyor, Edward’ın paranoyalarını izliyoruz. Ama bir yandan da uzay araştırmalarına ayrılan milyarlarca dolara takılıyoruz. Bu milyarların bilim ve insanlık adına değil de hegemonik kâr beklentileri uğruna harcanmasına şaşırıyoruz. Mutsuz çoğunluk bu hikâyede yer almasa da biz o mutsuzluğa takılıyoruz. İnsanların çok büyük kısmının bu dünyadaki varlığının, fakirlik içinde umutsuz bir yaşam sürmelerinden ibaret sayılmasına; ve bu kabulün içerdiği akıl almaz şiddete takılıyoruz.


[1] 21.yüzyılda  ABD’deki ekonomik eşitsizliğin boyutlarını inceleyen Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz’in  çalışması için bkn: Eşitsizliğin Bedeli, Bugünün Bölünmüş Toplumu Geleceğimizi Nasıl Tehlikeye Atıyor?,  Stiglitz, Joseph, Çev: Ozan İşler, İletişim, 1.baskı 2012, 7.baskı Mart 2021.

[2]  Bu zengin külyutmaz hukukçuların piyasa oyunlarını, finans kapitalin işleyiş yapısıyla birlikte Steven Soderbergh imzalı 2019 yapımı Laundromat filmi pek güzel anlatır. 2012 yapımı, Costa Gavras imzalı Kapital’i de  öneririm.  

edebiyathaber.net (19 Mart 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r