Öğretilemeyen Şeyler: OYUN | Pelin Özer

Mart 6, 2026

Öğretilemeyen Şeyler: OYUN | Pelin Özer

Jim Haynes’e, Ece Ger’e, Işık Tabar Gençer’e;

OYUNdaki tüm dostlara……..

1.

Fantezilerin canlandığı; sevgiyle, özenle paylaşıldığı ortamlarda bulunmak, oradaydım diyebilmek….. Bireysel ya da toplu girdaplarda sıkışıp kalmak, kısırdöngülere meyletmek, bir sorun çevresinde dönüp durmak, şikayet repliklerini bıkıp usanmadan tekrarlamak yerine birbirinden vaatkâr, iyicil ve bir o kadar üretken ihtimaller okyanusuna güvenle açılmak….. Ne büyük ayrıcalık.

Ama çok özel bir zamanı sahiplenerek bundan kişisel kazanımlar elde etmek, tazelenen-yeşeren sevinci içe gömmek için değil. Hiçbir çıkara, beklentiye yüz vermeden bu yaşanmışlıktan doğan yepyeni enerji formlarında kaynaktan nasibe düşeni, cömertçe sunulanı geri çevirmeden OYUNa gerçekten dahil olabilmek; bununla yetinmeyip sürüp gitmesini sağlamak için.

Hatta mümkünse yaşananların ötesine geçmeyi göze alarak; taş(ır)maktan çekinmeden bolluğu doya doya kucaklamak için. Açgözlüce değil; dönüştürüp çoğaltmak, bu sayede hepten çoğalmak için.

OYUNun birleştiren-yayılmacı doğasında mümkün bu.

2.

Ayrıcalığı, insanı giderek muktedirliğe, imtiyazlılar zirvesine yerleştirecek bir soyluluk nişanı olarak değil; bilakis, herbirimize sürprizlere eşit mesafede bulunduğumuzu, bunun genelde sadece ve sadece tek bir adıma baktığını hatırlatmak için vurgulamalı. Gelin diyor bir ses; burada hepimize yer var.

Aslında belki öncelikle ayrıcalık nedir diye sormalı. Açıp şu katmanlarına beklentisizce ve yargısızca bakmalı. Bunun için benzerliklerimize-farklılıklarımıza ve dahası bütünleşme ve aynı oranda ayrışma kapasitelerimize açılacak cesareti yüklenmemiz yeterli.

Beklenti prangasından kurtulmayı başaranlar ne kadar şanslı. En azından onların başı sadece birbiri ardına keşiflerde bulunmaktan dönüyor: Maddesiz esrime. Az şey mi. Hesap ve kazanım peşinde koşmasak da her durumda kârdayız. Hatta koşmadığımızdan kârdayız. Daha ne isteriz. Önüme böylesi bir düşünce-his silsilesini çıkaran hevese gelirsek: Özünde o ayrıcalıkları yaratabilecek hikâyelerin çoğunu yazıp-kurgulayıp-hayata salan’ın biz’den başkası olmadığını kendimize hatırlatsak yetecek. (Hep bir pay bırakıp uzlaşma ayarlarını cilalayarak; en azından rahatça gözgöze gelebilmek için “çoğunu” parantezini açmayı ihmal etmeden…….) Tazecik idrak. Sarsıcı içgüdü. Yer değiştirmeye hazır sezgi. Kendi halinde bir taş OYUNu. Taşlar yerini bulup yerleşince ne hoş. Yerleşmediğinde yine hoş.

3.

Ah hep birlikte geri sayım eşliğinde şu en ilkel heyecanlarımızın dizginlerini bir bıraksak……. Biliyorum böylece kendinden fazlasına-ötesine erişmek üzere kanatlanacak insan. Ve kimi fantezi karşıtlarına, ayağıherzamanyeresağlambasanlara anlamlı görünmeyeceği aşikâr olsa da söylemeden geçemeyeceğim: Bu sayede kâinat mahsulünde beklenmedik bir verimlilik saptanacak. Üstelik fantezi düzleminde, yanılsamalar atmosferinde değil; gerçekten, somut biçimde. Bir durup düşünmek, duyumsamak lazım.

OYUN yabana atılmamalı.

4.

Orada, o nadir zaman ayracında buluşmamız sayesinde oluşun, sıradışı birliğin kimyasını, sinerjinin tazeleyen havasını, içe bakışın aynı zamanda dışa dönmek olduğunu, hep yeniden yeniden yaratmanın hiç de zor olmadığını hatırlamakla kalmadık; bunlara dair —üçvaktekadar— müjdeyi de aldık.

Nasıl şendik; görülmeye değer manzara. Sanki yaşama sevincimizin, kudret yoğunluğumuzun bize çoktan seviye atlattığına dair telgraflar tutuşturulmuş elimize (Eh telgraf gibi vintage bir hal duyumsanmalı; zira zımba gibi bir 60’lar, 70’ler, 80’ler……. ruhu canlanmakta).

5.

İşte ben Şubat’ın son günü, o hacmi dar-gönlü geniş odadaki ince uzun masada bizzat bulunduğumdan, bu sayede bir heves işbu yazıyı yazmaya soyundum. Kim tutabilmiş çatlaklardan sızma atılganlığındaki heyecanı. Hem nasıl olur da sizlerden gizlerim orada varedilene benzer bir OYUNu anlatma; bununla yetinmeyip tanıdık tanımadık herkesi birden buyur etme isteğimi (Mecbur tutulsam tek bir masum şart öne sürerdim belki; o da ilk karşı karşıya gelişte gözlerin içine içine bakmak olurdu).

Heyecanım büyük oranda OYUNun hemen yeniden, ilk yaratıldığı gündeki gibi; kılıkırkyarmış davetli listelerine gerek duyulmaksızın; tamamen rastlantısal düzendeki hesapsız çağrılarla harika biçimde hemen orada, bulunduğumuz ortamda yeniden kurulabileceğini; yine benim deneyimimden aşağı kalmayacak mucize patikalar açacağını tartışmasızca ve güçlü biçimde duyumsamamdan kaynaklanıyor……

OYUN kimse için kaçırılmış fırsatlardan olmayacak. OYUNa geç kalınmayacak. OYUN alışkanlık edinilmesinin elzem olduğunu, zamanımıza pansuman bir şifa sayıldığını her ortamda -kimbilir belki kendi seçtiği özneler aracılığıyla- tekrarlatacak. Kendimi iyisi mi çığırtkana dönüştürmekten geri durmadan peşinen şu platformdan Hadi gelin diye haykırayım: Hadi gelin! Sadece birbirimize güvensek yetecek; kasılıp kalmışlıktan, ataletten sıyrılıp basitçe OYUN oynayalım.

Ucunda OYUNun yalınlığını-yakınlığını-sıcaklığını hatırla(t)mak varsa eğer, varsın garip çıksın sesim. Çatlaktan sızan yeni çatlaklarla ilerleyerek yollar açsın, aşsın.

6.

Şöyle bir sahnenin hayalini kurun: Birbirini tanımayan on kişi daha önce hiç bulunmadıkları bir mekânda iki saatliğine buluşmuş ve birbirlerine içeriğini ayrıntılı biçimde bilmedikleri bir OYUNu oynama sözü vermişler. Basit kuralların tümüne sadece davet eden kişi hâkim. Sakince bunları peşpeşe sıralarken ses tonunda ve edasında hiçbir başkalaşıma rastlanmıyor. Omuzlarında bilişin imtiyazından iz yok:

Soruyu iletirken önce adınızı söyleyin. Sorunuzun ardından elinizi sağdaki arkadaşınızın omzuna koyun. O da söze önce adını söyleyerek başlayacak. Böyle devam edecek. Çember tamamlanıp sıra size geldiğinde, kendi sorunuzu en son siz yanıtlayacaksınız. İlk tur böylece tamamlanmış olacak. Yanıtlar bir dakikadan uzun sürmeyecek. İstemediğiniz soruları pas geçmek serbest. Kimse kimsenin sözünü kesmeyecek. Cevaplara ve sorulara soru yöneltmekten kaçınacağız. Yargılamak yok.

7.

Neler olup bittiğinin tam anlamıyla farkına bile varmadan her saniyeyi özenle kurgulayan ve nihayet ardı ardına cazip davetlerle şenlenip birliğin muazzam olumlu etkileriyle iyiden iyiye coşan bizzat biz’iz. Parçalanıp bölünmeye direnen o biz herbirimizin tohumu ve tümümüzü kapsayan o dev halka.

Bir süredir yaşayacaklarımızı en az yaşadıklarımız kadar kendi ellerimizle yazdığımız konusunda ciddi bir sezgiye evsahipliği yapıyor ruhum……. Durup durup her fırsatta hayatın kurgusu tamlamasını kullanmaktan geri durmayışımın sebeplerimden biri kaynağını bu duyuştan alıyor olsa gerek. İçten içe ömür denen ve başı sonu belirsiz sürecin hammaddelerinden olduğu idrakiyle gülümsüyorum.

Kendimi bir kez o OYUNdaki taşlardan biri olarak bulduysam; biliyorum ki sebebi ancak ücra, uzak, sapa yollara düşmeyi göze almışlarla, gözlerini kimseden kaçırmayanlarla yolum kesişeceğinden….. Başkalarına zahmet gibi görünen eylemler sayesinde parlamak gibi bir şansları olduğundan son nefese dek PAS geçmedikleri bu OYUN sekmekte şu an…………..

#jimhaynes #meetingjim #eceger #nasıloldudaagnésvardaylatanışamadım #panyayıncılık #ışıktabargençer #ferruhgençer

Yorum yapın