Masthead header

Ne istiyorsan onu yap! | Anıl Ceren Altunkanat

bitmeyecek-oyku-Front-1Bitmeyecek Öykü’yü (Michael Ende, çeviren Saadet Özkal, Kabalcı Yayınevi) çocukken okudum. Sonra büyüdüğümü düşündüm; bir kez daha okudum. Daha sonra, daha da büyüdüğüme kanaat getirdim; tekrar okudum. Yıllar, yıllar sonra, yeterince büyümüştüm; yeniden okudum. Şimdi – hayli büyümüşken – Bitmeyecek Öykü yine elimde. Bitmiyor. Ya bu gerçekten bitmeyecek bir öykü ya da büyümek bitmiyor…

Bitmeyecek Öykü, gitgide birbirine harmanlanan iki temel öyküden oluşuyor. Kasvetli dünyamızda, kasvetli bir çocukluk süren Bastian’ın kendine ve daha sonra kendinden kaçış öyküsü; dileklerin, anıların, unutuşların ve bağlılıkların öyküsü. Öte yanda ise Fantazya’nın hiçlikten, Çocuk İmparatoriçe’nin ölümden kurtulmasının öyküsü var; Atreju’yu, Atrax’ı, Fuchur’u ve daha onlarca etkileyici kahramanı tanıdığımız, cesaret ve kararlılığı soluduğumuz bir öykü bu. İki anlatının iç içe geçtiği yerde ise kitap dileklerin doğası, insanın içinde saklanan benlikleri ve aç arzuları, anlamın birbirine geçmiş katmanları hakkında şiire bulanmış bir öykü anlatıyor.

Satırlarım sabırdan nasibini almış olsa Bitmeyecek Öykü’de beliren ve söyleyecek en az bir sözü olan her karakteri anlatmak isterdim sizlere. Dileklerin Altın Gözlü Hâkimi Ayçocuk’u (“Benim gibi, çünkü o her şeyde benim karşıtım.”), Kadim Morla’yı (“Sen gençsin ufaklık. Biz yaşlıyız. Sen de bizim kadar yaşlı olsan, kederden başka bir şey olmadığını bilirdin… Her şey yalnızca bir görüntüdür zaten, hiçlikte bir oyun yalnızca.”), Gmork’u (“İnsanlar üstünde yalandan daha etkili hiçbir şey yoktur. Çünkü insanlar oğulcuk, hayallerle yaşarlar. Bunlarsa yönlendirilebilir.”), Sessizliğin Sesi Uyulala’yı (“Yitip gideceğiz hepimiz hiçliğin içinde,/sanki hiç olmadık biz, ne bir günde, ne bir yerde.”), Gezgin Dağ’ın İhtiyarı’nı (“kendini ölmüşte görmek/hayata yasak”), Renkler Çölü’nün Renkli Ölümü Graograman’ı (“Ben nereye dönsem çevremdeki her şey çölleşir. Onu kendimle birlikte taşıyorum.”), Katır Jicha’yı, Bayan Aiuola’yı… Keder Bataklıkları’nı, Fildişi Kule’nin erişilmez yakınlığını, Parıltı’nın bedeli ağır lütufkârlığını… Ve elbette metnin temelinde yer alan soruşturmayı: “Ne istiyorsan onu yap!”

Michael Ende, anlam katmanlarının derinliğiyle baş döndürücü hale gelen bir dünyada (aslında her iki dünyada) insanın ne istediğini keşfetmesinin zorluğunu, başıboşluğun güdümünde giden dileklerin bedelini ve açgözlü doğamızın benliğimize yaydığı hiçliği bu ifadeyle anlatıyor öykü boyunca. Özellikle kitabın ikinci yarısında, Bastian ve Atreju’nun öyküleri birleşince, Fantazya’yla bu dünyanın yolları kesişince metni işgal ediyor bu soru: Ne istiyorum? Gerçekten ne istiyorum? Gücümü, anılarımı, sevgimi ve umudumu gelgeç isteklerle mi tüketeceğim? Yoksa ulaşabilecek miyim yüreğimin en derininde yatan gerçek dileğime? Başka bir deyişle: ‘Ben’ olabilecek miyim? Savruk maceralarda solan yüzlerden mi ibaretim yoksa? Her bölümde, her sayfada, her satırda, yaşamın her aşamasında başka biri olmanın hafifliğinde mi boğulacağım? Yoksa bulacak mıyım benliğimi? Var edebilecek miyim kendimi? Düşmanıma dönüşmeden evime, benliğime uzanan yolu keşfedebilecek miyim?

Bitmeyecek Öykü’yü çocukken okudum. Kendim olacağımdan şüphem yoktu; iş, hangi kendim olacağımı seçmekti. Büyüdüğümü düşündüğüm zamanlarda yeniden okudum kitabı; ben olmanın olanakları hâlâ zengindi; benlerin çeşitliliği hâlâ içinden çıkılmazdı. Yıllar sonra, tekrar okuduğumda engin ama yer yer bulanıklaşmış bir seçenekler denizinde kaybolmuştum. Yeterince büyüdüğüme kanaat getirip tekrar masaya yatırdığımda Bitmeyecek Öykü’yü, elde kalan olanaklara küsecek kadar çocuktum hâlâ. Şimdi – hayli büyümüşken – öykünün satırlarında daha derin kaygılar, daha kısıtlı seçeneklerle yol alıyorum; evet, Bitmeyecek Öykü’nün ve büyümenin bitmeyeceğini biliyorum… Ertelenen seçimlerin ve akışına bırakılan olanakların her öyküyü daralttığını, her çocuğu yaşlandırdığını bildiğim gibi…

“Yazarken okuyabiliyordum onu. Okuduğum için de onu biliyorum. Ve onu, olduğu için yazdım. Böylece Bitmeyecek Öykü benim ellerimle kendi kendini yazıyor.”

Anıl Ceren Altunkanat – edebiyathaber.net (27 Mart 2015)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r