Masthead header

Melih Günaydın: “Romanımın temel meselesi, gizli yapılanmaların ve cinayetlerin günümüze kadar süregelmesi.”

Söyleşi: Didem Görkay

Melih Günaydın’la Dipnot Yayınevi polisiye dizisinden çıkan ilk romanı Sürgün Avı hakkında konuştuk.

Melih Bey, edebiyatla ve özelinde polisiye romanla ilişkiniz nasıl başladı, nasıl gelişti ve bugünlere nasıl geldiniz?

Anne ve babam memur olduğu için evde uzun süreler yalnız kalıyordum. Her yalnız kalan çocuk gibi kitaplar yoldaşım oldu. Edebiyat, evde tek başıma kalmaya başladığımdan beri beni yalnız bırakmadı. Ortaokulda Agatha Christie’yle tanıştım. Polisiye merakım da o zaman başladı. Deyim yerindeyse bütün kitaplarını yaladım yuttum diyebilirim. O yıllarda Edremit küçük bir yer, kitabevleri, zincir mağazalar yok. Agatha’nın kitaplarını bulabilmek için kırtasiyecilerin başının etini yiyordum ama şimdi öyle değil tabi ki her yer AVM doldu. Daha sonra lise yıllarında Sherlock Holmes’la, Amerikan polisiyeleriyle ve Kuzey polisiyeleriyle tanıştım. Bu sırada yerli polisiyelerle de aramı sıkı tuttum. Daha sonra süreç buraya kadar geldi.

Melih Bey siyasi polisiye roman yazarak alana güçlü bir giriş yaptınız. Yazı konusunda gün içinde size neler ilham verir, ritüelleriniz var mı? 

Romanımı yazmaya başladığımda her gün en az 500 kelime yazacaksın gibi kendime bir kota koymuştum. Daha sonraki günlerde bu 800 kelimeye daha sonra 1000 kelimeye ulaştı. Şimdi okuyanlar şunu diyebilirler tabi ki, hepsi kitapta mı? Hayır, yüz sayfadan fazla attım. Yazma sürecinde ilham diyemem ama aklıma bir sürü fikir doluyordu. Tabii bunları sürekli kenara not alıyordum. Yani anlayacağınız yazmaktan ilham alıyorum diyebilirim.

Polisiye türüne ilk romanınızla sıkı bir giriş yaptınız. Başkahramanlarınız savaş muhabiri Burcu Hanya ve Başkomiser Navi, gizli yapılanmaların işlediği cinayetlerin peşine düşüyor. Farklı bir yoldan yürüyen Mekin ve Filit de bu ağın içinde. Romanınızın temel meselesini anlamak açısından bu konuda bir çerçeve çizmenizi istesem ne dersiniz.

Romanım üç farklı koldan ilerliyor evet. İlk romandan sıkı bir giriş mi yaptım bilmiyorum fakat kesinlikle zor bir giriş oldu. Çünkü hepsinin içerisinde kendi meselesi, duygu ve düşüncesi ve duruşu var. Navi’nin meselesi daha çok kendisiyle… Geçmişte yaşadığı travmadan dolayı aile olmakta güçlük çekiyor ve geçmişte yaşadığı yıkım bu mesleği seçmesine sebep oluyor. Burcu Hanya’nın temel meselesi kadını ikinci plana iten toplumla ilgili… Filit’le Mekin ise bizlerden biri, hepimizin öğrencilikte yaşadığı meselelere yeniden tanık olmamızı sağlıyorlar. Romanımın temel meselesi ise gizli yapılanmaların ve cinayetlerin günümüze kadar süregelmesi, kitle iletişim araçlarının kuvvetlenmesiyle birlikte yığınların ne kadar da kolay kontrol altına alınabileceğinin gösterilmesi ve iyi bir avcının avından ne kadar sabırlı olması gerektiği ile ilgili.

Sürgün Avı’nın tempo, aksiyon ve maceraya ek olarak siyasi bir boyutu da var değil mi?

Kesinlikle. Romanın hız ve akıcılığı üzerinde durdum fakat bunun ötesinde geçmişten günümüze bilinmezlerle dolu siyasi meselelerle ilgili ölümler, gerçeklikler var. O dönemlerde yaşayanların ya da o dönemleri okuyanların bileceği beyaz mercedes ve içindekilere yakından baktım fakat günceli de göz ardı etmedim. Mercedeslerin yerini artık akıllı telefonlarımız aldı. Zaman, konu, mekân ve araçlar değişti ama gerçeklik yine aynı.

Karakterleriniz Navi, Burcu Hanya, Mekin ve Filit her anlamda gerçekçi, inandırıcı. Diyaloglar yalın ve işlevsel. Edebiyatın ilk önceliği, olmazsa olmazı dil için de özenle emek harcadığınız belli. Romanınızın kurgu, dil ve karakterleri için nasıl yola çıktınız, nasıl çalıştınız, metninize son şeklini nasıl verdiniz?

Bir kitabı elime aldığımda ilk dikkat ettiğim şey dilidir. Dilinin kıvraklığı, işlevselliği, akıcılığı, kelime dağarcığı. Romanıma son noktayı koyduktan sonra yalın bir eser ortaya çıkarmak için ayrıca çalıştım, ne kadar başardım tartışılır fakat dil öyle bir şey ki yazdıkça ürettikçe gelişecek ve başka bir seviyeye evrilecek. Bu yüzden sonraki metinlerimde yine dilin üzerine eğileceğim. Günümüz yazarlarında dile önem veren çok az. Hele ki belli bir kitleye ulaşmışlarsa artık dil onların için geri planda kalıyor, bence doğru değil.

Kurgu için başı ve sonu kafamda net belliydi. Kendime bir harita çizdim ve elimden geldiğince haritanın bana çizdiği sınırı aşmamaya çalıştım.

Karakterleri ise yaşadım diyebilirim. Askerdeyken bol bol Navi’yi taklit imkânı buldum. Filit’le Mekin zaten hep benimle birlikteydi, çoğu ya sıra arkadaşımdı, metroda  ya da otobüste denk gelip hikâyelerini dinlediğim yabancılardı.

Burcu’ya gelince, başından beri kafamda en net olan karakterdi. Ete kemiğe bürünmesi ne kadar kolay olduysa kendi sesini bulması bir o kadar zor oldu. Kadın arkadaşlarımdan çok destek aldım. 

Melih Bey, romanınız üç farklı kanaldan ilerliyor, merak unsuru, tempo, ele alınan meseleler geçmiş,bugün ve geleceği bütünleştiriyor. Romanınızın kurgusuna nasıl çalıştınız?

Romanımın kurgusuna beş sene çalıştım. Beş sene boyunca artık tamam oldu diyene kadar haritama çentik atmaya, araştırmaya devam ettim. Eksiklerimin olduğu yerde bazen başa döndüm, bazen törpülemek zorunda kaldım, kimisini de kaldırdım. En sonunda daha kompakt olduğunu düşündüğüm son şeklini aldı romanım.

Polisiye öyküler yazdığınızı da biliyorum, polisiye öykü ve roman üretimlerinizde türe nasıl karar veriyorsunuz, seçimlerinizde hangi unsurlar belirleyici oluyor?

Örnek vermem gerekirse Cürmümeşhut kitabında alternatif suçlar üzerinde durmuştuk, bana da kalpazanlık denk düşmüştü, daha önce finans sektöründe çalıştığım için güzel bir tesadüf oldu. Öteki öyküm de ise fikrin büyüsüne kapılıp yazmıştım. “Yazıyorum” dergisinin kitabında yer alan öyküm bambaşka, yazar olmaya uğraşan bir gencin hikâyesini anlatıyor. Kesin belirleyici bir faktör var diyemem. Kelimeler üzerinde Jazz gibi hareket ediyorum,  tamamen doğaçlama. Fakat roman baştan sona bir plan dahilinde olduğu için, temayı başlangıçta belirlemiştim.

Melih Bey, yerli ve yabancı başucu yazarlarınız kimler? Önümüzdeki günlerde sizden neler okuyabiliriz? 

Semih Gümüş, Murat Gülsoy, Celil Oker, Orhan Pamuk, Hakan Bıçakçı, Michael Connelly, J.C. Grange yazdıklarından ve kurmaca üzerine düşündüklerinden ilham aldığım başucu yazarlarım. Uzun süredir düşündüğüm, önümüzdeki günlerde İstanbul’da geçen kara polisiye türünde bir roman yazmayı planlıyorum. Tabi ki her şey planladıklarımızla kalsa ne kadar güzel olurdu.

Son olarak şunu sorayım, ilk kitabı için yaklaşık beş yıl boyunca yoğun biçimde çalışan ve siyasi polisiye yazan bir genç yazar olarak ilk romanı ya da öyküleri için çalışan yazarlara önerileriniz nelerdir?

Kesinlikle okuyacaklar, çok okuyacaklar sonra yazacaklar. Yazma alışkanlığı edinebilecekleri bir disiplin oluşturacak. Yazdıklarında problem olduğunu düşününce yine okuyacaklar, ilham mı gelsin istiyorlar yine okuyacaklar. Sevdiği bir yazarın kitabını eline alıp şurayı nasıl yazmış, ben nasıl yazabilirim diye düşünecekler. Herkesin yöntemi farklıdır elbette fakat çok okumak en önemlisi sonra da yazmak.

edebiyathaber.net (24 Kasım 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r