“Kumandanı Öldürmek” tarihi bir roman mı? | Onur Uludoğan

Mayıs 17, 2019

“Kumandanı Öldürmek” tarihi bir roman mı? | Onur Uludoğan

I

12 Ocak 2019’da 70 yaşına giren Haruki Murakami, dünya edebiyatında, yaşayan yazarların arasındaki en popüler isimler arasında sayılabilir.

2. Dünya Savaşı’nın olumsuz etkilerinin sürdüğü 1949 yılında, Budist rahibin oğlu olan bir baba ile Osakalı bir tüccarın kızının birlikteliğinden dünyaya gelen Murakami “batılı” tarzda diyebileceğimiz bir eğitim alarak büyür.

Waseda Üniversitesinde okurken tanıştığı Yoko ile evlenir. Okulun ardından karısı ile birlikte Tokyo’da caz bar açarlar ve uzun yıllar burayı işletirler.

Murakami’nin sık sık dile getirdiği (resmi web sitesinde, biyografisinin üstündeki bir bölümde ayrıca yer verilen) idealize edilmiş anlatısına göre, Murakami 1978 yılına kadar herhangi bir şey yazmaz ve yazmayı da düşünmez. 1978’de tek başına izlediği bir beysbol maçında birden bire içinde bir roman yazma isteği duyar. Maçtan çıkıp eve döner ve o gece ilk romanını yazmaya başlar.

Bu başlangıç, 1979’da  “Kaze no uta o kike” isimli ilk romanın yayımlanması ile son bulur. (Bu roman 2018’de “Rüzgârın Şarkısını Dinle” adıyla dilimize kazandırıldı.) Rüzgârın Şarkısını Dinle ile yazar 1979 yılı Gunzou Edebiyat Ödülünü “En İyi İlk Roman” kategorisinde kazanır.

Rüzgârın Şarkısını Dinle’yi,  1980’de yayımlanan  “1973-nen no pinbōru” (İngilizce adı Pinball, 1973) ve 1982’de yayımlanan “Hitsuji o meguru böken” (Türkçeye Yaban Koyununun İzinde olarak çevrildi.) izledi ve bu üç kitap daha sonra “Rat” üçlemesi[i] olarak adlandırıldı.

Murakami’nin daha geniş kitlelerce tanınır olmasını sağlayan kitabı 1987 tarihli “Noruwei no mori” olur. Kitap 1989’da “Norwegian Wood” adıyla İngilizceye çevrilir ve Murakami, adım adım tüm dünyanın tanıdığı bir yazar olma yolunda ilerler. Bu yolculukta dünya çapında pek çok saygın ödül alır. Hayranları, uzun yıllardır Nobel Edebiyat Ödülü’nü bu sene kesin alır, diyerek beklemeyi sürdürür.

2019 itibariyle yazar, on dört romana; beş öykü kitabına; kırktan fazla da kurgu dışı esere imza atmıştır.

Türkçede ilk Murakami kitabını 2004 yılında okuruz. “Noruwei no mori” Fransızcadan Nihal Önol’un çevirisi ile İmkânsızın Şarkısı adıyla, dilimize kazandırılır. Türkiyeli okurlar da Haruki Murakami’yi severler ve aradan geçen on beş yılda on altı Murakami kitabı daha (Japoncadan çevrilerek) dilimize kazandırılır.

II

Yazarın resmi web sitesinde, Raymond Chandler, Kurt Vonnegut ve Richard Brautigan isimlerini, etkilendiği yazarlar listesinde görürüz. Bu isimlere, Salinger, Kafka ve Kobo Abe’yi de ekleyebiliriz.

Murakami kitaplarında, gerçek ve gerçeküstü unsurlar büyük bir başarıyla harmanlanır. Şiddet yok denecek kadar az olsa da (Kumandanı Öldürmek’teki bir bölümü hariç tutabiliriz.) kimi unsurlara bakarak yazarın eserlerini “korku ve fantastik” edebiyat kapsamına dâhil edebiliriz.

Yalnız ve melankolik karakterler, kaybolan insanlar, metafizik deneyimler, Tokyo, tarihi referanslar, bira (Kumandanı Öldürmek’te şarap) ve müzik Haruki Murakami romanlarının neredeyse tamamında rastlayacağımız belirleyici unsurlardır.

Bu noktada müziğe ayrıca değinmek faydalı olabilir. Yazının girişinde, Murakami’nin uzun yıllar caz bar işlettiğinden söz etmiştim. Yazarın çalışma masasını gösteren ve web sitesine koyduğu fotoğrafta, masanın hemen karşısında yer alan binlerce plağı görebiliriz. Bu plaklarla ilgili yapılan açıklamada yazarın, çoğu caz türünde 10.000’den fazla plağa ve sayamayacağı kadar CD’ye sahip olduğu, çalışırken sürekli müzik dinlediği özellikle vurgulanıyor.

Yazarın bu tutkusunun sağlamasını kitaplarına bakarak da yapabiliriz. Hemen hemen tüm Murakami kitaplarında şarkıcılar, müzik grupları, albümler ve şarkılar, kimi yerlerde sayfalar boyu süren açıklamalarla anlatılıyor. Yazarın bu tercihinden yola çıkarak hayranları, çoğu Murakami kitabı için dinleme listeleri oluşturuyor ve bu listelerdeki şarkıları dinleyerek gerçekleştireceğiniz bir okuma deneyimi çok daha farklı oluyor.

III

Haruki Murakami’nin son romanı Japonya’da 24 subat 2017’de yayımlandı. Kitap, Japonya’da iki cilt halinde satışa sunuldu ve bu iki cilt yaklaşık 1.000 sayfa uzunluğundaydı. Kitap, Kasım 2018’de Ali Volkan Erdemir’in çevirisi ile tek cilt halinde 848 sayfa olarak Doğan Kitap tarafından yayımlandı.

Kendi adıma, daha konforlu bir okuma deneyimi için bizde de kitabın iki cilt halinde yayımlanmasını tercih ederdim. Bu haliyle bile 50 TL’nin üzerinde bir fiyata satılmak durumunda kalan kitap, iki cilt halinde yayımlansaydı daha da yüksek fiyata satılmak zorunda kalacaktı. Sanıyorum bu durum, puntoyu biraz küçültmeyi göze alarak tek kitap halinde basma tercihine neden oldu.

Kumandanı Öldürmek, Murakami’nin önceki kitaplarına göre tarihsel olaylara daha fazla yaslanan bir kitap. 1937 – 1938 yıllarında yaşanan Nanking Katliamı, kitapta öne çıkarılan en önemli tarihi olaylardan. Bu olayın yanında, 2. Dünya Savaşı, Kristal Gece, Almanya’nın Avusturya’yı ilhakı, Mauthausen-Gusen Toplama Kampı gibi tarihi olaylara ve yerlere bolca referans mevcut.

Nanking Katliamı, üzerinden seksen yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen Japon toplumu için büyük bir tabu. Kabul edilen gerçekler, 300.000’den fazla insanın Japon askerleri tarafından inanılmaz işkenceler sonucu öldürüldüğünü bize gösteriyor. Bugün tabu olarak değerlendirilen bu konu Çin-Japon ilişkilerindeki hemen tüm gerilimlerde dillendiriliyor.

Haruki Murakami’nin, kitabında, Japon toplumunun görmezden gelmeyi tercih ettiği bu katliama yer vermesi Japonya’da oldukça sert eleştirilere maruz kalmasına neden oldu. Yazarın uluslararası bilinirliğinin etkisiyle, çok farklı coğrafyalarda “Nanking Katliamı” hakkında konuşulacak olması da bu sert eleştirileri pekiştirmiş olabilir.

Almanya’nın Avusturya’yı ilhakı ve orada yaptığı zulümlerin de anlatılıyor olması Japonların öfkesini dindirmemiş olmalı.

IV

Yukarıda kısaca değinmeye çalıştığım unsurlar ve yazarın merkezde kaldığı tartışma nedeniyle Kumandanı Öldürmek’in yanlış değerlendirildiğini düşünenlerdenim.

Türkiye’de çok fazla gündeme gelmese de, kitap hakkındaki yorumlara bakan bir okur, tarihi bir roman okuyacağı yanılgısına düşebilir. Oysa Kumandanı Öldürmek’te, onu, tarihi roman sınıfına sokabileceğimiz unsurlar yer almıyor. Murakami, kitabına fon oluşturması amacıyla bu tarihi olaylara değiniyor elbette ama Kumandanı Öldürmek, esas olarak ismini bilemediğimiz bir portre ressamının, boşanma sürecinde çekildiği inziva evinde yaşadığı mistik-metafizik olayları merkezine alıyor.

V

İsmini bilmediğimiz portre ressamı, karısının boşanmak istediğini belirtmesinin ardından işi dâhil her şeyi geride bırakarak uzun süreli bir yolculuğa çıkar. Yol boyunca başına çok şey gelen kahramanımız, arabasının hurdaya çıkmasından sonra üniversiteden arkadaşının babasına ait eve yerleşme kararı alır.

Arkadaşının babası, gizemli ressam Tomohiko Amada’dır ve bozulan sağlığı nedeniyle bir bakımevine kaldırılmıştır. Portre ressamı, evin bakımını üstlenmek koşuluyla oraya yerleşir.

Kısa süre sonra bir başka gizemli karakter, Menşiki ortaya çıkar. Menşiki, ressama portresini yaptırmak istemektedir. Bu süreçte, kahramanımız Tomohiko Amada’nın sakladığı bir resmi bulur. Kumandanı Öldürmek adını verdiği bu resmin mesajını çözebilmek adına Amada hakkında araştırma yapmaya başlar. Amada’nın, 2. Dünya Savaşı öncesinde Avusturya’da olduğunu öğrenir. Bütün bunlar üzerinde kafa yorarken geceleri duyduğu çan sesini çözmeye çalışır. Bu sırada, ne olduğu anlaşılamayan bir kuyu keşfeder, roman boyunca idea olarak adlandırılan görülerle gerçeküstü deneyimler yaşar vs.

Kitabın tadını kaçırmamak adına oldukça basitleştirerek yaptığım özeti burada kesiyorum. Çünkü biraz daha büyük puntoyla basılsa bin sayfayı bulacak bu kitabı birkaç sayfada özetlemek neredeyse imkânsız. Yapmaya çalıştığım özetten de anlaşılacağı gibi, tarihi olaylar romana zemin sağlıyor ama toplasak yüzde onu bile bulmayacak bir oranı kapsıyor.

VI

Kumandanı Öldürmek, ülkesinde kimi tartışmaları tetikleyip yazarının eleştirilmesine neden olsa da biçim ve içerik olarak tam bir Haruki Murakami romanı. Kitap boyunca, Tomohiko Amada’nın sahip olduğu muazzam plak koleksiyonu sayesinde klasik müzik tarihinde adım adım geziyoruz; Amada’nın tavan arasına sakladığı resim sayesinde, geleneksel Japon resim sanatı hakkında uzun paragraflar okuyoruz; Don Giovanni hakkında sayfalar süren çözümlemeler, melankolik kahramanımızın düşünceleriyle karışıyor ve kitabın sonuna kadar tam olarak çözülmeyen büyük gizem son sayfaya kadar okurunu, avucunun içinden bırakmıyor.

Kumandanı Öldürmek; günlük yaşam koşturmacasının içinde, sosyal medyanın da etkisiyle büyük bir dikkat dağınıklığı içindeki okurlara tuğla gibi bir kitap nasıl okutulur, sorusuna verilebilecek en güzel cevap. Murakami, zaman zaman anlatmanın şehvetine kapılıp lafı uzatsa da bölümleri öyle ustalıkla kuruyor ki bir sonraki bölümü okumadan kitabı elinizden bıraktığınızda neredeyse vicdan azabı duyuyorsunuz.

Murakami’nin kimi bölümlerde, anlatmanın şehvetine kapılıp sözü uzatmasının yanında, kitabın sonunun biraz zayıf kalması da eleştirilebilecek diğer nokta.

Kumandanı Öldürmek, yaklaşık iki sayfa süren “Giriş” bölümünde eli oldukça yüksek bir yerden açıyor. Sonraki bölümlerde isimsiz anlatıcının başından geçenleri kronolojik bir çizgide okurken gizem ve gerilim adım adım artıyor, olaylar gittikçe içinden çıkılmaz bir hâle geliyor. Bu durum, okurun merakını kamçılarken beklentisini de yükseltiyor. Kitabı okurken sık sık, “Acaba sonunu nasıl bağlayacak?” diye düşünmeden edemedim.

Sonuç olarak, daha en baştan oldukça yüksekte tutulan beklenti çıtası, birçok okur için, yazar kitabına nasıl bir son verirse versin tatmin edici olmayacaktı.

VI

Yazıyı bitirirken, kitapta nasıl olur da gözden kaçar, dediğim bir çeviri hatasına (dalgınlığına mı demeliyim?) değinmek istiyorum. Kitabın çevirmeni, Ali Volkan Erdemir, daha önce pek çok Murakami kitabını da çevirmiş deneyimli bir akademisyen. Çalıştığı üniversitenin web sitesinde, kendisi hakkında şu bilgiler veriliyor:

“Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Anabilim Dalı (1993-1995) ve Japon Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda (1995-2000) öğrenim gördü. Tokyo University of Foreign Studies’de bir yıl burslu (AIEJ) değişim öğrencisi olarak Japon dili ve kültürü derslerine katıldı (1998). Japon Hükümeti (MEXT) araştırma bursu ile gittiği Kyoto Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora derecelerini aldı (2001-2007). Kyoto Üniversitesi’nde altı ay konuk öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulundu (2013).  Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Japon Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda profesördür.” [ii]

Bu kısa özgeçmişe bakarak, Erdemir’in önceki çevirilerini de göz önünde tuttuğumuzda aşağıda değineceğim yanlışlığın dalgınlık sonucu ortaya çıktığını düşünebiliriz.

Kitabın 397. Sayfasında başlayan 30. Bölümünde portre ressamımız, öğrencisi Marie Akikava’nın portresini yapmaya başlayacaktır. Marie, küçük bir çocuk olduğu için portreyi halasının nezaretinde yapmaya karar verirler. Bu noktada çevirmen büyük bir dalgınlıkla sayfalar boyunca hala olması gereken kadını teyze olarak çevirmiş. Doğan kitap editörleri de kitapta önemli yer tutan bir karakter olmasına rağmen Şoko Akikava’nın hala olarak yazılması gerektiği gerçeğini gözden kaçırmış. İlk hatalı çeviri 397. Sayfada başlıyor:

“… ve Marie Akikava’nın teyzesinin kullandığı…”

“… ama Marie Akikava’nın teyzesinin neden…” (s. 397)

“…Kapı açıldı, Marie Akikava ve teyzesi…” (s.398)

“…. Marie Akikava’nın teyzesi çok sakin…” (s. 398)

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Çünkü bu dalgınlık, kitabın 411. Sayfasına kadar devam ediyor. Söz konusu sayfanın sonuna doğru,

“… Marie bir şey demeden başını salladı. Uygun, anlamında. Halasının yanına gelince az önceki hali tamamen değişmiş, derin bir sessizliğe bürünmüştü.”

Cümlesinden itibaren, “teyze” kelimesi “hala” olarak düzeltiliyor ve bu hata bir daha tekrarlanmıyor.

Kumandanı Öldürmek’in Japonya’da 24 Şubat 2017’de yayımlandığını belirtmiştim. Ekim 2018’de ise İngilizce çevirisi tamamlanarak ABD ve İngiltere’de satışa sunulmuş. Bizde ise Kasım 2018’de ilk baskısı yapıldı.

Tahminime göre Doğan Kitap, Kumandanı Öldürmek’i İngilizce çevirisiyle yakın zamanda yayımlamak adına veya 10-18 Kasım 2018 tarihlerinde yapılan 37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’na yetiştirmek için biraz acele etmiş. Çevirmene ve editörlere çeviriyi bütünlüklü olarak gözden geçirmeleri için zaman tanımamış.

Yazıya Ek:

Kumandanı Öldürmek için hazırlanan çalma listelerinden birine şuradan ulaşabilirsiniz.

[i] İngilizce kaynaklarda “Rat Trilogy” olarak geçen bu ifade, fare/sıçan anlamında mı kullanılıyor teyit edemedim.

[ii] https://avesis.erciyes.edu.tr/averdemir/ (Erişim tarihi 06.05.19)

Onur Uludoğan – edebiyathaber.net (17 Mayıs 2019)

Yorum yapın