Masthead header

Küçük bir kız, neden kedi olmak ister? | Sevda Müjgan Yüksel

Aile, çocuğun beslenme, bakılma, sevilme ve eğitilme gibi temel gereksinimlerini karşılayan bir kurumdur. Anne ve baba; sevgisiyle, özeniyle, ilgisiyle çocuk için bir güven ortamı yaratır. Çocuk bu ortamda sağlıklı bir biçimde büyür, yeteneklerini geliştirir. 

Sıcak Çikolatalı Yolculuklar” adlı kitabın ana kahramanı Su, öğretim üyesi bir annenin ve mühendis bir babanın çocuğu olarak gözlerini dünyaya açtığında onu bekleyen bir eli yağda, öteki balda bir yaşamdır. Ailesi ona en iyi olanakları sunacak, bir eksiklik yaşatmayacaktır. O, acıklı hayatların uzağında şanslı bir çocuk olacaktır.  

Su, gerçekten şanslı bir çocuk mudur? 

Su’ya sorulsa kendisini öyle görmediğini açıkça söyleyecektir: “Ne sıkıcı bir hayat bu!” 

“Sıkıcılık” ve “şans” gibi öznel kavramları tartışmaya açmak yerinde değildir ancak anlamak olasıdır. Bu durumda biz de Su gibi istersek sıcak çikolatalarımızı elimize alıp bir yolculuğa çıkabiliriz. Taksi sürücüsü Harun’un teknolojinin olanaklarından en iyi biçimde yararlandığı arabası yerine bahçelerimizde, evlerimizde, koltuklarımızda, masalarımızın başında… gönlümüz nerede isterse orada bir kitabın sayfaları arasında ilerleyeceğimiz bir yolculuğa…   

Kanatları Havalanamayan Su

Anne Senem Hanım, omzunda bir bilim meleği taşımayı isteyebilecek kadar bilim sever bir öğretim üyesidir. Mesleğine yaraştığını düşündüğü biçimde ağırbaşlı, koyu renk, pahalı ve sade giysiler seçer. Zaman konusunda yaşadığı sıkıntılar onu zamanı iyi kullanmanın inceliklerinde ustalaştırmıştır. Öyle ki bu konuda bir kitap bile yazabilir. İki – üç işi bir arada yapmazsa içi ezilir, midesine kramplar girer. Zaman boşa akıp geçti diye dizini döver.  

Kızının (Su), banyolarının tepesindeki küçük pencereden baktığı bir sabah keşfettiği evlerinin arkasından yokuşun başına kadar uzanan kenar mahallenin çöp bidonunda bulduğu koyu, mavi rimelli takma kirpikleri, çingene pembesi pelüş şalı, vişne çürüğü ruju kullanabileceği elbette aklından bile geçmez. Oysa Su, gösteri dünyasında çalışanların attığı bu eşyalara el koymakta sakınca görmeyerek kendisinde yarattığı koket görüntüyle odasında sonuna kadar açtığı rock müziği eşliğinde matematik problemi çözer. 

Çocuklarının eğitiminde pedagog ve psikologların sözlerinden çıkmamayı ilke edinen Senem Hanım, kızının yaşamında yolunda gitmeyen bir şeylerin varlığına işaret kabul ettiği başarı notunun düşmesi, tırnaklarını yemesi gibi durumlarla karşılaştıkça soluğu psikologda alır. 

Psikolog “Kızınızı ciddiye alın.” dediğinde onun yastığının altını, çalışma masasının üzerine koyduğu kırık aynalarla kaplanmış, neşeli, cıvıl cıvıl tası sevgi ve övgü sözleriyle bezer: “Seni seviyorum.”, “Sen gururumuzsun.”, “İyi ki kızımızsın.” … Psikologun iyileştirme programını adım adım izler. Bu doğrultuda detox programına kaydolan Senem Hanım, çocuklarına (Su ve kardeşi Arda’ya) nefes almayı öğretir. İnsanın içinin de temizlenebilmesi için on beş günde bir iç temizliği günlerini aksatmazlar.  Ayrıca kızıyla sabahları yere bağdaş kurar, birlikte gözlerini elleriyle kaparlar. Derin nefes alıp vererek içlerinin sessizliklerine çekilirler. 

Su, sevgi kokulu sözleri sarf etmekteki cimriliklerini bildikleri için suçluluk krizine giren anne ve babasına acır. Annesinin ve psikologun el ele verip dünyayı değiştirdiklerine inanmalarına burun kıvırır: “Pek işe yaramıyor. İnanmazsınız, çoğu zaman rol yapıyorum.”  

Baba Akkan Bey, bir fabrikanın verimlilik uzmanı olarak işinde oldukça başarılı bir mühendistir. Çocuklarının mutluluğunu okul başarılarıyla ölçmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Onların benimsemesini istediği kural oldukça açıktır: “Her hafta bir öncekinden iyi olmalıyız. Ben sınıfımın en iyisiyim.” Bu kural, onları zirveye taşıyacaktır. Çocuklarının isteğinin okulda iyi notlar aldıkça övülmek olduğunu düşünür. Bu konuda eşinin de desteği tamdır: “Bizler çocuklarımıza yol haritası vermeye çalışıyoruz. Beş yıl sonra nerede olacaksın, on yıl sonra hangi okuldasın, on beş yıl sonra hangi kurumdasın, bugünden bilmek istiyoruz.” Onlar, on beş yıl sonra sokaklarda düş kırıklığı içinde oraya buraya savrulan, kafası karışık evlatlar görmek istemezler. Onların ellerinden, evlerinden çıkan çocukların kendilerinden emin, güvenli, dünyaya coşkuyla, sımsıkı ayaklarla basabilen insanlar olacaklarını umarlar. 

Su, babasının yaptığı gibi kendisine bir hedef seçmeli, onun arkasından gitmek için çabalamalıdır. Bu hedef, elbette gönlünden geçtiği gibi “trapezci olmak” olamaz. Özlemini dillendirse babasının “Uğursuzluk dolaşıyor başında, aklını başına al.” diyeceğini, annesinin onu ciddiye bile almayacağını, ağız dolusu güleceğini bilir: “Bir bardak suyu dökmeden getirmeyi becerdin de trapeze mi çıkacaksın?” Su’ya olsa olsa sirk cambazları ailesinde dünyaya gelmediği, her şeye doğar doğmaz sahip olduğu için şükretmek düşecektir. Aklını kullanmalı, elindeki nimetlerden yararlanmaya bakmalıdır.  

Su, anne ve babasını onaylar mı? Hayır! “Onun için biz zavallı fareler, labirentlerde geziniyoruz.”

Bu zavallı farelerin yaşamlarına biraz daha eğilmenin tam sırasıdır. 

Labirentlerde Gezinen Zavallı Fareler

Su, nefes almaya zaman bulamaz çünkü “Her gün daha çok konu ezberlemek, daha fazla test sorusu, daha yüksek performans, daha çok keman, daha çok bale kursu, daha çok jimnastik, daha çok programlanmış saatler…”

Su, dersten sonra bale kursuna gitmek istemez ancak annesinin küplere bineceğini bildiği için bunu ona söyleyemez. Bale dersinde kendisini kasar, her kurs ertesinde odasında katıla katıla ağlayarak ancak rahatlayabilir. Onda bale öğretmeni korkusu vardır. Araştırmalar keman çalmanın düşünme yeteneğini belirgin biçimde artırdığını ortaya koyduğuna göre Su için “keman dersine gitmemek”, odasında kendi başına kalmak seçenekler arasında yer alamaz. Annesinin dırdırıyla baş edemeyeceğini bilir. Savaşmak, tartışmak kolunu kanadını kıracak, ona yaşam sevincini yitirtecektir. Kemanla didişmek durumundadır. Oysa farkındadır: “Derslerimi, kurslarımı bitirmeye çalışırken çocukluğum kaçıp gidiyor.”

Senem Hanım, kızının mızıldanmalarının önünü nasıl keseceğini bilir: “Arda’yı örnek alsana. Hiç gıkını çıkarmadan kurslarına yetişiyor.” 

Su için kardeşini örnek almak söz konusu olamaz çünkü “Olsun o kadar! O proje çocuk. Üstün yetenekliler sınıfından.”

Senem Hanım ve Akkan Bey evlendiklerinde plan defterlerine tek çocuk adı yazsalar da evdeki hesabı çarşıya uyduramazlar. 2. çocukları da dünyaya gelir: Arda. Arda, annesiyle ilk altı ayını geçirdikten sonra yuvaya verilir, özel eğitime alınır. Konuşmayı sekiz ayda, yürümeyi dokuz ayda öğrenir. Artık altı yaşındadır ve iki yabancı dili vardır. Yeteneklerini maksimumda kullanmayı bilir. Senem Hanım “Biz Arda’da başarıya ulaştık.” diye düşünür. Su ise kardeşinin, anne ve babasının farkında olmadıkları özelliklerini de bilir.  O, “saman altından su yürüten sessiz bir cengâver, manyak, pis bir ucube”dir. Kalorifer böceklerini çöpe geçirip mum alevinde ızgara yapar. Anaokulunda arkadaşı Sırma’nın altın sarısı saçlarını çakmakla yakmaya kalkar. Apar topar psikologa yollansalar da Su, “proje çocuk”un sallantıda olduğunu görür. Arda’nın hınzırlıklarının sonu gelmez. Kendisine uzanan elleri, toplu iğne gizli eldiveniyle sıkmaktan büyük bir keyif alır.  

Evde Biri Olunca Nasıl Yaşanır?

Taksi sürücüsü Harun, eşini ve çocuklarını kaybettiği için yalnız yaşamaktadır. Evde biri olsa nasıl yaşayacakları sorusuna verdiği yanıt dikkate değerdir: “Evde iki televizyon var, o da ötekinin karşısına geçecek ya da dizüstü bilgisayarını alacak kucağına, ona buna mesaj yollayacak. Yine iki yabancıyı oynayacağız.” 

Su ve ailesi için de durum farklı değildir: “Bizim evde yaptığımız gibi. Dört yalnızlarız biz de.”

Bir çılgınlık yapmak isteseler? “Bu akşam kucağımıza çekirdek taslarını alalım. Minik Cadı filmini seyredelim.” Olası değildir. Evde hafta arası yasakları vardır. Matematik yazılısı varken ne televizyon ne de film seyredilebilir. 

Su, yaşamın yalnızca kendisi için değil anne – babası için de sıkıcı olduğunun farkındadır. Onlar kendisi ve kardeşi için çok çalışmak zorundadır. Evden uzak, yolu dolambaçlı da olsa eğitimi kaliteli olduğu için gönderildiği özel okulun parası çok yüksektir. Oturdukları 15 katlı, soğuk yüzlü, pencereleri, panjurları, perdeleri sıkı sıkı kapalı şık apartman katının kirası annesinin maaşının yarısıdır.  Evi derleyip toparlayan, yemek yapan genç kızın maaşı da zorunlu giderleri arasındadır. Su, elektrik, yakıt faturaları… 

Anne-babasının hiçbir şeyden zevk almadığını düşünmek Su’yu üzer. Kendisi ilerideki yaşamını düşünerek birtakım sıkıntılara katlanmak zorundayken durum, anne-babası için de farklı değildir. Onlar da çocukları için kimi sıkıntıları göğüslemektedir.  Yaşamın herkes için bu kadar sıkıcı olması çok acıklıdır. Refaha ne zaman erişilecektir?  

Refaha ne zaman erişileceğinin yanıtı değilse de küçük kızın farkında olduğu aile içi iletişimsizliğin çözümü psikologlardan gelir: yılda iki kez ailecek tatile çıkılması. Yılın birçok günü başına buyruk aile üyeleri, tatilde on beş gün diz dize yaşayacaktır. Gidilecek bölge ve tatil köyleri aile bireylerinin önerileri alınarak seçilir. 

Yalan Söylemek, Suçluluk Duygusu mu Yaratır?

Su, keyif çatmanın, yaşamın tadını çıkarmanın öğretilmediği bir dünyada kendince bir yol bulur: keman kursuna gider gibi yapmak ama gitmemek. Ucu annesine yalan söylemesine varacak da olsa sokaklarda başıboş gezecektir. Sokaklarda yere bastığı saatlerin oldukça kısıtlı olduğu anımsanırsa bu, alışveriş merkezinin merdivenlerini ve okulu tanıyan rugan pabuçları için de değişik bir deneyim olacaktır. Sabahları babasını alan fabrikanın sürücüsü onu da okula bırakmaktadır. Yol boyunca babası gazete okurken o da gönlünden sokakları kolaçan etmek geçse de babası istediği için günün derslerini gözden geçirmek zorunda hissetmektedir kendisini. 

Su, kentin sokaklarında tek başına yürümenin, dilediğince koşturmanın düşünü az kurmamış; derslerden sonra içi tıka basa dolmuş duygusuna kapıldıkça açık havaya çıkıp deliler gibi bağırmayı, içini dolduran her ne varsa boşaltmayı az istememiştir. Çoğunu unuttuğu bir sürü şey tıkıştırılan beyni çok yorgundur. Gezisinin sonunda söylediği yalan, beklediği gibi içini suçluluk duygusuyla doldurmaz; sözcüklerle anlatamayacağı bir iç huzuru, ferahlık duyar. 

Sonuç

Su, mutlu değildir. Kardeşi Arda’nın merdiven boşluğunda bulduğu açlıktan ve susuzluktan bitkin düşmüş ve anneleri yalnızca bir gece evlerinde kalmasına izin verdiği için konukluğu kısa süren kediyi anımsadığında gökyüzüne doğru “Kedi olabilmeyi isterim!” diye haykırır. Ağaçtan ağaca atlayan, deniz gören çatılardan mahalleye tepeden bakan kedinin cesaretine ve yaşam enerjisine hayran kalmıştır. Bir kedi olarak dünyaya gelse hiçbir şeye sahip olmadan iyi bir hayat sürdürebilecektir. “Para harcaması, markete gitmesi, okulları bitirmesi gerekmeden, suya sabuna, cep telefonuna, bilgisayara ihtiyacı olmadan yaşanabileceğini bilmek moralini yükseltmişti.”

Kedi olmayı isteyen küçük kız, gerçekte insanlığın en eski yarasına da farkında olmadan parmak basmaktadır. Para ve güç üzerine kurulu bir düzende, anne ve babaların Senem Hanım ve Akkan Bey’den farklı davranabilmeleri oldukça güçtür. Düzeni değiştirmeye gücü yetmeyen, o düzene uymak zorunda kalacaktır. 

Bu arada para ve güç savaşımına bile katılamadan, yoksulluklarına boyun eğmek zorunda kalan sayısız çocuk ise Su ve kardeşine imrenen gözlerle bakmayı sürdürecektir.   

Kaynak:  Ak, Sevim, Sıcak Çikolatalı Yolculuklar, Can Çocuk Yayınları, 34. Basım, 2022, İstanbul.

edebiyathaber.net (26 Ağustos 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r