
Adli psikiyatrist Heidi Kastner’in yazdığı “Korkaklık: İnsan Neden Susar, Kaça ve Seyirci Kalır?”, korkaklığı, kişisel korunma davranışının ötesine taşıyarak toplumsal, ahlaki ve siyasi bir bağlamda ele alıp pek çok yönden okuru konu üzerine düşünmeye sevk eden bir kitap.
Korkma duygusu kişisel olarak herhangi bir tehlike görüldüğü anda, bu durumdan kaçma, geri çekilme ve bir reaksiyon verememektir. Kişi, olası bir tehlike halinde, bu durumla mücadele edemeyeceğini anladığında, ondan kurtulmak için kendini korumak için karşı atağa geçmek yerine, bulunduğu yerden uzaklaşmayı, farklı karşılıklar vermeyi zorunluluk olarak görür. Bu bireysel korkudur. Bir de toplumsal baskı altında kaldığında kendine halel gelmesin diye içinde yer aldığı topluluktan kendini soyutlar. Bu baskılara ses çıkaranlardan desteğini esirger. Sessizliğe bürünür. Avustralyalı adli psikiyatrist Heidi Kastner’in kaleme aldığı, Say Yayınları’ndan İsmet Tekerek çevirsiyle yayımlanan “Korkaklık: İnsanlar Neden Susar, Kaçar ve Seyirci Kalır?” başlıklı kitabı, korkmayı, toplumsal, ahlâki ve politik bir yönden ele alarak korkaklığın kişisel davranışının üstüne taşıyarak topyekûn bir durum olarak ele alıyor.
Çıkış noktası haksızlık karşısında susmak, ses çıkarmamak, yanlış olduğunu düşündüğümüz bir duruma itiraz etmemek, başımıza bir iş gelmemesi için sorumluluk almamak, kendimiz dışındaki insanların yaşadığı sorunları görmezden gelmek gibi konular olan “Korkaklık”, insanın korkusunun sebebinden ziyade, korkuyu bir neden olarak gösterip insani sorumluluğundan vazgeçtiğiyle ilgilenen bir kitap.
Korkuyla korkaklık arasındaki ince çizgiyi, insanın tehlike halinde verdiği en doğal tepkinin korku, kişinin kendi güvenliği, çıkarı ve rahatının bozulmaması adına sessiz kalmasını korkaklık olarak nitelendiren Kastner, korkaklığın sadece hayatın olağan akışı dışında kalan zamanlarda ortaya çıkan bir davranış olarak nitelemez. Örneğin iş yerinde haksızlığa maruz kalan bir arkadaşının arkasında durmamak, bir topluluk içinde kimsenin doğru olmadığını bildiği bir karar karşısında sessiz kalmak veya başka birinin uğradığı haksızlığa sırt çevirmenin korkaklık olduğunu savunur.
Heidi Kastner, “Korkaklık”ta bireysel davranışların doğuracağı toplumsal sonuçlar arasındaki bağı görünür kılarak, haksızlık karşısında susan insanın, kendi sessizliğini “Ne fark eder ki?” minvalinde hesap ettiğini, başkasının, onun yerine sesini çıkaracağını düşünmesinin ve bunu kanıksamasının bir alışkanlığa dönüşme tehlikesinden dem vurur. Kişi elbette güvenliğini koruyacaktır ancak gerçek bir tehlikenin olmadığı durumlarda dahi salt konforu bozulmayacak diye susmayı tercih ediyorsa burada işin ahlaki kısmı devreye girer ve bu da ayrı bir sorumsuzluğun göstergesi olarak karşımıza çıkar.
Kastner’in burada bahsettiği korkaklık, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” düşüncesinde vücuda gelir ve bir başkasının sorunu paylaşılan bir hayatın ortak sınırlarının daralmasında sebep olur ve böylece güven duygusu da ortadan kalkar.
Kitabın toplumsal ve siyasal boyutu, korkaklığın sonuçlarını daha görünür hâle getirir. Kamusal sorumluluk üstlenmesi gereken insanların, tepki görmekten veya konumlarını kaybetmekten çekindikleri için gerekli adımları atmaması, sorunların ertelenmesine ve büyümesine yol açabilir. Aynı biçimde, toplumsal çoğunluğun dışlanma korkusuyla düşüncelerini dile getirememesi de eleştirel düşüncenin alanını daraltır.
Heidi Kastner, “Korkaklık”ta gündelik hayat içinde genelde çok da fazla kale almadığımız toplumsal sorumluluğu, ahlak ve cesaretin odağına alarak tartışmaya açarken, korkaklığı sıradan bir eksiklik olarak görmenin nedenleri ve sonuçlarıyla ele alarak çok katmanlı bir mesele olarak görüyor. Bunu yaparken de haksızlık karşısında kişinin neden sustuğunu, neden kaçtığını ve neden bir tepki göstermediğini masaya yatırıyor.


















